Türkler: Dünyanın En Misafirperver Milletidir

Numan A. Ünal 15.08.2021 1899
T
ürk-İslam Kültüründe Misafirlik

Osmanlı coğrafyasında yola, seyahate çıkan kimseye “seferi-misafir”, Türkistan’da “konak-mihman”, eski Türklerde de “konuk” denirdi. Seferiliğin İslam hukukunda hususi hükümleri olduğu gibi; örf ve adetlerimizde de önemli bir yeri vardır. 

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam hadis-i şeriflerinde : “Üç dua vardır ki muhakkak kabul olur: Babanın-annenin evladına duası, misafirin duası, mazlumun duası.”  “Misafir istemeyende hayır yoktur.”, “Evin zekâtı, onun içerisinde bir misafir odası bulundurmaktır.” Buyurdular.

Feridüddin Attar hazretleri “Cevahirname” isimli eserinde diyor ki; “Kardeş, misafiri hoş tut. Misafir Allah vergilerinden bir nimettir. Misafir rızkını beraberinde getirir. Sonra ev sahibinin günahını götürür.” 

Şakîk-i Belhî hazretleri de: “Bana misafirden daha sevimli bir şey yoktur. Çünkü onun rızkını Allah verir; ecri, sevabı ise bana kalır.” demiştir. 

Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri sohbetlerinde nadiren “ben” derdi;  “Misafir bulunan sofraya dokuz rızkın indiğini ben görüyorum.” buyururlardı. Misafir on rıskı ile gelir, birini yer dokuzunu eve bırakır, meşhur atasözümüzdür. 

Gazetemizin kurucusu, merhum Enver Ören Ağabey, çok misafirperverdi, evinden hiç misafir eksik olmazdı. Mümkün mertebe her davete icabet ederdi.  “Şimdi evlere eskisi gibi pek misafir gelmediğinden, sıhhat, afiyet ve bereketi kalmadı.” derlerdi.

Merhum Necip Fazıl Kısakürek de misafirliğin kıymetini şöyle dile getirir:

“Misafir, bereket çatısında dam, 
Misafir sevmeyen, hayırsız adam.” 

İbni Fadlan, eski Oğuz Türklerinin Müslüman tüccarlara gösterdikleri misafirperverlik ve dürüstlük hakkında çok önemli bilgiler vererek; bir Müslüman, bir Türk’e konuk olacağını söyleyince O da hemen kendisine “Türk çadırı” kurar ve koyun keser. 

İbni Battuta, Anadolu Türkleri ve Ahilerin misafir severliği ve cömertliği hakkında çok güzel tasvirler yapar ve Türkiye’yi bir “şefkat diyarı” olarak tanıdığını yazar.

Kaşgarlı Mahmud; “Konuk gelen eve kut (uğur) gelir.” “Konuk gelmeyen kara evler yıkılsa gerek.” demektedir. Ayrıca, K.Mahmud Türkçe “Akı” kelimesi de cömert manasında kullanıyordu. Bu sebeple de Fransız Türkolog Jean Deny, “Ahi”lerin misafirperverliği gibi ismini de bu Türk an’anesine bağlamaktadır

Yusuf Has Hacip de; “Beyler cömert olursa adları dünyaya yayılır; dünyada bu şöhret sayesinde korunurlar.”

Bazı Türkistan Atasözleri

“Mihman gelir eşikten, rızkı gelir deşikten (delikten).” 

“Mihman atangdan uluğdur.” Yani misafir babandan daha üstündür.  

Bir Kırgız atasözünde de şöyle demektedir: 

“Ne kadar bud (ayak) girer, o kadar kut (uğur) gelir.”  Yani bir eve ne kadar ayak girerse o kadar bereket gelir. 

Türkler Dünyanın En Misafirperverleri 

Meşhur Macar Seyyah Arminius Wambery, Reşid Efendi sahte ismi ile Osmanlı pasaportu alır. İran’da hacdan ülkelerine dönmekte olan bir hacı kafilesine katılarak Türkistan halkının yaşayışlarını yakinen inceler. A. Wambery hatıralarında diyor ki: 

“Dünyada Türkler kadar misafirperver, misafir özleyen bir millet daha yoktur. Özellikle Türklüğün öz vatanı olan Türkistan’da bu misafirperverlik kalem ve dille anlatılamaz. Türkler, yeryüzünün neresinde olurlarsa olsunlar veya hangi hal ve şartlar altında bulunurlarsa bulunsunlar, dünyanın en misafirperver milletidirler.” 

Kırgızların bulunduğu obaları ziyaret ettiğinde de Kırgız kadınları için şöyle diyor: “Çadırların yanına yaklaşınca kadınlar çevreme toplanıp ellerindeki keçi tulumlarıyla bana su vermek için adeta birbirleriyle yarışıyor; bu hakkı, hiçbiri diğerine bırakmaya razı olmuyordu. Bunun için de birbirleriyle kavga ediyorlardı. Bunlara göre bu sıcak mevsimde yolcunun susuzluğunu gidermeye hizmet etmek misafirperverliğin ilk şartıdır ve bir Kırgız’dan su istemek, onun için en büyük minnettarlıktır.”

Wambery, Türkistan seyahati esnasında Türk kabilelerinin, misafirleri evlerine götürmek için mücadele ettiklerini, herkesin misafiri kendi tarafına çekmek isterken, misafirin kolunun çıktığını, ve hatta neredeyse aralarında kan dökülebileceğini ifade ediyor. Nihayet son çare olarak kur’a çekilmek suretiyle, misafirlerin obalara dağıtıldığını, böylece kavganın bittiğini kaydetmektedir. 

Wambery, ayrıca bu Türk kabilelerinde hiç masraf yapmadan bir yıl misafir kalınabileceğini ifade ederek, Avrupalıların misafirperver olmadıklarını, Fransızların “Misafir ve balık üç günden sonra zehirdir.” atasözüyle dile getiriyor. 

Misafire İkram ve Hizmet 

Misafire izzet, ikram ve hizmet etmenin, Türk kültüründe önemli bir yeri var. 

Türkistan’ın büyük İslam âlimlerinden Ahmet Yesevî hazretleri “Divan-ı Hikmet” kitabında misafire hizmet hakkında şunlar kayıt edilmektedir: 

“Misafir sevinç ve güler yüz ile karşılanmalı. Herkes kendi halince misafir kabul etmeli. Misafir ne kadar fazla kalırsa ganimet bilmeli. Misafirliği uzatmalı. Misafir ne isterse yapmaya çalışmalı.”

 “Süleyman bin Ceza hazretleri Ey Oğul İlmihalinde diyor ki: 

“Tanıdığın bir Müslüman, sana gelince, elinden geldiği kadar iyi ve tatlı karşıla, yemek ikram eyle. Kapıya çık, kendisini karşıla. Selam verince, selamını al ve kendisine güzelce iltifatta bulunup: ‘Efendim safa geldiniz, hoş geldiniz.’ diyerek odanın baş tarafına oturmasını teklif eyle. Sen aşağı tarafta otur. Dinden, ibadetten, haramların zararlarından, evliyaların hayatlarından anlat. Hemen yemeğini ver, belki acıkmıştır. Yanında fazla da oturma. Belki yorgundur. Yatmadan önce, kıbleyi, helayı, seccadeyi ona göster. Abdest suyunu, abdest havlusunu ve diğer ihtiyaçlarını temin eyle. Sabah olunca namaza kaldır, cemaatle namazı kılınız.”

İslamiyet de birkaç yerde hariç acele etmek caiz değildir. Ancak misafir gelince yemeğini acele vermek gerekir. 

Sofrada yenilen yemekte şüpheli yiyecek varsa, misafirin hürmetine hepsi helal olur. Onun için İslam büyükleri misafirsiz sofraya oturmazlardı. Misafirle sofrada zaman durur, ömür uzun olur. 

Misafir ve Yolcular İçin Sosyal Tesisler

Türkistan’da ribatlar: Türkistan’da, yolcu ve misafirler için mükemmel sosyal tesisler kurulmuştur. Bu tesislere Türkistan’da “Ribat” denilmektedir. İstahrî diyor ki: “Türkistan’da hiçbir şehir, kasaba, su kaynağı, sebil, önemli geçitler, hatta hiçbir köy yoktur ki, orada yolcu ve misafirlerin istirahatlarını temin etmek için bir ribat olmasın. Aşağı Türkistan’da, bu şekilde hizmet gören ribatların sayısı on bin kadardır. Yolcular bu ribatlarda dilediği kadar kalırlar. Buralarda onların yiyecek ve barınmaları temin edildiği gibi hayvanlarının bakımı da yapılmaktadır.” 

Selçuklu ve Osmanlı’da kervansaraylar:  Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde de kervansaraylarda yolculara zengin-fakir, hür-köle, Müslüman-kâfir farkı gözetilmeden aynı muamele yapılıyor; tüccar, yolcu ve devlet adamlarının kendilerine ve hayvanlarına bedava bakılıyor; hasta olanların tedavisi ve başka ihtiyaçları da görülüyordu. Kervansaraylar bugün de bütün ihtişamlarıyla insanları hayran bırakan büyük medeniyet ve sanat abideleridir.

Kanuni Sultan Süleyman devrinde Avusturya imparatorunun elçisi olarak Türkiye’ye gelen O. G. Busbecq’in, hükümdarına yazdığı bir mektupta belirttiği müşahedeler, İstahrî’nin Türkistan’da ifade ettiklerine tam bir benzerlik göstermektedir. Busbecq hatıralarında, bu hanlar ve kervansaraylar hakkında takdirlerini şöyle ifade etmektedir:

“Kervansaraylar; bunlar cidden büyük binalar. Hancılar; Hıristiyan, Yahudi, zengin, fakir herkesi misafir eder, hiç kimseyi reddetmezler. Kapıları aynı şekilde herkese açıktır. Paşalar, sancak beyleri, seyahatlerinde bu hanlara inerler, sanki kral saraylarında imiş gibi ben de bu hanlarda birçok resmî kabuller yaptım. 

Büyük bir itina ile hana inen herkese istinasız yemek verirler. Yemek zamanı gelir gelmez, bir hizmetçi kocaman bir tahta tabla ile ortada görünür. Tablanın ortasında bir sahan, sahanın içinde etli bulgur pilavı bulunur. Ekmekler sahanın etrafına dizilmiştir. Bazen de bir parça bal gömeci vardır. Yemekleri hakikaten lezzetli idi. Çok hoşuma gitti. İşte hanlarda yolcular, bu surette bedava besleniyorlar. Fakat çok ciddi bir sebep olmayınca yolcular üç günden sonra gitmelidirler. Zira devamlı yolcular gelmektedirler.” (Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı)





İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı