Türklerde Kavmiyetçilik Yoktur

Prof. Dr. Fahri Unan 23.08.2013 3563
T

ürklerin millet ve milliyetlerini üstün görmelerine İslâm’ın da engel teşkil etmediği açıktır. Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey insânlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık! Hem de sizi cemaat cemaat, kabîle kabîle yaptık ki, tanışasınız. Haberiniz olsun ki, Allâh katında en keremliniz en fazla takvâ sâhibi olanınızdır.” (Hucûrât, 13) buyurulur.

Demek ki hepimizin yaratıcısı olan Yüce Allâh, bir anne ve babadan vücut bulmamıza rağmen, iyilikte, doğrulukta, fazîlette ve kendisine itaat husûsunda birbirimizle yarışmamız için farklı milletler hâlinde hayat sürmemizi murâd etmiş; birbirimize üstünlüğü de takvâ şartına bağlamıştır. Bu şartlara riâyet husûsunda, Türklerin ön sıralarda bulunmadıklarını kimse iddiâ edemez.

Bir fetret devri olarak nitelendirilebilecek olan şu son asrı bir tarafa bırakırsak, Türklerin Müslüman târihleri boyunca hâkim oldukları toprakları birer İslâm beldesi hâline getirmek için nasıl çabaladıklarına; şehirleri câmilerle, medreselerle, ilim ve irfan yuvalarıyla, hayır ve hasenât eserleriyle nasıl süslediklerine, İslâm beldelerini korumak, Allâh’ın adını yaymak için yüzyıllarca Haçlı sürüleri önünde kanlarını nasıl sebil ettiklerine ihtiyar târih şâhittir.

İslâm’ın en doğru şekliyle yaşanmasını sağlamak üzere sayısız eser te’lif edenlerin ekseriyeti de Türkler arasında yetişmiştir. Altı mûteber hadis kitâbının dördü, Türk asıllı âlimlerin kaleminden çıkmıştır. İki îtikâdî mezhep imâmından birisi Türk asıllıdır.

İslâm dünyIasının medreselerinde İslâmı öğreten ders kitaplarının çoğu Müslüman-Türk ilim adamlarının kalemlerinin mahsülüdür. En ünlü tefsirlerin sâhipleri de Türk asıllıdırlar. İslâm felsefesinin en büyük isimleri olduklarını Doğu’nun da Batı’nın da teslim etmek mecbûriyetinde kaldığı Fârâbî ve İbn Sînâ da Türk’tür… Bu isimlere yüzlercesini eklemek hiç de zor değildir.

Türklerin, Allah’ın evi olarak kabûl ettikleri câmi ve mescidlerdeki davranış şekilleri bile başka milletlerinkinden farklıdır. İslâm’ın doğduğu topraklardaki insanlar, câmilerde yan gelip yatarken, Türkler aynı mekânlarda bırakınız sere serpe hareketi, yüksek sesle konuşmayı, Allâh kelâmı dışında söz etmeyi bile saygısızlık saymışlardır.

Kur’ân-ı Kerim’i göğüsleri hızâsından aşağıda taşımayı veyâ evlerinin rastgele bir köşesine koymayı, ona karşı edepsizlik olarak görmüşlerdir. Kur’ân harfleriyle yazılmışlardır diye, sıradan eserleri bile îtinâ ile muhâfaza etme edebî belki de sâdece Türklere mahsustur. Bugünkü duruma bakarak, bu söylenenler dünde kaldı demek doğru değildir.

Gelecekte İslâm’a hizmet husûsunda bir potansiyel yoklaması yapılacak olursa, her türlü olumsuzluğa rağmen, bu potansiyelin en fazlasının yine de Türklerde bulunduğu görülecektir.

Hazreti Peygamber’in yaktığı ilk kıvılcımı ve O’nun rahle-i tedrîsinden geçen sahâbenin gayretlerini bir tarafa bırakırsak, dünyâda hangi millet Türkler kadar İslâm’a hizmet etmiştir?

Türkler, İslâm’ı sâdece benimseyip savunmakla kalmadılar; onu Hindistan içlerine kadar taşıyarak bugünkü Pâkistan’ın temellerini attılar. Viyâna önlerine kadar taşıyarak, bugünkü Boşnakları ve Arnavudları İslâm dünyâsına kattılar.

Kafkaslar mühim nisbette Türklerin bayrakları altında İslâm’la tanıştı. İslâm dünyâsının büyük bir bölümü, Türklerin bayrakları altında beş yüz, altı yüz yıl süren bir huzur ve istikrâr dönemi yaşadı…

Peki ya bugün Türklerin karşısında benlik dâvâsı güdenler, İslâm’a ve İslâm dünyâsına hangi hizmetleri sundular? Türklere karşı cinâyet şebekeleri kurarak Kürtçülük yapanların bu soruya tek bir örnekle verebilecekleri hangi hizmetleri oldu?

Son olarak şu söylenebilir: Türkler, diğer milletlere nisbetle elbette bir adım öndedirler. Bu gerçeği, târihleri, târih boyunca taşıdıkları misyon ve îfâ ettikleri hizmetler açıkça ortaya koyar.

Ancak, yine Türkler târihin hiçbir döneminde pür kavmiyet dâvâsı gütmediler. İdâreleri altındaki etnik unsurları kendilerinden ayrı tutmadılar; onların çocuklarını en yüksek makamlara getirmekten gocunmadılar; onlarla aralarına kalın duvarlar örmediler.

Bir Acemi, bir Sırp’ı, bir Hırvat’ı, bir Arnavudu, bir Rum’u Sultanlarının hemen altındaki makamlara getirmekten çekinmediler; Türklüklerine, Kürtlüklerine, Çerekezliklerine, Gürcülüklerine, Boşnaklıklarına, Rumluklarına, Ermeniliklerine veyâ başka kimliklerine bakmayı akıllarına getirmeden, onları paşa, vezir, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olarak görmeyi anormal bulmadılar; kucaklarını ve evlerini her etnik kökten insana açmaktan kaçınmadılar.

Türkler ve Türk milliyetçileri kavmiyetçilik, ırkçılık, kafatasçılık dâvâsı gütselerdi, bunların hiç birisini yapmazlardı. Türkler, Türklüğü bir kan dâvâsı olarak değil, kültürel bir zemîn olarak gördüler. Durum bu olduğuna göre, bu derece cihan-şümûl ve insânî bakan, bu ölçüde müsâmakâr davranan bir milletin adıyla, diliyle, milliyetiyle, kültürüyle oynamak, tek kelimeyle nankörlük olur.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı