Üç Kültür İhtilâli

Ahmet Kabaklı 12.11.2012 3196

H
er milletin edebiyatı, insanlarını, kendi tarih, töre, karakter ve şahsiyetine göre yetiştirip olgunlaştıran kaynaktır. Çünkü milletlerin edebî eserleri, millî mizaçların, yaşanmış ve kabul edilmiş değerlerin, inanç, duygu, düşünce ve kudsiyetlerin aynasıdır.

Bu yüzdendir ki millet olarak devam etmek isteyen; yakın ve uzak gelecekte sağlam kalmak emeli taşıyan ilim ve sanatsever ülkelerde edebiyat ve manevî bilimler, vazgeçilmez "disiplinler"dir. İleri memleketlerin gençlerine mecburî olarak ve hattâ taassupla okutulmaktadır. Bir Fransızın V. Hugo, Andre Gide veya Molliere gibi edebî şahsiyetlerini, bir Alman'ın Goethe veya Schiller'i; bir İngiliz'in Shakespeare veya Bayron'u son satırlarına kadar, bilip anlamaması söz konusu olamaz. Edebiyatlarını bilmeyenler, (seçkinlik şöyle dursun) Fransız, İngiliz, Alman bile sayılmazlar.

Ama o milletlerin sarsılmaz birlikleri; hattâ vatan millet sevgileri ve birbirleriyle iyi geçinmeleri dahi, kendi şair ve yazarlarını mutlaka iyi okumalarından ileri gelmektedir.

Her Türk öğrencinin liseyi bitirinceye kadar, en az 10 adet Türkçe şaheseri, inceleyerek okumaları da, millî birliğimizi sağlamakta, dostluk ve barışın oluşunda milyonlarca nutuk ve öğütten daha kıymetlidir. Bir Oğuz Han'a, bir Dede Korkut'a bir Fuzûli'ye, Ahmet Yesevi'ye, Yunus Emre, Ömer Seyfeddin veya Arif Nihat Asya'ya imrenmesini bilen gençlerden, ordularımız sayısınca Alperen kazanırız. Fransız'ın gönlünde Jeanne Darc'lar gibi Türk'ün gönlünde Battal Gazi'ler de edebiyat sayesinde yaşarlar.

Aksine "Türk edebiyatı"nın liselerde bu ölçüde hafiflik ve lâubalilikle, böyle geleceksiz ve ufuksuzca harcanması ise: Bölücülük kininin; birbirimizle anlaşmazlıkların, hamlık ve kabalıkların; anlayışsız ve anlatışsız olmanın, ruhları âdileştiren başlıca sebepleridir.

İlk paragrafta belirttiğim gibi, 1990'larda resmen başlatılan, edebiyatın lüzumuna inanmamak, onu seçimlik ders yapmaya kadar gitmek cahilliği... Ve 1995'lerdeki bu anlamsız ders sınırlaması ile edebiyatı "müzelik etmeğe" yönelen bu kafalar Türkiye'de yapılan üçüncü kültür ihtilâli kazanını kaldırmış bulunuyorlar.

Herhalde; Çin kültürünü, Konfiçyüs'ten tutarak mahvetmeğe kalkan yarı-insan Mao Çe Tung, bizdeki kültür düşmanlarının öz atasıdır. Eğitimde, bugüne kadar uygulanan kültür zulmü, vicdan baskısı, millete yabancılaştırma cinnetleri yetmezmiş gibi bir de gençlerimizi, Alperen ruhu veren edebiyatlarından mahrum etmek, herhalde bazılarını rahatsız eden tarihî, fizikî, sosyal bazı komplekslerin sonucu olsa gerektir.

Milletinin edebiyatına, folkloruna, sanat ve zenaatlerine, destanlarına eğilmeyen, hattâ onların okunmaması, görülmemesi, beğenilmemesi, yenilenmemesi için çırpınan militanlar o milletin ruhuna âşinâ olabilirler mi? Bu yüce estetik mirasın millet çocukları arasında paylaşılmasını önlemek için her yasağa, her karalamaya başvuran kişide, Alperen ruhumuzdan zerre dahi bulunabilir mi?

Neden "Üçüncü Kültür İhtilâli" dediniz? diye sorulabilir: Şundan ki: Bugüne kadar "Harf devrimi" lâfı altında, başka hiçbir ülkede görülmeyen (bizden başka yalnız Ruslar tarafından yine Türklere uygulanan) bir "kültür ihtilâli" yapılmıştır. Bununla, 1300 yıllık yazılı ifade aracımız olan alfabe değiştirilmiştir.

O devirlerde, liderler aldatılarak, istemedikleri halde onlara yaptırtılan bu darbe ile yüzbinlerce kitap bir daha okunmamak üzere raflara kaldırılmıştır. Bu yüzden içimize kültürsüzlük kompleksi çökmüştür. Dünya bizi bilgisiz, tarihsiz, geleneksiz, inançsız bir topluluk gibi görerek küçümsemeye başlamıştır. Biz dahi kendimizi bütün milletlerden aşağı görerek; daha önce küçümsediğimiz Batı toplumlarına körkütük hayran olmuşuzdur. Çünkü yazısız, felsefesiz, tarihsiz ve edebiyatsız bir millet, kişilik sahibi olamaz.

İkinci kültür ihtilâli ise, bin yıl boyunca Türkistan, Anadolu ve Balkanlar'da, yüksek edebiyat dili oluşturan Türkçemizin planlı şekilde yıkılarak, 21. yüzyıl başında kabile dili haline getirilmiş olmasıdır. Ziya Gökalp-Ömer Seyfeddin ve Ali Canip beylerin asrın başında Genç Kalemler ile yaydıkları, geniş ufuklu bir sadeleşme hareketi Tasfiyecilik ve dil ihanetine değiştirildi.
Dilimizi mahveden bu "ihtilâl" ile artık hiçbir fikir, edebiyat ve ilim eserinin dikiş tutmayacağı bir yoksulluk ve kargaşalık içine düşürüldük.

İlmin uzağındaki birtakım partizanlar kendi çıkarları için tabu haline getirdikleri "resmi ideoloji"ye yaranmak ve onu büsbütün saptırarak nüfuz sağlamak için dil bozgunculuğunu yürüttüler. Bin yıldan beri halkımızca benimsenmiş "hayal" gibi "sebep" gibi hâkim gibi kelimelere karşı yürüttükleri bu ırkçı arıt macılıktan sonra, zenginlik ve karakterini yitiren Türkçemiz, şimdi de İngilizcenin, çıkarcılarına peşkeş çekiliyor.

Özellikle bütün Türk dünyasında kullanılan İslâmî kaynaktan gelen sözlerimizi yasaklayarak veya unutturarak, korkunç, dil, üslûp ifade ve kültür kargaşalığına meydan açıyorlar.

Kültürümüzü mahveden bu üç ihtilâl konularında yeterince ciddi ve objektif yayın yapılamadığı malûmdur. Özellikle, milli kültüre vurulan bu darbelerin, bizden başka dünyanın hiçbir yerinde olmadığına dikkat çekilmelidir.

Böylece "Üçüncü yıkım" dediğimiz "Edebiyat düşmanlığı"nın da bizi ne gibi iflâslara götürmek istediği herkese malûm olmalıdır.

Bu edebiyat düşmanlığı dahi harf ve dil ihtilâlleri ölçüsünde "Kültür" demek olan milletimizi yok eden ağır sonuçlar doğuracaktır.

Çünkü Türk edebiyatı (başka bazı milletlerden farklı olarak) Türk kültür varlığının bütününü içine almaktadır. Roman, şiir, mesnevi, destan, hikâye, fıkra... vs. bir yana; felsefemiz, dinimiz, ahlâkımız, siyasetimiz, hattâ sosyal ilimlere ait bilgilerimiz dahi en güzel ifadelerini edebiyatımızda bulmuştur.

Edebiyatımıza vurulan son darbe ile onun yerine Amerikan sloganlarının geçirilmesi millî kültürümüzden yarına hiçbir yüceltici unsur, hiçbir eser bırakmamak kastını taşımaktadır.

 

 

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı