Horasan erenlerinden Sarı Saltuk

Numan Aydoğan Ünal 08.04.2026 217
A
resim
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma ve çalışmalar yapıldı. Yurt dışında en detaylı çalışmayı Prof. Dr. Fahir İz yaptı. Yedi cilt hâlinde hazırlanan çalışma, Harvard Üniversitesi tarafından neşredildi. Türkiye’de en geniş araştırmaları da Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Prof. Dr. Kemal Yüce ve Prof. Dr. Necati Demir yaptı. Bu çalışmalar da kitaplaştırıldı. “Saltuknâme”nin bugün bulunabilen altı nüshası vardır. “Topkapı” nüshası, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Cem Sultan tarafından Ebul Hayri Rûmi’ye yazdırılmıştır.

“Saltuknâme” hakkında Prof. Dr. İz “Dil, üslup ve ifade tekniği bakımından Türk nesrinin şaheserlerinden” demektedir.

Prof. Dr. Akalın, “Saltuknâme” hakkında bir makale yazarak, konu hakkında geniş bilgi vermiştir.

Prof. Dr. Yüce “Saltuknâme bir Türk destanıdır. İslam-Türk destanları zincirinin bir halkasını oluşturan bu eser; değişik unsurların terkibidir. Destanî, tarihî, dinî unsurlar Saltuknâme’de bir bütünlük meydana getirmiştir” diyor.

Dr. Müjgân Cunbur da “Saltuknâme”nin yazmalarını tanıttığı makalesinde, eserin Türk kültür tarihi bakımından çok önemli olduğunu belirtmektedir.

Son asır büyük İslam âlimlerinden Yusuf Nebhânî “Câmi-u Kerâmet-i Evliya” adlı eserinde Sarı Saltuk’tan “Saltuk-et Türkî” olarak bahsetmektedir.

Osmanlı Devleti’nin büyük âlimlerinden İbni Kemal Paşa “Tevârih-i Âl-i Osman” adlı kitabında Sarı Saltuk’un ve gazilerinin Rumeli’ye geçişlerini edebî bir üslupla anlatmaktadır.

Sarı Saltuk’un Şahsiyeti

Sarı Saltuk, çeşitli kaynaklarda mücahit-gâzi, gâzi-derviş, alp-eren, ermiş, gibi ünvanlarla kaydedilmektedir. İnsanın manevi dünyasına hitap eden, aynı zamanda Türk destanlarındaki cihan hâkimiyeti mefkûresinden doğan fetih ruhunu taşıyan bir kahramandır.

Sarı Saltuk’un babasının adı Hasan, annesinin adı Rabia’dır. Sarı Saltuk’un esas adının Seyyid Muhammed Buharî olduğu kaydedilmektedir. Cem Sultan’ın emriyle hazırlanan Saltuknâme’de ise Şerif Hızır olarak kayıtlıdır. İri yapılı, nur yüzlü, heybetli olduğu zikredilmektedir. İslam-Türk destan geleneğinde Türk destanlarının kahramanları, Hazreti Ali dolayısıyla Hazreti Peygamberin neslinden sayılmıştır. Prof. Dr. M. Fuat Köprülü’ye göre Sarı Saltuk beraberindeki Türkler, Çepnilerdir. Çepni Türkleri, Batı Karadeniz bölgesi Sinop çevresinde yaşarlar.

Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinin 1, 2 ve 3. ciltlerinde Sarı Saltuk hakkında bilgi bulunmaktadır. Ona göre Ahmed Yesevi hazretleri, Sarı Saltuk lakabı ile tanınan Muhammed Buhari’yi tahta kılıcını kuşatarak, 700 kişi ile Hacı Bektaş’a yardıma gönderdi. Sarı Saltuk’a şu nasihati verdi: “Saltuk Muhammed’im, Bektaş’ım seni Rum’a göndersin!”

Tarihî kaynaklara göre Müslüman Türkler Romanya Dobruca’ya ilk defa Sarı Saltuk ile beraber geldiler. Sarı Saltuk Dobruca’ya yerleşmesinden vefatına kadar, irşad hizmetleri yapmak için çeşitli tekke ve zaviyeler yaptı. Anadolu’nun ve bilhassa Rumeli’nin İslamlaştırılmasında büyük hizmetleri oldu. Birçok yerde zâviyeleri vardı. Daha sonraki asırlarda, bu zâviye sahiplerine “zâviyedâr” denildi. Bunların, yeni yurt kurmak, orayı imar etmek, halkını İslamlaştırmak ve Türkleştirmek ve düşmanlara karşı muhafaza gibi vazifeleri vardı.

“Saltuknâme”de, Sarı Saltuk’un Anadolu’da bulunduğu sırada, o devrin sûfileri ile görüştüğü kaydedilmektedir. Hacı Bektaş-ı Velî, Tapduk Emre, Yunus Emre, Seyyid Mahmud Hayrani bunlardan bazılarıdır. Kendileri ile dostane münasebetlerde bulunmuştur.

“Saltuknâme”nin Dil ve Üslûbu

“Saltuknâme”, Türkiye’de yazılmış önemli eserlerden biri olunca, üslup ve özellikleri diğer eserlere göre daha öne çıkmaktadır. Eski Türkiye Türkçesinin söz varlığını, ifade gücü ve şekillerini, son derece akıcı cümle yapısıyla aksettirir. Eşi nadir bulunabilecek bir dil kaynağıdır. “Saltuknâme”nin dili sadedir, içerisinde geçen Arapça Farsça kelimeler, Türkçe konuşan insanların yabancı olmadığı kelimelerdir. “Saltuknâme”nin Anadolu ve Balkanlarda Türkçe konuşan hemen herkes tarafından tarih boyunca bilinmesi, sevilmesi, okunması ve yaygınlaşması, dilin sadeliğinden kaynaklanmaktadır. Saltuknâme, nesir olarak kaleme alınmıştır. Nesir yazmalarda kısa cümleler tercih edilmiştir. Kısa cümleler, ifadede akıcılığı ve kolaylığı sağlamıştır. Eser, halk için yazıldığından, okunması ve anlaşılması da kolay olmuştur.

Çoğunlukla Osmanlı döneminde yazıya geçen veya şekil alan bu metinler, Müslüman Türklerin maddi ve manevi fetihlerini konu edinmesinden ve sade dille vücut bulmasından dolayı, devletin en uzak köylerinden sarayına, ordusundan edebiyat dünyasına kadar her çevrede ilgi görmüş ve okunmuştur. Yeni Türk harflerinin kabulünden sonra bu eserler, eski yazı bilenler tarafından bir süre okumuş, yeni yazıya aktarılmadığı için daha sonra kütüphanelerin tozlu rafları arasında ve şahsi kütüphanelerde âdeta mahsur kalmıştır. Dolayısıyla yeni nesiller, Türk destanlarından yeteri kadar istifade edemeyecek duruma gelmiştir. (Prof. Dr. Necati Demir)

“Saltuknâme”nin Manevi Yönü

Sarı Saltuk tam bir İslam mücahididir. Saltuknâme’de Kur’ân-ı kerimden âyetler ve sahih hadisler yer almaktadır. Kendisinin zor, müşkil durumlara düştüğünde okuduğu bazı sûreler kayıtlıdır. Ayrıca, büyük âlim ve evliyaların kabirlerini ziyaret ettiğinde okuduğu âyetler de vardır. “Saltuknâme”de bulunan sahih hadis-i şeriflerin bir kısmı, mezheplerle ilgilidir. Hanefi mezhebi, Peygamberimizin “Numan benim ümmetim için ışık olacaktır” meâlindeki hadis-i şerifi ile övülmektedir. Sadaka verme hususunda da “Sadaka belayı def eder, ömrü uzatır” meâlindeki hadis-i şerifi, Arapça olarak nakledilmektedir. Saltuknâme’de kuvvetli bir Sünnî propaganda yapılmaktadır. Hanefi, Malikî, Şâfiî, Hanbelî mezhepleri, hak olarak kabul edilmiş, bunun dışındakilerin bâtıl olduğu ifade edilmiştir. Saltuknâme’de Sünnî propagandası, doğrudan doğruya İran Şii propagandalarına karşı yapılmaktadır. (Prof. Dr. Kemal Yüce)

“Saltuknâme”nin Millî Yönü

“Saltuknâme”de millî bir heyecan da vardır. Mesela “Türkler İslam dininin erleridir. Bütün milletlerin ulusu Türklerdir. Her Türk, uyuyan bir ejderhadır” mealindeki sözler, Türk millî ruhunu açıkça ortaya koymaktadır.

“Saltuknâme”de, Türklerin İslamî mahiyet kazanarak cihangir bir millet olduğu fikri şöyle ifade edilmektedir: “Hak teâlâ Türklere (ümmete) kuvvet ve nusret vermiştir. Bütün milletler üzerine galiptir. Hak teâlâ şark ve garbı onların hâkimiyetine vermiştir.”

Nitekim Sarı Saltuk’un Frengistan’dan gelen elçiye söylediği; “Kâfirler! Biz Allahü tealanın emrine itaatkâr kullarız, bize şöyle emrolunmuştur ki sizi gün batısında dahi bırakmayız” sözünden anlaşıldığı üzere, bu defa Türklerin hedefi Avrupa’dır.

Saltuknâme’de, yalnız Anadolu Türkleri değil Asya Türkleri ve onların kurmuş oldukları Türkistan devletleri de çok övülmekte; “Türkistan, dünyanın en kuvvetli ve en büyük memleketi ve İslamiyet’in koruyucusudur” denilmektedir. Bu destana göre Müslümanlık bir ‘Türk dinidir’; İslamiyet yerine ‘Türk dini’ ifadesi kullanılmaktadır.

Yine Türkler için, “Sünnîler, Muhammedîler” denmektedir. Destanda Sarı Saltuk’un görevi sadece Hristiyanları dine davet etmek değildir. O, dinî ahkâma riayet etmeyen Arapları ve onların şeyhlerini de hak yoluna döndürmeye çalışmaktadır.

Saltuknâme’de cereyan eden tarihî vakalar, Türklerin Anadolu’ya gelmelerinden başlayıp Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devrinde sona ermektedir. Bu geniş tarihî ve coğrafi saha içerisindeki olaylar, Sarı Saltuk’un şahsiyeti etrafında toplanarak bir Türk destanı teşekkül etmiştir.

Sarı Saltuk’un Avrupa’daki gazâ ve dinî faaliyetleri, Osmanlıların dinî emel ve siyasetine uygun düşmektedir. Hakikaten Sarı Saltuk destanı, Osmanlıların Avrupa’ya seferleri sırasında daha çok önem kazanmıştır.

Orhan Gazi’nin Rüyası

Saltuknâme’ye göre; Orhan Gazi rüyasında, Hazreti Muhammed’i (aleyhisselâm) görüyor. Rüyada Peygamberimiz ona, “Edirne’ye var, ocağınızdır, gaziler yeridir. Fetih ve zafere hazır ol. Doğu batı, kuzey ve güneyi, dört tarafı, karadan ve denizden fethedin. Ondan sonra Kızılelma’yı sizin nesliniz fetheder. Âlem size itaat eder” müjdesini verir. Sarı Saltuk, İslamiyet’in Avrupa’daki yayılmasının başlangıç yeri kabul edilen Edirne şehrini fethetme kararını, Hazreti Muhammed’i rüyasında gördükten sonra vermiştir.

Kızılelma Mefkûresi

Türk mefkûresi Kızılelma, Saltuknâme’de iki önemli yönden dikkat çekmektedir. Bunların biri “Kızılelma” motifine İslamî unsurların ilave edilmesidir. Sarı Saltuk Kızılelma’yı Roma şehrindeki bir büyük kilisenin kubbesinde asılı bulur. Kubbedeki Kızılelma’yı şöyle tarif eder: “Bir ulu kilisenin kubbesinde bir altın top dururdu. Buna Kızılelma derler. Kızılelma’nın bulunduğu yere geliyor ama onu elde edemiyor. Öbürü de, Sarı Saltuk diğer bazı sembolik eşyalarda olduğu gibi Kızılelma’yı Osmanlılara bırakıyor, daha doğrusu Osmanlılara Kızılelma’yı hedef gösteriyor. (Prof. Dr. Kemal Yüce)

Ne yazık ki bizim okullarımızda edebiyat derslerinde gençlere destanlarımız, gazavatnâmelerimiz ve kahramanları hakkıyla öğretilmemektedir. Lise çağlarında Yunan mitolojisini, İlyada ve Odesa destanlarını okuduk, öğrendik. Türk destanlarından Alp Er Tunga, Oğuz Kağan, Manas’tan ise haberimiz olmadı; Sarı Saltuk’un adını bile duymadık.

Osmanlı padişahı Sultan Bayezid Han, Sarı Saltuk’un türbesini, bugünkü Romanya devleti sınırları içinde olan Babadağ’da yaptırdı. Osmanlı padişahları Sultan Bayezid Han ve Kanuni Sultan Süleyman, Rumeli seferleri vesilesiyle türbesini ziyaret ettiler. Sarı Saltuk’un buradaki türbesi, 2007’de Türk iş adamları tarafından restore edilerek, devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından törenle ziyarete açıldı.

***

Kaynaklar:

Ebu’l Hayr Rumî-Saltuknâme 1-Şükrü Haluk Akalın

Saltuk-Nâme’de Tarihî, Dînî ve Efsanevî Unsurlar-Prof. Dr. Kemal Yüce

Sultan 2. Abdülhamid’den Günümüze Sancak ve Priyepolye-H. Yıldırım Ağanoğlu

The Legend of Sarı Saltuk Collected from Oral Tradition by Ebu’l Hayr Rumî-Harvard Üni.-Fahir İz

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Kültürümüz
Osmanlı Askerinin Din, Vatan ve Aile Sevdası
O
smanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde yaşanan Çanakkale Savaşları’nda bir zafer kazanıldı belki ama 250 binden fazla askerimiz de şehit oldu. Bunların birçoğu Abdülhamid Han devrinde yetişmiş kıymetli genç subay ve yedek subay idiler. Hatta lise talebeleri de harbe gitti. Bu yüzden İstanbul Lisesi ve Anadolu’da…
Osmanlı Askerinin Din, Vatan ve Aile Sevdası