u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un
Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri
vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih
Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.
Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu olan gemi
doktoru Nicolo Barbaro, kuşatma ve fetih günlerinde İstanbul’daydı. Her zaman
Bizans İmparatoru Konstantin’le beraber bulunurdu. Kendisi de bizzat savaşa
iştirak etti. Şehrin Türklerin eline geçmesinden sonra bir Venedik kadırgasına
binerek ülkesine kaçtı. Kuşatma ve fetih günlerinde kaleme aldığı notlar daha
sonra kitaplaştırıldı. 1850 yılında Viyana’da basıldı. Kitabın orijinal el
yazması, Venedik’teki “Biblioteca Marciana”da muhafaza
edilmektedir.
Türkçeye tercümesini, Şemseddin T. Diler yaptı. “İstanbul Fetih Cemiyeti” tarafından
1976 yılında “Kostantıniyye Muhâsarası
Ruznâmesi” ismi ile neşredildi. Kitapta, Fatih Sultan Mehmet’e ve Türklere çok
ağır hakaret dolu ifadeler var. Bu
hususta mütercim Şemseddin T. Diler diyor ki: “Eserin orijinalliğine halel
getirmemek için yazarın İstanbul’un muhasarası ve fethi günlerinde, tabii kin
ve husumetiyle, içinde yaşadığı şartların hâsıl ettiği halet-i ruhiyenin
ifadesi olarak, Türkler ve Sultan 2.Mehmed hakkında sarf etmiş olduğu birtakım
sözler, mecburen, olduğu gibi muhafaza edildi.”
İstanbul’un fethi günlerindeki yaşanan hadiseler ile ilgili bugüne
kadar pekçok kıymetli araştırma yapıldı; makale ve kitap yazıldı. Ancak Rum
tarafında yaşananlara dair neşriyat bizde yok gibidir. Bu bakımdan Nicolo
Barbaro’nun, Bizans tarafındaki yaşanan hadiseleri günü gününe yazıp
kaydetmesi, tarihî bir vesika olarak çok büyük bir önem arz etmektedir.
Kitabın orijinalinde sıkça geçen Türk nâraları,
haykırışları; Allah Allah, Allahü ekber sesleridir. Çalpara, davul, kös, def,
zil sesleri ise Mehteran’ın zafer marşlarıdır.
Nicolo Barbaro’nun muhasara ve fetih esnasında tuttuğu
notların bir kısmını özetleyerek takdim ediyoruz:
12 NİSAN:
Sultan’ın askerleri Yeniçeriler, ta sur dibine kadar ulaştılar.
Hiçbiri ölümden korkmuyordu. Yaban hayvanları gibi geliyorlardı. Birkaçı
öldürüldüğü zaman, hemen daha çok Türk geliyor, surlara ne kadar yakın
olduklarına aldırmaksızın, yaralıları ve ölüleri sırtlarına alarak bir domuz
gibi taşıyorlardı. Bizimkiler bunlara silahla ateş ediyorlardı, bazen her ikisi
de cansız yere düşüyordu. Hemen başkaları gelerek adamlarını götürüyorlardı.
Tek bir Türk ölüsünü dahi sur dibinde bırakmaktansa, kendilerinden on kişinin
ölmesine razı oluyorlardı.
22 NİSAN:
Sultan Mehmet, Balta Limanında bulunan donanmasındaki bütün
mürettebatı karaya çıkarttı. Pera (Beyoğlu) arkasındaki tepeyi, kıyıdan
başlayarak üç millik mesafeyi, mükemmel bir şekilde düzelttirdi. Üzerine de, çok miktarda yuvarlak ağaç
kütüğü yerleştirilerek içyağı ile iyice yağlandı. Gemileri bunların üstüne
çıkardılar. Daha sonra büyük bir kalabalık ile Pera’nın Haliç sahiline
indirdiler. Bu alçak insanların yaptığı karadan gemi yürütme işi, dünyada hiç
görülmüş bir şey değildi. Bizim donanmamızdaki insanlar denize inen bu gemileri
görünce hayretler içinde kaldılar.
3 MAYIS:
Oldukça büyük iki topun mendirekteki donanmamızın
kıyısındaki deniz kapılarından birine yerleştirilmesine karar verildi.
Toplarımız, buradan Türk teknelerini bombardıman ederek, denizin dibine gönderiyordu.
Türkler, bu şiddetli bombardımandan çok zarar gördüler. Donanmalarındaki
zayiatı önlemek için bulundukları yere üç büyük top yerleştirdiler. Bu şekilde
karşılıklı bombalama, on gün kadar devam etti. Bizim toplarımız sur içindeydi.
Bu yüzden hiçbir zarar görmedi. Onlarınki de, siperlerde çok iyi korunuyordu.
5 MAYIS:
Muzır ve gaddar Türkler, Pera (Beyoğlu) ve üzerinde bulunan
tepelerin üzerine büyük toplar yerleştirdiler. Bunlar, limandaki (Haliç)
zincirin yanında bulunan donamamızı bombalamaya başladı. Her biri 200 libre [90
kg.] ağırlığında gülleler atıyorlardı. Bombardıman günlerce devam etti. Bu
topların birisinin üçüncü atışında, Cenevizlilerin üçyüz fıçılı bir gemisi
battı. Türkler, daha üçüncü atışta geminin batırıldığını görünce, kendilerine
daha fazla güven duymaya başladılar. Birkaç gün içinde bütün Hıristiyan
donanmalarını batıracaklarını düşünüyorlardı.
7 MAYIS:
Gece saat 4 sıralarında, kara surlarının önüne, çok muntazam
ve mükemmel bir vaziyette otuzbin Türk çıkageldi. Birkaç da koçbaşı
getirmişlerdi. Şehre girmek istiyorlardı. Fakat yüce Tanrı bize yardım etti,
büyük kuvvet verdi, Türkler geri püskürtüldü. Rezil oldular, birçokları
öldürüldü. Aynı gece, bu lanet
imansızların şehrin surları çevresinde çıkardıkları vahşi bağırma, çağırma,
çalpara ve def sesleri, Anadolu yakasından duyuluyordu. Gemideki bizler de bu sesleri duyunca kesin
olarak umumi bir hücum yapılacağına inanır olduk. Derhal silahlarımıza
sarılarak gemideki görev yerlerimize koştuk, lakin Türk donanması harekete
geçmedi.
16 MAYIS:
Edirnekapı’da Türkler, kara tarafından şehre girmek için
yarım mil uzakta, surların altından kazdıkları tünel bugün tespit edildi. Şehir
içindeki askerlerimiz, tüneli kazan Türklerin sesini gece duydular. Hemen
imparator hazretlerine haber verdiler. İmparator tünelin ulaştığı yeri görünce
hayretler içinde kaldı. Derhal tedbir alınmasını emretti. Hemen şehirde tünel
tecrübesi olan kimseler bulundu. Derhal tünelin kazılmasına başlanıldı. Kazılan
bu tünel Türklerin tüneli ile birleşti.
Bizimkiler derhal karşılaştıkları tüneli ateşe verdiler. Dikilmiş bütün
direkler ve kenarları tutan kalasları yanınca tünel çöktü. Böylece bütün
Türkler toprak altında kalarak veya ateş içinde yanarak öldüler.
19 MAYIS:
Bu zalim ve gaddar Türkler, Pera yakınlarından
Konstantinapol’e kadar limanı boydan boya kateden çok güzel bir köprü kurdular.
Köprü, birbirine bağlanmış çok büyük dubalardan ve üzerine konulan kalaslardan
yapılmıştı. Gece gündüz boyunca topçu atışları, vurmaya ve yıkmaya devam etti.
Bizimkiler de yıkılan yerleri variller, ağaç ve toprakla onarıp, eskisi gibi
sağlam yaptılar. Kadın erkek, genç yaşlı herkes ve rahibeler bu işte çalıştı.
20 MAYIS:
Türklerin topları çok büyüktü. Hele biri vardı ki (Şahi)
acayip derecede büyüktü, ve 1200 libre [540 kg] ağırlığında gülle atıyordu. Bu
top ateşlendiği zaman bütün surlar dahi sallanıyordu. Hatta limandaki gemiler
bile sarsıntıyı hissediyordu. Bu çok büyük gürültüden dolayı pekçok kadın
bayılıyordu. Surların büyük bölümünü bu top atışları yıktı. Böyle büyük bir
topu daha önce gören olmamıştı.
23 MAYIS:
Şafak vakti, daha önce tünellerin ortaya çıkarıldığı
Edirnekapı semtinde bir tünel daha bulundu. Bu tünelin içinde ateş yakıldı.
Ateş hızla yayıldı, tünel çöktü, tünelin içindekiler boğuldu. Tünellerin
kazılmasından sorumlu iki Türk içeriden canlı çıkarıldı. Bunlara Rumlar işkence
yaparak diğer tünellerin yerlerini söylettiler. Kendilerinden bilgi alındıktan
sonra kafaları kesildi. Gövdeleri surlardan Türk ordusunun bulunduğu tarafa
fırlatıldı. Türkler, bu iki kişinin gövdesinin aşağı atıldığını görünce fena
halde öfkelendiler.
26 MAYIS:
Akşam saatlerinde Türkler, ordugâhın her yerinde ateşler
yaktılar. Ortalık pırıl pırıl oldu. Ordugâhtaki her çadır, iki büyük ateş
yaktı. Etraf gündüz gibi aydınlandı. Yakılan ateş gece yarısına kadar canlı
tutuldu. Sultan, askerlerine moral vermek için bu ateşi yaktırmıştı. Askerler
bir yandan ateş yakarken diğer yandan da durmadan Türk usulü nâralar atıyordu.
Öyle ki gök yarılıyor sanılırdı. Herkes imansızların gadabından kurtulmak için Tanrıya
ve bâkire Meryem’e dua ediyordu.
28 MAYIS:
Türkler surların yanına, ertesi gün saldırıda kullanmak
üzere iki bin adet uzun merdiven getirdiler. Merdivenleri surların duvarlarına
doğru kaldıran adamları korumak için de çok miktarda hasır yerleştirdiler. Ordugâhta
askeri teşvik için şöyle bağırmaya başladılar: “Ey Muhammed ümmeti! Neşeniz bol
olsun. Yarın o kadar çok Hıristiyan ele geçireceğiz ki, iki tanesini bir dukata
satacağız. Çok servete sahip olacağız, hepimiz altın içinde yüzeceğiz. Rumların
sakalından köpeklerimize ip yapacağız. Karıları kızları cariyemiz olacak. Bu
sebeple ey Muhammed ümmeti, azimli ve iradeli olun. Peygamber aşkı için seve
seve ölüme atılın.” Akşam üstü Türk ordusu, tam silahlı ve teçhizatlı olarak
büyük bir düzen içinde mevzilerine gittiler. Dağ gibi ok yığınları vardı.
Hepsinin morali çok yüksek idi. Bir an önce hücuma geçmek arzusunda idiler.
29 MAYIS:
1453 senesinin 29 Mayıs günü, Murat oğlu Mehmet Bey (Fatih)
kendisine şehri kazandıracak olan umumi taarruz için Konstantinapol surlarına kadar
geldi. Şafaktan bir saat önce, Büyük topu ateşletti. Gülle, bizim tamir ettiğimiz sur kısmına düşüp
yerle bir etti. Top atışlarının çıkardığı dumandan dolayı hiçbir şey
görünmüyordu. Türkler bu duman perdesinin arkasından geldiler. Üçyüz kadarı
gözetleme kulelerine girdiler. Bizimkiler, bunlarla çok şiddetli mücadele
yaparak kulelerden söküp çıkardılar ve hemen hepsini öldürdüler. Daha sonra
Türkler büyük topu (Şahi) yeniden ateşlediler. Dumanın arkasından tekrar büyük
bir hücuma geçtiler. Savaş nâraları haykıran otuzbinden fazla Türk vardı. Tam
bir Cehennem idi. Türkler kulelere girer girmez ilk sıradakilerini çabucak ele
geçirdiler. Biz Hristiyanlar büyük bir korku içindeydik. Şehrin her tarafında
tehlike çanları çalıyordu. Surdaki askerler “Merhamet Tanrım!” diye
haykırıyorlardı. Erkek ve kadınlar yüksek sesle ağlıyordu.
Türkler, çok büyük şevkle girdikleri San Romano (Edirnekapı)
kapısından beş mil uzaklıktaki şehir meydanına vardılar. Aralarından bazıları,
Saint Mark ve Haşmetli İmparatorun bayraklarının dalgalandığı kuleye tırmanarak
her iki bayrağı da indirdiler. Aynı kuleye Sultan’ın bayrağını astılar.
Şehirdeki biz Hıristiyanlar, büyük bir üzüntüye kapıldık, çünkü şehir artık
Türkler tarafından ele geçirilmişti, geri alma umudu da yoktu. Hiç kimse imparatordan haber alamıyordu.
Acaba ne yapıyordu, ölmüş müydü, yaşıyor muydu? Kimsenin haberi yoktu. Bazı
kişiler, ölüler arasında onun cesedini de gördüklerini söylediler.
Nicolo Barbaro’nun günlüklerinden anlaşılacağı gibi İstanbul’un alınması öyle pek kolay olmadı. Kuşatma ve fetih sırasında Türkler de önemli kayıplar verdi. Tarihte İstanbul 29 defa muhasara edildi fakat kimse ele geçiremedi. Fatih Sultan Mehmed Han’ın galibiyetinin esas sebebi, kendisinin yüksek azim ve irade sahibi olması, gemileri karadan yürütmesi ve döktürdüğü ‘‘Şahi’’ toplarıdır. Gemiler karada yürütülmeseydi, toplar surları delmeseydi bu kadim şehri ele geçirmek neredeyse imkânsız olurdu…
Numan Aydoğan Ünal - turkdunyasi@hotmail.com