Vefât yıldönümünde çağımızın Yesevî’si Seyyid Ahmet Arvâsi (31 Aralık 1988)

Halit Kanak 01.01.2023 1262
1
resim
2 Eylül 1980 darbesinin sert rüzgârlarının herkesi etkilediği dönemde, vatanına ve milletine sevdalı Seyyid Ahmet Arvâsi Hocamız darbeden 26 gün sonra İstanbul’da gözaltına alındı. Ardından tutuklanarak MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasından muhakeme edilmek üzere Ankara’ya getirildi.

Önce; MHP Genel İdâre Kurulu Üyesi olması sebebiyle dil ve istihbarat okulunda Alparslan Türkeş dâhil MHP üst düzey idarecilerinin yanında hapsedildi. Sonra hep birlikte Mamak Cezaevine götürüldüler. Burada her Ülkücü gibi ağır işkencelere mârûz kaldı. Kalbinden rahatsızlığı ilk burada nüksetti ve kalp krizi geçirdi.

Alpaslan Türkeş anlatıyor:

“Cezaevinde geçirdiği kalp rahatsızlığı sebebiyleAnkara Mevki Hastanesi'ne kaldırıldı. O gün, görevliler kendisini hastaneye götürmek için aşağıya indirdiler. Biz, yukarıda kalmıştık. Odamın penceresinden dış kapıya çıkan merdivenleri görebiliyordum. Arvasî hocamızı hastaneye götürecek cankurtaran henüz gelmemişti. Ayakta bekleyecek hali yoktu, bitkin bir vaziyette taş merdivenlere oturarak cankurtaranın gelmesini bekledi. Yukarıdan askerlere seslendim. Bir binbaşı çıktı. Kendisine Arvasî Bey'in rahatsız olduğunu, bir sandalye getirilmesi için emir buyurulmasını rica ettim. Bu ricamdan sonra bir sandalye getirdiler. Daha sonra cankurtaran geldi ve uzaktan birbirimize el sallayarak ayrıldık, vedalaştık”.

4 aylık bir hapis hayatından sonra 9 Ocak 1981’de çıktığı mahkemede beraat etti. Ancak; Arvâsi Hoca, 31 Aralık 1988'de 56 yaşındayken İstanbul Erenköy'deki evinde daktilosu başında günlük yazılarının yayımlandığı “Türkiye Gazetesine” yazısını yetiştirmek üzere çalışırken ikinci kalp kriziyle daktilosunun başında Rahmet-i Rahmâna kavuştu.

Akrabası Van Müftüsü Seyyid Kasım Arvâsi Hocaefendi'nin Fatih Camisi avlusunda kıldırdığı cenaze namazına, Anadolu'nun farklı şehirlerinden gelen binlerce seveni katıldı. Edirnekapı mezarlığında defnedilen Seyyid Ahmet Arvâsi, 6 çocuk babasıydı.

İyi bir Ehl-i Sünnet savunucusu ve uygulayıcısı olan Seyyid Ahmet Arvâsi Hoca, Türk-İslam Ülküsüne gönül veren biri olarak bilinirdi. Yazılarında; din, ahlak, eğitim, politika, sosyoloji, estetik, tasavvuf, felsefe ve ideoloji gibi farklı konularda metinler kaleme aldı. Ama hepsinde millî ve manevi konulara değinmeden edemedi.

Ömrünü “Türk-İslam Ülküsü”ne vakfetti.

Vefâtından sonra geride Türk-İslam ÜlküsüKendini Arayan İnsanİnsan ve İnsan ÖtesiDiyalektiğimiz ve EstetiğimizŞiirlerimEğitim SosyolojisiDoğu Anadolu GerçeğiMamak Günleri İlm-i Hal ve makalelerinden meydana gelen Altı ciltlik “Hasbihâl” kaldı.

Fikir adamı, eğitimci, toplum bilimci, şair ve yazar Seyyid Ahmet Arvâsi Hoca, 15 Şubat 1932 Doğubeyazıt’ta dünyaya gelmişti. Ankara-Bağlum’da medfun büyük Allah (celle celâlühü) dostu Seyyid Abdülhakim Arvâsi Hazretleri Ahmet Arvasi Hocamızın babasına kendi ismini vererek Abdülhakim koymuştu.

