Prof. Dr. Abdülkadir Özcan
Dünün ve
bugünün tarih talebesi arasında şüphesiz önemli farklılıklar var. Geçmişte,
mesela bizim talebelik yıllarımıza tekabül eden 70’li senelerde Türkiye’de
tarih bölümü sayısı çok azdı. Dolayısıyla genelde çok istekli adaylar bu
bölümlere giriyorlar ve nispeten iyi eğitim alıyorlardır.
Düşünüyorum
da, o zamanların lisans tezlerinden bazısı günümüzün yüksek lisans hatta
doktora tezi seviyesinde idi.
Günümüzde
üniversite öncesi dönemde talebeyi tarih bölümüne sevk edecek çevrenin olmadığı
kanaatindeyim.
Bence
liselerde, yani yeni dönem orta öğretim sisteminin son dört yılında tedrisata “Osmanlı Türkçesi” seçmeli ders olarak
konulmalıdır. Zira bin yıllık tarihimizin kaynak dili Arap harfleriyle
yazılmıştır.
İngilizcenin
de etkisiyle geleneksel Türkçemiz kaybolmak üzere.. En basit kelimeleri bile
derslerde kullanmakta zorlanıyoruz. Zira yaşayan Türkçemizin pek çok latif
kelimesini eski diye, Arapça veya Farsça diye atmışız.
Benim Tarih
talebesine tavsiyem, mutlaka Arapça ve Farsçayı öğrenmeye çalışmalarıdır.
Osmanlı Türkçesi için Arapçanın kelime yapısına dair “Sarf” kısmının bilinmesine zaten ihtiyaç vardır. Ancak
unutulmamalıdır ki, pek çok kaynağımız Arapçayla yazılmıştır; dolayısıyla cümle
yapısına dair “Nahiv” bilgisine
ihtiyaç vardır. Öğrenilmesi daha kolay Farsça ise Türkoloji araştırmaları için
bilinmesi zorunlu dillerdendir.
Prof. Dr. Azmi Özcan
Tarih
doğrudan doğruya bir kimlik (hüviyet) meselesidir bu itibarla da bu meseleyi
kendisine dert edinen insan ve toplumlar için hayâti derecede önemlidir.
Özellikle
ülkemizdeki tarih eğitiminin gelişim kaydetmesi için öğrencilerin kendilerini
daha donanımlı kılmak adına bir batı dili, bir doğu dili ve kendi geçmişi
hakkında bilgi sahibi olması için de orijinal eserleri okuyabilecek kadar
Osmanlı Türkçesi bilgisine sahip olması elzemdir. Bunun yanında iyi bir öğrenci
olması gerekmektedir.
Bu yüzden
tarih öğrencilerinin bir sosyal bilimci olarak yetişmesini sağlayacak, yabancı
dil gelişimlerini özendirerek destekleyecek, çok iyi derecede Osmanlı Türkçesi
ve paleografyası öğrenmesine imkân verecek bir zemin hazırlanmalıdır.
Prof. Dr. Feridun Emecen
Günümüzde
Tarih Bölümü sadece Osmanlı tarihini alakadar eden dersleri vermiyor. Öğrenci
ilgisine göre bunları tayin etmek lazım. Eğer Osmanlı tarihi üzerinde
duracaksa, onun üzerine eğiliyorsa o zaman Osmanlıca vazgeçilmez bir hale
bürünmüş oluyor. Ben hani kültür boyutunu bir tarafa bırakıyorum, mesleki açıdan
söylüyorum.
Zira eski
kültürden kopmamak için her entelektüelin belli bir seviyede Osmanlıcaya aşina
olması aşikâr. Ama mesleki formasyon itibari ile de Osmanlıcayı çok iyi bilmek
gerekiyor. Bunun iyi öğretilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Fakat ders
programları buna her zaman müsait olmayabiliyor. Büyük üniversitelerde büyük
bölümlerde, yani öğrenci ve hoca sayısının kalabalık olduğu bölümlerde bu
anlamda program yapmakta ciddi problemlerle karşı karşıya kalınabiliyor. Herkes
kendi dersini önemseme peşinde koşuyor ve o zaman öğrencinin neye ihtiyacı
olduğu ve nasıl bir ideale yakın eğitim görmesi gerektiği konusunda ciddi bir
eksiklik ortaya çıkıyor.
Prof. Dr. Hayrunnisa Alan
Öncelikle dil
problemi var. Burada kastettiğim yabancı vs. değil; öğrenciler kendi dillerine
yeterince vâkıf değiller. Yurtdışında uzun süre kalmış değilim; fakat derler ki
orta öğretim seviyesinde bir İngiliz genç Shakespeare’i anlamakta fazla güçlük
çekmez. Bizde ise durum maalesef çok vahim; bırakın birkaç yüzyıl öncesini
şimdiki nesil 50 yıl öncesinin metinlerini anlamakta güçlük çekiyor. (Son
devrin meşhur tarihçilerinden)Togan’ı, Kafesoğlu’nu anlamazsanız, onların
ortaya koyduklarını yeniden keşfetmeye çalışırsınız!
Prof. Dr. İdris Bostan
Tarih
öğrencilerinin mezun olmadan önce mutlaka Osmanlıcayı öğrenmeleri ve her çeşit
arşiv yazısına aşina olmaları şart. Arapça ve Farsça’yı hiç olmazsa başlangıç
seviyesinde ve Osmanlıca için gerekli olduğu kadar öğrenmelidir. Maalesef
mevcut müfredat yetersiz kalmaktadır. Bunlardan daha önemlisi öğrenci Osmanlıca
öğrenmenin önemini kavramalıdır. Aksi takdirde iyi Osmanlıca okuyabilme kabiliyeti
sayesinde sadece eski metinlerin edisyon kritiği yapılarak bugün ünvanlar
alınmakta ve bütün akademik hayat bunlarla meşgul olarak geçmektedir. Herhalde
tarihçilik bu değildir.
Yine
tarihçiliğimizin gündemi vak’anüvislerden daha az merkeziyetçi değildir ve esas
itibariyle hamaset üzerinde zemin bulmaktadır. Tarihçi günlük politikalara alet
olmamalıdır. Sinema filmleri ve dizilerle meşgul olması tarihçiye ve tarih
ilmine bir haksızlıktır. Vaktiyle Ömer Lütfı Barkan, Halil İnalcık, Cengiz
Orhonlu ve Mehmet Genç gibi hocalar Osmanlı tarih araştırmalarında çığır
açmıştır. Uzun yıllardır İstanbul ve Anadolu üniversitelerinin tarih
bölümlerinde bu yollardan gidilerek tezler üretilmek istenmişse de, maalesef
öncü hocalar doğru anlaşılamadığı için ümit edilen sonuç alınamamıştır.
Prof. Dr. Muammer Demirel
Eğitimde
dikkat çekici olarak son yıllarda gördüğüm bir durum ki; tarih öğrencileri
Uzunçarşılı’nın Osmanlı tarihini okumakta zorlanıyorlar. Halbuki bizim
zamanımızda ya da bundan 5-10 yıl önce okuttuğumuz öğrencilerden böyle bir
şikayet almıyorduk. Anlaşılıyor ki okuma alışkanlıkları zayıf. Bundan
kaynaklanıyor. Ama öğrenim veya en azından Osmanlıca öğrenme seviyeleri de bir
hayli düşmüş gibi gözüküyor.
İdealist
öğrenciler aradan çıkıyor ve onlar bakıyorsunuz dil öğreniyorlar, kaynak
okuyorlar. Çoğunluk olmasa da aradan bir bakıyorsunuz birkaç öğrenci çıkıyor
bir sürü kaynak okumuş; gelip sizinle kaynakları tartışıyor. Kendini
yetiştirmeye yönelik idealist öğrencilerin belki sayı olarak da arttığını
söyleyebilirz.
Türk Dili ve Edebiyatı’nda da
aynı şey olabilir ama tarih bölümünde Osmanlıca öğretirken temel bir Arapça ve
Farsça da öğretmek lazım. Herkes belki okuyabiliyor Osmanlıcayı ama; onun
kurallarını, üzgün okumayı yahut yazmayı ve tam olarak anlamayı başarabilecek
derecede öğrenmenin yolu da esasında biraz Arapça ve Farsça öğrenmekten
geçiyor.
Tarih
öğrencilerine tavsiyem bir kere idealist olmaları. Bunun için Osmanlıca
kaynakları okuyabilmeleri, ondan sonra da yabancı literatüre hâkim olmak için
yabancı dil öğrenmeleri lazım. Birinci ikinci elden kaynakları da öğrencilikte
okumaları gerekli. Hani bir şair diyor ya “bir
sazlıkta saz bile olacaksan en iyi saz sen olmalısın”. Bugün dünya çapında
tarihçilerimiz var; ben de onlar gibi neden olmayayım, diye düşünmeli ve ona
göre çalışmalılar.
Prof. Dr. Necdet Öztürk
Her akademik
tarihçinin klasik şark dillerini yani Arapça ve Farsçayı öğrenmesi gerekmez. Bu
diller, İslâm ve Selçuklu tarihi çalışacaklar için zaruridir. Çünkü bu diller
bilinmeden o dönemlerin ilmi yapılamaz. Osmanlı tarihini düşündüğümüzde ise söz
konusu dillerin bilinmesinde büyük fayda var. Osmanlı’dan kalan tarihî
kaynaklar aslında bunu bir bakıma mecburi kılıyor. Her şeyden önce temel bir
dil alt yapısının olması, bu işin bilimini yapanlara büyük avantajlar sağlar.
Zaman ve enerjilerini akıllıca kullandıklarında ilmî çalışmalarında
zorlanmayacakları gibi hiç şüphesiz daha çok yayın yapacaklardır.
Prof. Dr. İsmail Hakkı Demircioğlu
Tarih bölümü
öğrencilerinin Osmanlıca, Farsça ve Arapça dersleri almaları şart. Bu
Türkiye’de üniversite seviyesinde tarih eğitiminde büyük bir eksiklik. İyi bir
tarihçi bu dillerin haricinde birkaç da yabancı dil bilmeli.
Eğitimin ve
tarih öğretiminin diğer bir boyutu değer eğitimidir. Yurt dışında özellikle
Japonya’da değer eğitimine çok dikkat ediyorlar. Ben sadece tarih dersinde
değil diğer derslerde de değer eğitimine katkı sağlanması gerektiğini
savunuyorum. Siz ne kadar bir insanı bilgili yetiştirirseniz yetiştirin, ona
değer vermediğiniz takdirde, kalbini iyi tutmadığınız takdirde o insan
problemlidir. İster doktor olsun, ister müthiş bir mühendis olsun veya çok
mükemmel bir tarihçi olsun eğer bir değer sistemi, inanç sistemi yoksa, eğitim
ona bir değer vermemişse o insan problemli insandır diye düşünüyorum.
Doç. Dr. Bahri Ata
Ülkemizde
sosyal bilimlerle uğraşacak olan herkesin Osmanlıca bilmesi gerektiğini
düşünüyorum. Taşıma suyla değirmen dönmez. Hukukçu, mimar, iktisatçı, sosyolog,
psikolog, eğitimci vb. kişilerin kendisi Osmanlıca bilmeli ki sahasıyla ilgili
Osmanlıca gazete, dergi ve kitapları okuyabilsin.
Tarih
bölümlerinde öğrenim gören herkes, birinci sınıfta temel bir Osmanlıca dersi
almalıdır. Osmanlı tarihi konusunda uzmanlaşmaya devam edecekse, çalışacağı
döneme göre yazı çeşitleri konusunda ileri seviyede bilgiler edinmelidir. Eğer
Roma ve Bizans tarihi çalışacaksa da Latince, Eski Yunanca; Ortaçağ yakut İslam
tarihi çalışacaksa da Arapça ve Farsça dillerini öğrenmelidir.
Tarih
bölümlerindeki iki saatlik tarih metodolojisi dersi yeterli değildir. Bu konuda
okumalarına devam etsinler. Tarih yazıcılığındaki yenilikleri çok yakından
takip etmelidirler. Tarih yazıcılığının bazı meseleleri vardır ki işin
mutfağında daha iyi anlaşılabilir. Genç tarihçi adayları uygulamaya özellikle
vakit ayırmalılar. Meşhur eğitimcimiz İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun ifadesiyle “yüzme, ancak yüzerek öğrenilir.” Ben
de yazma kabiliyetinin, yazarak gelişebileceğini düşünenlerdenim.