İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü

Numan A. Ünal 30.05.2025 476
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu olan gemi doktoru Nicolo Barbaro, kuşatma ve fetih günlerinde İstanbul’daydı. Her zaman Bizans İmparatoru Konstantin’le beraber bulunurdu. Kendisi de bizzat savaşa iştirak etti. Şehrin Türklerin eline geçmesinden sonra bir Venedik kadırgasına binerek ülkesine kaçtı. Kuşatma ve fetih günlerinde kaleme aldığı notlar daha sonra kitaplaştırıldı. 1850 yılında Viyana’da basıldı. Kitabın orijinal el yazması, Venedik’teki  “Biblioteca Marciana”da muhafaza edilmektedir. 

Türkçeye tercümesini, Şemseddin T. Diler yaptı. “İstanbul Fetih Cemiyeti” tarafından 1976 yılında “Kostantıniyye Muhâsarası Ruznâmesi” ismi ile neşredildi. Kitapta, Fatih Sultan Mehmet’e ve Türklere çok ağır hakaret dolu  ifadeler var. Bu hususta mütercim Şemseddin T. Diler diyor ki: “Eserin orijinalliğine halel getirmemek için yazarın İstanbul’un muhasarası ve fethi günlerinde, tabii kin ve husumetiyle, içinde yaşadığı şartların hâsıl ettiği halet-i ruhiyenin ifadesi olarak, Türkler ve Sultan 2.Mehmed hakkında sarf etmiş olduğu birtakım sözler, mecburen, olduğu gibi muhafaza edildi.”

İstanbul’un fethi günlerindeki yaşanan hadiseler ile ilgili bugüne kadar pekçok kıymetli araştırma yapıldı; makale ve kitap yazıldı. Ancak Rum tarafında yaşananlara dair neşriyat bizde yok gibidir. Bu bakımdan Nicolo Barbaro’nun, Bizans tarafındaki yaşanan hadiseleri günü gününe yazıp kaydetmesi, tarihî bir vesika olarak çok büyük bir önem arz etmektedir.

Kitabın orijinalinde sıkça geçen Türk nâraları, haykırışları; Allah Allah, Allahü ekber sesleridir. Çalpara, davul, kös, def, zil sesleri ise Mehteran’ın zafer marşlarıdır.  

Nicolo Barbaro’nun muhasara ve fetih esnasında tuttuğu notların bir kısmını özetleyerek takdim ediyoruz:

12 NİSAN:

Sultan’ın askerleri Yeniçeriler, ta sur dibine kadar ulaştılar. Hiçbiri ölümden korkmuyordu. Yaban hayvanları gibi geliyorlardı. Birkaçı öldürüldüğü zaman, hemen daha çok Türk geliyor, surlara ne kadar yakın olduklarına aldırmaksızın, yaralıları ve ölüleri sırtlarına alarak bir domuz gibi taşıyorlardı. Bizimkiler bunlara silahla ateş ediyorlardı, bazen her ikisi de cansız yere düşüyordu. Hemen başkaları gelerek adamlarını götürüyorlardı. Tek bir Türk ölüsünü dahi sur dibinde bırakmaktansa, kendilerinden on kişinin ölmesine razı oluyorlardı. 

22 NİSAN:

Sultan Mehmet, Balta Limanında bulunan donanmasındaki bütün mürettebatı karaya çıkarttı. Pera (Beyoğlu) arkasındaki tepeyi, kıyıdan başlayarak üç millik mesafeyi, mükemmel bir şekilde düzelttirdi.   Üzerine de, çok miktarda yuvarlak ağaç kütüğü yerleştirilerek içyağı ile iyice yağlandı. Gemileri bunların üstüne çıkardılar. Daha sonra büyük bir kalabalık ile Pera’nın Haliç sahiline indirdiler. Bu alçak insanların yaptığı karadan gemi yürütme işi, dünyada hiç görülmüş bir şey değildi. Bizim donanmamızdaki insanlar denize inen bu gemileri görünce hayretler içinde kaldılar.

 3 MAYIS:

Oldukça büyük iki topun mendirekteki donanmamızın kıyısındaki deniz kapılarından birine yerleştirilmesine karar verildi. Toplarımız, buradan Türk teknelerini bombardıman ederek, denizin dibine gönderiyordu. Türkler, bu şiddetli bombardımandan çok zarar gördüler. Donanmalarındaki zayiatı önlemek için bulundukları yere üç büyük top yerleştirdiler. Bu şekilde karşılıklı bombalama, on gün kadar devam etti. Bizim toplarımız sur içindeydi. Bu yüzden hiçbir zarar görmedi. Onlarınki de, siperlerde çok iyi korunuyordu.

5 MAYIS:

Muzır ve gaddar Türkler, Pera (Beyoğlu) ve üzerinde bulunan tepelerin üzerine büyük toplar yerleştirdiler. Bunlar, limandaki (Haliç) zincirin yanında bulunan donamamızı bombalamaya başladı. Her biri 200 libre [90 kg.] ağırlığında gülleler atıyorlardı. Bombardıman günlerce devam etti. Bu topların birisinin üçüncü atışında, Cenevizlilerin üçyüz fıçılı bir gemisi battı. Türkler, daha üçüncü atışta geminin batırıldığını görünce, kendilerine daha fazla güven duymaya başladılar. Birkaç gün içinde bütün Hıristiyan donanmalarını batıracaklarını düşünüyorlardı.

7 MAYIS:

Gece saat 4 sıralarında, kara surlarının önüne, çok muntazam ve mükemmel bir vaziyette otuzbin Türk çıkageldi. Birkaç da koçbaşı getirmişlerdi. Şehre girmek istiyorlardı. Fakat yüce Tanrı bize yardım etti, büyük kuvvet verdi, Türkler geri püskürtüldü. Rezil oldular, birçokları öldürüldü.  Aynı gece, bu lanet imansızların şehrin surları çevresinde çıkardıkları vahşi bağırma, çağırma, çalpara ve def sesleri, Anadolu yakasından duyuluyordu.  Gemideki bizler de bu sesleri duyunca kesin olarak umumi bir hücum yapılacağına inanır olduk. Derhal silahlarımıza sarılarak gemideki görev yerlerimize koştuk, lakin Türk donanması harekete geçmedi.

16 MAYIS:

Edirnekapı’da Türkler, kara tarafından şehre girmek için yarım mil uzakta, surların altından kazdıkları tünel bugün tespit edildi. Şehir içindeki askerlerimiz, tüneli kazan Türklerin sesini gece duydular. Hemen imparator hazretlerine haber verdiler. İmparator tünelin ulaştığı yeri görünce hayretler içinde kaldı. Derhal tedbir alınmasını emretti. Hemen şehirde tünel tecrübesi olan kimseler bulundu. Derhal tünelin kazılmasına başlanıldı. Kazılan bu tünel  Türklerin tüneli ile birleşti. Bizimkiler derhal karşılaştıkları tüneli ateşe verdiler. Dikilmiş bütün direkler ve kenarları tutan kalasları yanınca tünel çöktü. Böylece bütün Türkler toprak altında kalarak veya ateş içinde yanarak öldüler.

19 MAYIS:

Bu zalim ve gaddar Türkler, Pera yakınlarından Konstantinapol’e kadar limanı boydan boya kateden çok güzel bir köprü kurdular. Köprü, birbirine bağlanmış çok büyük dubalardan ve üzerine konulan kalaslardan yapılmıştı. Gece gündüz boyunca topçu atışları, vurmaya ve yıkmaya devam etti. Bizimkiler de yıkılan yerleri variller, ağaç ve toprakla onarıp, eskisi gibi sağlam yaptılar. Kadın erkek, genç yaşlı herkes ve rahibeler bu işte çalıştı.

20 MAYIS:

Türklerin topları çok büyüktü. Hele biri vardı ki (Şahi) acayip derecede büyüktü, ve 1200 libre [540 kg] ağırlığında gülle atıyordu. Bu top ateşlendiği zaman bütün surlar dahi sallanıyordu. Hatta limandaki gemiler bile sarsıntıyı hissediyordu. Bu çok büyük gürültüden dolayı pekçok kadın bayılıyordu. Surların büyük bölümünü bu top atışları yıktı. Böyle büyük bir topu daha önce gören olmamıştı.

23 MAYIS:

Şafak vakti, daha önce tünellerin ortaya çıkarıldığı Edirnekapı semtinde bir tünel daha bulundu. Bu tünelin içinde ateş yakıldı. Ateş hızla yayıldı, tünel çöktü, tünelin içindekiler boğuldu. Tünellerin kazılmasından sorumlu iki Türk içeriden canlı çıkarıldı. Bunlara Rumlar işkence yaparak diğer tünellerin yerlerini söylettiler. Kendilerinden bilgi alındıktan sonra kafaları kesildi. Gövdeleri surlardan Türk ordusunun bulunduğu tarafa fırlatıldı. Türkler, bu iki kişinin gövdesinin aşağı atıldığını görünce fena halde öfkelendiler.

26 MAYIS:

Akşam saatlerinde Türkler, ordugâhın her yerinde ateşler yaktılar. Ortalık pırıl pırıl oldu. Ordugâhtaki her çadır, iki büyük ateş yaktı. Etraf gündüz gibi aydınlandı. Yakılan ateş gece yarısına kadar canlı tutuldu. Sultan, askerlerine moral vermek için bu ateşi yaktırmıştı. Askerler bir yandan ateş yakarken diğer yandan da durmadan Türk usulü nâralar atıyordu. Öyle ki gök yarılıyor sanılırdı. Herkes imansızların gadabından kurtulmak için Tanrıya ve bâkire Meryem’e dua ediyordu.

28 MAYIS:

Türkler surların yanına, ertesi gün saldırıda kullanmak üzere iki bin adet uzun merdiven getirdiler. Merdivenleri surların duvarlarına doğru kaldıran adamları korumak için de çok miktarda hasır yerleştirdiler. Ordugâhta askeri teşvik için şöyle bağırmaya başladılar: “Ey Muhammed ümmeti! Neşeniz bol olsun. Yarın o kadar çok Hıristiyan ele geçireceğiz ki, iki tanesini bir dukata satacağız. Çok servete sahip olacağız, hepimiz altın içinde yüzeceğiz. Rumların sakalından köpeklerimize ip yapacağız. Karıları kızları cariyemiz olacak. Bu sebeple ey Muhammed ümmeti, azimli ve iradeli olun. Peygamber aşkı için seve seve ölüme atılın.” Akşam üstü Türk ordusu, tam silahlı ve teçhizatlı olarak büyük bir düzen içinde mevzilerine gittiler. Dağ gibi ok yığınları vardı. Hepsinin morali çok yüksek idi. Bir an önce hücuma geçmek arzusunda idiler.

29 MAYIS:

1453 senesinin 29 Mayıs günü, Murat oğlu Mehmet Bey (Fatih) kendisine şehri kazandıracak olan umumi taarruz için Konstantinapol surlarına kadar geldi. Şafaktan bir saat önce, Büyük topu ateşletti.  Gülle, bizim tamir ettiğimiz sur kısmına düşüp yerle bir etti. Top atışlarının çıkardığı dumandan dolayı hiçbir şey görünmüyordu. Türkler bu duman perdesinin arkasından geldiler. Üçyüz kadarı gözetleme kulelerine girdiler. Bizimkiler, bunlarla çok şiddetli mücadele yaparak kulelerden söküp çıkardılar ve hemen hepsini öldürdüler. Daha sonra Türkler büyük topu (Şahi) yeniden ateşlediler. Dumanın arkasından tekrar büyük bir hücuma geçtiler. Savaş nâraları haykıran otuzbinden fazla Türk vardı. Tam bir Cehennem idi. Türkler kulelere girer girmez ilk sıradakilerini çabucak ele geçirdiler. Biz Hristiyanlar büyük bir korku içindeydik. Şehrin her tarafında tehlike çanları çalıyordu. Surdaki askerler “Merhamet Tanrım!” diye haykırıyorlardı. Erkek ve kadınlar yüksek sesle ağlıyordu.

Türkler, çok büyük şevkle girdikleri San Romano (Edirnekapı) kapısından beş mil uzaklıktaki şehir meydanına vardılar. Aralarından bazıları, Saint Mark ve Haşmetli İmparatorun bayraklarının dalgalandığı kuleye tırmanarak her iki bayrağı da indirdiler. Aynı kuleye Sultan’ın bayrağını astılar. Şehirdeki biz Hıristiyanlar, büyük bir üzüntüye kapıldık, çünkü şehir artık Türkler tarafından ele geçirilmişti, geri alma umudu da yoktu.  Hiç kimse imparatordan haber alamıyordu. Acaba ne yapıyordu, ölmüş müydü, yaşıyor muydu? Kimsenin haberi yoktu. Bazı kişiler, ölüler arasında onun cesedini de gördüklerini söylediler.

Nicolo Barbaro’nun günlüklerinden anlaşılacağı gibi İstanbul’un alınması öyle pek kolay olmadı. Kuşatma ve fetih sırasında Türkler de önemli kayıplar verdi. Tarihte İstanbul 29 defa muhasara edildi fakat kimse ele geçiremedi. Fatih Sultan Mehmed Han’ın galibiyetinin esas sebebi, kendisinin yüksek azim ve irade sahibi olması, gemileri karadan yürütmesi ve döktürdüğü ‘‘Şahi’’ toplarıdır. Gemiler karada yürütülmeseydi, toplar surları delmeseydi bu kadim şehri ele geçirmek neredeyse imkânsız olurdu…


Numan Aydoğan Ünal - turkdunyasi@hotmail.com


İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Kültürümüz
Osmanlı Askerinin Din, Vatan ve Aile Sevdası
O
smanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde yaşanan Çanakkale Savaşları’nda bir zafer kazanıldı belki ama 250 binden fazla askerimiz de şehit oldu. Bunların birçoğu Abdülhamid Han devrinde yetişmiş kıymetli genç subay ve yedek subay idiler. Hatta lise talebeleri de harbe gitti. Bu yüzden İstanbul Lisesi ve Anadolu’da…
Osmanlı Askerinin Din, Vatan ve Aile Sevdası