Ailesi aslen Van’ın Müküs (Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvâs (Doğanyayla) köyündendir. Bu köyün adına izâfeten “Arvasiler” olarak tanınırlar. Soyadı kanunu çıktığında köylerinin adını soyadı olarak aldılar.

Babasının gümrük memurluğu görevinden dolayı, Van’da başladığı ilkokulu Doğubeyazıt’ta, Ağrı’da başladığı ortaokulu Erzurum’da bitirdi. Erzurum Erkek Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra Konya Doğanbeyli ilkokulunda üç yıl ilkokul öğretmenliği yaptı.

Ayrıca 1958'de Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirdi. Balıkesir, Bursa ve İstanbul Eğitim Enstitülerinde hocalık yaptı. 1979 yılında Milliyetçi Hareket Partisi Genel İdare Kurulu'na seçilmesiyle birlikte emekli oldu. Ancak, “Hergün Gazetesinde” bizimde yakından takip ederek bir solukta okuduğumuz Türk-İslam Ülküsü başlığıyla günlük yazılar yazmaya başladı.

Yetmedi; “Ülkü-Bir, Genç Arkadaş, Hasret, Nizâm-ı Âlem, Milli Eğitim ve Kültür, Ülkücü Kadro” dergilerinde yazılar yazdı. Hergün Gazetesi ve yazdığı dergiler 12 Eylül’de kapatılınca bu kez de vefât edene kadar Türkiye Gazetesi'nde Hasbihal başlığıyla yazmaya devam etti.

Gençlerin millî ve mânevî bilgilerle donatılması için 1977 yılında Türk Gençlik Vakfı’nı kurmuş ve vefâtına kadar başkanlığını yapmıştı. Onun içindir ki sürekli gençlerle haşir-neşirdi. Yüzlerce konferans verdi. Gençlerin binlerce sorusunu cevapladı.

Bunlardan bâzıları şöyleydi:

Türk-İslâm Ülkücüsünün tarifini yapar mısınız?

“Kendini Allah ve Resulü'nün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, vatanı ve milleti için fedaya hazır, şanlı, mukaddes, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde dövüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsünde fani olmuş yiğitlerdir.”

Ülkücü kadrolar kimlerdir?

“Onlar büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resulü'nün hizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen kadrolardır. Bunlar Mümin'lere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan kimselerdir.”

Bize düşman olanlar en fazla hangi oyunu sergilemektedirler?

“Dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, din ve milliyet gibi iki mukaddes varlığımızı birbirine düşman göstermek oyununu her fırsatta sergilemektedirler ve kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyorlar.”

Hocam, fikrî yapınızı öğrenebilir miyiz?

“Ben İslâm imân ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm’ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim. Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur. İster azınlıktan gelsin, ister çoğunluktan gelsin her türlü ırkçılığa karşıyım. Bunun yanında Şanlı Peygamberimiz’in ‘kişi kavmini sevmekle suçlandırılamaz. Kavminin efendisi kavmine hizmet edendir. Vatan sevgisi imandandır’ tarzında ortaya koydukları yüce prensiplere de bağlıyım…”.

“Beni yakından tanıyanlar, bütün hayatımı ve çalışmalarımı Türk-İslam Ülküsü'ne vakfettiğimi elbette bilirler. Biz Müslüman Türk’üz. Bizi, gelecek asırlarda yine biz olarak temsil edebilecek güçlü kadrolara muhtacız. Kadrolar değişmedikçe, anayasalar, kanunlar, kararnameler ve tüzükler değişse bile kadrolar değişmedikçe netice alamazsınız..”

Atalarından bahsederken de; “Orhan Gazi ile tanışan ve Anadolu'ya ilk gelen ceddim Hacı Kasım-ı Bağdâdî adında bir zattır. Onun oğullarından biri Van Gölünün güneyinde (Arvas köyünde) yerleşmiştir. Biz ondan türemiş ve çoğalmışız. Çok geniş ve köklü bir aileyiz. Şanlı Peygambere ümmet olmak nimetlerin en büyüğü iken, bir de evlat olmakla şereflenmişiz” demektedir.

Mekânı cennet olsun. Rabbim bizi onlardan ayırmasın…



İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı