Ülkücüler

Rahim Er 14.09.2023 779
S
resimon iki yüzyıl, kayıp asırlarımızdır. Yirminci yüzyıl külliyen kayıptır. 1970'lerse çalınmış yıllarımızdır. 1968'le 1980 arasındaki 12 sene her cephesiyle mahvolmuş bir zaman dilimidir...

Bu 12 senede bugün bazıları terör örgütü olarak devam eden türlü ideolojiler, yurdumuzun çocuklarını ailesinden, vatanından, milletinden, dininden ve hatta kendinden çaldılar. Yeraltı faaliyetleriyle beyinler yıkandı. Yaşanan haksızlık ve adaletsizlikler, sömürmeler, suiistimaller gösterilerek bunların değiştirilmesi, devrilmesi yolunda onları kandırdılar. Bir kısım gençler, Marksizm-Leninizm-Maoizm üçgeninde komünist ideolojiye şartlandırıldılar. Bir bölümü Rusçu, bir bölümü Çinci oldu. Enver Hoca'nın, Kastro'nun takipçileri bile vardı.

Bu beyni yıkanan üniversite gençliğine bir zaman sonra işçiler de katıldı. Marksçı, Leninci, Maocu ideolojinin hedefi, kapitalist burjuva düzenini silahlı ayaklanmayla yıkıp işçi-köylü iktidarını kurmaktı.

Üniversitede başlayan komünist ideoloji, sür'atle yayılarak liseleri, polisleri, öğretmenleri de tesirine aldı. Çok geçmeden kanlı eylemler başladı. Kendilerine katılmayan herkesi düşman görüyorlardı. Bu üniversiteli, liseli gençler, fabrika işçileri, öğretmenler... anarji ve kargaşa çıkarıyorlardı. Molotofkokteyli atarak dehşeti başlatmış, adam kaldırma, işkence ve katliamlarla işi azıtmışlardı. Devletin meşru güvenlik kuvvetleri, bu gayrinizami mücadelede istenen neticeyi alamıyordu. Komünist eylemler azdıkça azmaktaydı. 1 Mayıs'larda orak-çekiçli kızıl bayraklar ve komünist ideolog ve eylemcilerin posterleri Taksim, Kızılay gibi meydanlarda binler eşliğinde ve sloganlarla taşınıyordu. Akşam ezanından sonra sokağa çıkmak cesaret ister olmuştu.

Komünist militanlar, gözlerine kestirdikleri gençlerin yolunu kesiyor, birkaç beylik sorudan sonra faşist veya gerci diyerek infaz yapıyorlardı. Ülke elden gitmekteydi. Hükûmet sanki vardı. Bazı şehir veya mahallelere polis-jandarma giremiyordu. Terör, azıyordu...

Bunlar olurken gözünü kırpmadan terörist militanlar karşısına dikilen bir tek unsur vardı:

Ülkücüler!..

Ülkücüler, şehit oldular, gazi oldular, sakat kaldılar fakat yılmadılar, sırtlarını dönmediler. Böylece meydanlar, yıkıcı ve bölücülere bırakılmadı. Bu amansız mücadelede ülkücü Kahramanlar, 5 bin şehit verdi. Bazıları sakat kalıp gazi oldu. Bazıları tahsilini yapamadı.

Şehitler Serdarı Hazreti Hamza'nın alınlarından öperek Kahramanlar Kahramın Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- huzuruna götürmesini umduğumuz bu serdengeçti yiğitler kimlerdi?

Ülkücüler,, Anadolu'nun fakir veya orta hâlli ailelerinin evlatlarıydı. Onlar şehit hikâyeleriyle büyümüşlerdi. Aile geçmişlerinde şehitler vardı. Köylerinden, kentlerinden zor şartlarla büyük şehirlere okumaya gelmiş, fakat burada İman, Ezan, Bayrak, Millet ve Vatan düşmanlarıyla karşılaşmışlardı. Dine afyon diyor, tarihe ve ecdada küfrediyor, kendilerinden görmediklerini öldürüyorlardı. 

Bunların ikna edilmesi asla mümkün değildi.

Anladıkları dille konuşmaktan başka çare yoktu. Hüküm bu olunca haykırış şu oldu:

- Ya Allah! Bismillah! Allahü ekber!

Bu muhteşem ve mübarek lafız, göklerin bu silinmez mahyası, o dönemlerde terennüm edilmeye başlandı. 16, 17, 18, 19, 20, 21... yaşındaki pırıl pırıl vatan sevdalıları, bu kükremeyle meydana atılıyor, Kelime-i şehadetle şühedaya katılıyorlardı.

Bir defa daha soralım:

Kimdir bu anadan, yârdan, serden geçip millî ve mukaddes varlıklarımız uğruna ölüme koşan korkusuz bahadırlar?

Ülkücüler, ataları Malazgirt'te, Sırpısındığı'nda, Şarkî Roma önlerinde, Mohaç'ta, Viyana'da, Kırım'da, Teselya'da, Trablusgarp'ta, Balkan, Sarıkamış, Çanakkale Harplerinde, Yemen, Medine ve Filistin'de, Millî Mücadehede'de, Kût'ül Amâre'de, Kore'de şehit düşen mücahitlerin torumlarıdır...

1968-1980 arası, Türk tarihinin en sancılı ve en çetin zamanlarından biridir. Bu 12 yılda amansız bir ölüm-kalım mücadelesi verdik.

Derken, 12 Eylül Darbesi yapıldı.

Birdenbire terör ve anarşi kesildi.

Zaman sanki buz tutmuştu...

Çığ gibi tutuklamalar başladı. Öyle ki Ülkücü Hareketi başlatan Başbuğ Alparslan Türkeş bile aranır oldu! Ülkesinden, ailesinden, hatta kendinden çalınmış binlerce komünist, esasta ise gafil sosyalist genç yakalanıp hapse atıldı...

Ülkücüler olmasa; onların destanî fedakârlıkları olmasa, Marksçı, Leninci, Maocu, Stalenici, Enver Hocacı, Kastrocu... güya komünist lafta sosyalist o üniversiteli, liseli mankurtlaşmış gençler, öğretmenler, işçiler, polistler... Kızılordu'ya "buyrun yoldaşlar" diyecek, Türkiye de Balkanlar ve Türkistan gibi Moskof zulmü altına girecekti. Bu korkunç sonun gerçekleşmesini, yerli ve millî asker, polis ve emniyet kuvvetlerimizin yanı sıra anasından helal süt emmiş ve helal lokma ile yetişmiş, kalbi Bedir Şehitlerinin muhabbetiyle dolu kahraman ülkücüler engellediler. Aynı zamanda Maturidî itikada kol-kanat gerdiler.

Şöyle bir  manzarayı hiç unutmadık. O yıllarda bir akşam bir grup genç, ecdadın yazdığı Ehl-i sünnet itikad ve amelini anlatan kitapları, Fındıkzade kahvehanelerinde vatandaşlara tanıtıyorlardı. Bir yerden diğerine giderken onlar hiç farkında olmasa da Ülkücüler, kendilerini uzaktan kolluyorlardı...

Terör ve anarşide günlük ölü sayısı, 25-30'ları bulunca darbe emrini Pentagon'dan alan 12 Eylül'ün kifâyetsiz paşaları, vatanı istilaya açmaya çalışanlarla canını ortaya koyarak vatanını müdafaa eden Ülkücülere aynı muameleyi reva gördüler.

İhanetle sadakat eşitlenmişti!..

Komünist kurşunların öldüremediği nice Ülkücü genç, darbecilerin darağacında "ölümsüzlüğe" kanatlandılar, nicesi zindanlarda hırpalandılar. Ama onlar, zindanda da darağacında da bu vatana ve bu millete darılmadılar.

Bugün şehit ana ve babalarının dediğini demişlerdi:

- Vatan sağ olsun!...

Cennetteki dereceleri âli olsun.

Hakları ödenemez.

Allah, hepsinden razı olsun.

Vah gafillerin, vah zalimlerin hâline!!!

1968-1980 döneminin şiirleri, oyunları, romanları yazılmalı, film ve dizileri çekilmelidir.

Bu milletin hikâyesi, Allahü-ekber Dağları kadar büyüktür.





İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı