Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi

Prof. Dr. Erhan Afyoncu 31.08.2025 414
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman olmaları, dünya tarihindeki önemli kırılma noktalarından biridir. Türkler, İslamiyet'le 8. yüzyılda tanıştılar. Ancak Türklerin çoğunun Müslüman olması birkaç asırda oldu. Tufan Gündüz, Türklerin Müslüman olmasının birkaç asra dayandığını ve birçok Türk boyunun Arapları hiç görmeden diğer Türk boylarının tesiriyle Müslümanlığı kabul ettiğini, kılıç zoruyla Müslüman olma iddiasının bir kurgudan ibaret olduğunu ve Türkler ile İslamiyet'i birbirine yakıştırmamaktan kaynaklandığını söyler.

Tufan Gündüz, Türklerin İslam ile müşerref olmasının onlara yeni bir dinamizm kazandırdığını ve Gazneli Mahmut, Alparslan, Süleyman Şah, Osman Gazi, Nurettin Zengi, Kılıç Arslan, Fatih, Timur ve Kanuni'nin sadece birer Türk hakanı olmakla kalmadığını, İslam'ın sesini en uzak diyarlara kadar taşıdıklarını ifade eder. Türklerin İslamiyet'i benimsemesi, tarih nehrinin yeni yataklarını meydana çıkardı ve İslamiyet, Türklerle Balkanlar'a ve Orta Avrupa'ya yayıldı.

Tarihte kurulan her Türk devleti "cihan hâkimiyeti mefkûresi"yle hareket etti. İslam cihadı, Türklerin cihan hâkimiyeti anlayışına ve savaşçı karakterlerine uygundu. İslam cihadının sevap ve faziletlerinin Türklerin eski dinleriyle benzerlik göstermesi, İslamiyet'in Türkler arasında yayılmasını hızlandırdı.

Türklerin savaşçı yiğitleri Alpler, İslamiyet'ten sonra Alperen olarak kutsiyet kazandı. Bundan sonra İslam'ın sancaktarı olan Türkler, İslami ilkelere sadık kalarak cihan hâkimiyeti ve dünya nizamı mücadelesine giriştiler. Rahmetli Osman Turan, abidevi eseri "Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi"nde Türklerin dünya hâkimiyetini teferruatlı olarak anlatır.

Hilafetin Kılıcı Türkler  

8. yüzyıldan itibaren Türklerin Batı'ya doğru göçleri Batı Asya, Ortadoğu ve Doğu Avrupa'nın siyasi ve kültürel yapısını etkiledi. Maveraünnehir bölgesinde ardı ardına Türk devletleri kuruldu.

Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulması ise yeni bir dönüm noktasıydı. Cihan hâkimiyeti ve nizam-ı âlem davasının sancaktarı Selçuklular oldu.

Selçuklular, İslamiyet'in varlığını hem iç hem de dış tehditlere karşı korudular. Abbasi Devleti'ni kontrol altına alıp Ortadoğu'ya yayılan Şiiliğe set çektiler.

Selçuklu hükümdarları Tuğrul Bey, Abbasi halifesinin daveti üzerine Şii Büveyhiler'in elinde esir olan halifeyi kurtarmak için harekete geçti. Tuğrul Bey, Bağdat'a gelerek halifeyi kurtardı.

Halife, Tuğrul Bey'i törenle huzuruna kabul ederek ona "Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı" unvanını verdi. Bunun yanı sıra halife, Tuğrul Bey'e yedi iklimin idaresinin sembolü olarak yedi hilat giydirdi.

Hilafet görünüşte Abbasiler'de olsa da hilafetin kılıcı artık Türklerdi. Türk cihan hâkimiyeti telakkisi artık yeni bir misyon kazanmıştı.

Fetihler Babası: Alparslan  

1071 Malazgirt Savaşı'nda İslam dünyası Sultan Alparslan'ın zaferi için dua etti. Zaferden sonra sultana "Ebu'l-Feth", yani "Fetihler Babası" lakabı verildi. Malazgirt zaferi, bütün İslam âleminde büyük sevince sebep oldu. Duran İslam fetihleri yeniden canlandı. Türklerin yeni güzergâhı Anadolu oldu.

Selçuklu Sultanı Melikşah, 1086'da Antakya'da Akdeniz'e varınca atıyla denize daldı. Kılıcını üç defa denize daldırarak Allah'a ülke sınırlarını buralara kadar genişlettiği için şükretti. "Ey babam! Sana müjdeler olsun, küçük yaşta bıraktığın oğlun, ülkesini karaların sonuna kadar genişletti" diyerek denizden aldığı kumları babasının mezarına serpti.

Melikşah'tan sonra kargaşa dönemi yaşansa da devleti toparlayan Sultan Sencer, 1133'te halifeye gönderdiği mektubunda "Allah bu dünyayı bizim tasarrufumuza tevdi ve emanet etmiştir. Bütün hükümdarlar ve emirler bizim naib ve memurlarımızdır. Biz cihan padişahlığını babamızdan ve tevcih eylediği sancaklarla halifenin dedesinden miras aldık" diyerek cihan hâkimiyeti anlayışını gösterir.

Elinimizde İslam Kılıcı Var  

Osman Turan, "Türk İslam tarihinin en muhteşem devri ve cihan hâkimiyeti mefkûresinin tecessüm etmiş hâli, Osmanlılar'ın ortaya koyduğu siyasi organizasyon olmuştur" der. Osmanlı tarihçilerinin anlattığı "Osman Gazi'nin soyunun dünyaya hâkim olacağını anlatan" rüya motifi, eski Türk gelenekleri ve Türk cihan hâkimiyeti mefkûresinin tarihi devamlılığını gösterir. Artık cihan hâkimiyeti ve nizam-ı âlem mücadelesinde Türk-İslam sancağı Osmanlılar'ın elinde yükselecektir.

Osmanlı döneminde Türk cihan hâkimiyeti anlayışı halk ve askerler nezdinde Kızılelma ile ifade edilmeye başlandı. İstanbul'un fethiyle Türk hâkimiyeti bölgesel karakterden cihanşümul bir mahiyete geçti.

Osmanlılar, "İlâ-yı Kelimetullah" ve "Nizam-ı Âlem" kaygısıyla hareket ettiler. Fatih, Trabzon seferi sırasında yanına gelen Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun'la birlikte Bulgar Dağı'nı aşıp sefere devam etmişti. Sultan, dağı geçerken birçok yerde atından inip yürümüştü. Sara Hatun, bu durum üzerine "Hey oğul! Bir Trabzon için bunca zahmetler çekmek nedir? Burasını da gelinime bağışla" deyince, Fatih "Ana bu zahmetler Trabzon için değildir. Bu zahmetler İslam dini yolunadır ki ahirette Allah'ın karşısına çıkınca utanmayalım diyedir. Zira bizim elimizde İslam kılıcı vardır. Eğer biz zahmete katlanmazsak bize gazi demek yalan olur" diye cevap vermişti.

Dünya Siyasetini Yönlendirde  

Yavuz Sultan Selim döneminde Portekiz tehdidiyle karşılaşan İslamiyet'in kutsal toprakları Osmanlı hâkimiyeti altına girdi. Yavuz'un Ortadoğu ve Doğu'daki başarıları, Kanuni devrinde Avrupa'ya karşı rahat hareket edilebilmesini sağladı. Bu sayede Osmanlılar, Avrupa'nın bugüne kadar gelen siyasi çehresinin oluşmasında önemli rol oynadılar. Babasının denizcilik sahasında yaptığı hazırlıklar Kanuni devrinde denizlerde Avrupalı devletlere karşı kazanılan başarıların altyapısını hazırladı.

Kanuni dönemi, Türk cihan hâkimiyeti anlayışının en kudretli dönemiydi. Sultan Süleyman cihan hâkimiyeti ülküsü peşinde cihangirlik sevdasıyla hareket etti. Kanuni fermanlarında kendisini, "Dünya hakanlarına taç giydiren sultanların sultanı, yeryüzünde Allah'ın gölgesi" olarak zikreder.

Makbul İbrahim Paşa'nın 1533'te Avusturya elçilerine karşı sarf ettiği şu sözler, hem Osmanlı yönetiminin Luther ve taraftarlarını nasıl yakından takip ettiğini hem de Osmanlı'nın kendisine ne kadar güvendiğini gösterir: "Kayserin kendi ülkesinde bile gücü ve itibarı yok. Bir konsil toplamayı bile başardı mı? Ben, Hıristiyan hükümdarları toplantı yapmaya pekâlâ zorlarım. İstersem, onu hemen şimdi yaparım. Hıristiyanlar, gut hastalığı, baş ağrısı ve başka nedenler bulup gelmemek için mazeret de gösteremezler. Bir tarafa Luther'i ve diğer tarafa papayı oturtarak her ikisinin de bu konsili yapmasını sağlarım."

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya siyasetine yön verecek bir duruma gelmesi Kuzey ve Doğu Afrika'nın tarihi gelişimini de yakından etkiledi. Osmanlılar'ın, Habsburglar'ın İspanyol kanadını Kuzey Afrika'dan uzaklaştırarak burada hâkimiyet kurmaları, bu bölgelerin Hıristiyanlaşmasını ve sömürgeleşmesini önledi.

Türk Dilini Öğrenin, Zira Onların Uzun Süren Saltanatları Olacak

En önemli eserlerinden biri olan Divan-ı Lügati't-Türk'ün girişinde Türklerin durumunu şöyle anlatır:

"...Gördüm ki Yüce Tanrı Türk burçlarında doğdurdu devlet güneşini. Onların ülkeleri etrafında döndürdü göklerin çemberini ve onlara ad verdi Türk diye, ülkelerin idaresini verdi mülk diye, zamanın hakanları yaptı onları, ellerine verildi günümüzdeki insanların yuları, onları görevlendirdi halk üzere, onlar kuvvetlendirdi Hak üzere. Aziz kıldı onlara yanaşanları ve idareleri altında çalışanları, onlar sayesinde muratlarına erdiler ve ayak takımının şerrinden esen oldular. Aklı olan herkes onlara katılmalı ve onların oklarından korunmalı. En iyi yol konuşmaktır onların dillerini, duyurabilmek için onlara ve meylettirebilmek için gönüllerini..."

Ayrıca "Türk dilini öğreniniz; çünkü onların uzun süren saltanatları olacaktır" hadisini nakleden Kaşgarlı Mahmud, şayet hadis doğru ise Türk dilini öğrenmenin vacip olduğunu, eğer doğru değilse bile aklın gereği olarak Türk dilini öğrenmenin gerekliliğini izah eder.


İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Kültürümüz
Osmanlı Askerinin Din, Vatan ve Aile Sevdası
O
smanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde yaşanan Çanakkale Savaşları’nda bir zafer kazanıldı belki ama 250 binden fazla askerimiz de şehit oldu. Bunların birçoğu Abdülhamid Han devrinde yetişmiş kıymetli genç subay ve yedek subay idiler. Hatta lise talebeleri de harbe gitti. Bu yüzden İstanbul Lisesi ve Anadolu’da…
Osmanlı Askerinin Din, Vatan ve Aile Sevdası