Türk Dünyasının Hazin Devri: 20. Asır

Turan Can 25.04.2014 2784

2

0’nci asır, Anadolu Türklüğünün en sıkıntılı, Türk dünyasının da en karanlık asrıdır. Anadolu Türklüğü bu coğrafyada var olma mücadelesi verirken, Türkistan’daki Türklüğün bağrına da hançer sokulmuştur. Ne yazık ki Türkistan’daki Türkler Anadolu Türkleri kadar şanslı olmamıştır. Türkistan coğrafyasındaki Türkler, sistemli bir şekilde asimilasyona tabii tutularak etkisiz hale getirilmiştir. 

Bu coğrafyadaki Türklerin bir kısmı harplerde en ön saflara sürülerek yok edilmiştir. Bir kısmı daha sonraki yıllarda göçe mecbur edilerek vatanlarından çok uzaklara, bir gece yarısı trenlerle hayvan vagonlarına doldurularak bir tek bebek bırakılmamacasına sürüldü, yollarda yarısı kaybedildi, bir kısmı, Türklük ile meşgul olma iddiası karşısında rejim ve halk düşmanı ilan edilerek kitle halinde katledildi, bir kısmı açlığa mahkûm edilerek yok edildi, asıl önemli bir kısmı da anaokullarından başlayarak Rusça eğitimin kurbanı oldular ve bugün ben Kazak Türk’üyüm, ben Tatar Türk’üyüm, ben Özbek Türk’üyüm veya Kazak’ım, Tatar’ım, Özbek’im dese bile bir tek kelime Türkçe bilmeyen insanlar olarak Rus nüfusuna kaydoldu. Bu kayıp, 20. Asırda Türk nüfusundan başka, Kızılderililer de dâhil, dünyada hiçbir topluluğun başına gelmemiştir.

Kazan Hanlığı’nın, 1552’de Ruslar tarafından ele geçirilmesinden sonra Türkistan coğrafyasındaki kırılma 20. Asırda tamamlanmıştır. Türk dünyasındaki kesin bölünme gene bu asırda son bulmuştur. 20’nci asırdaki Türkistan’ın Sovyetleştirilmesi sistematik bir şekilde planlı ve programlı bir şekilde yürütülmüştür. Sovyet yöneticiler, eğer günün birinde Sovyetler dağılır da ellerinde sımsıkı tuttukları Türk toplulukları istiklallerine kavuşursa Türkiye ile birleşmemeleri için suni sınırlar çizmiş, Türk topluluklarının özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin hudutlarından uzaklaştırmak için başta Kırım Türkleri, Kafkasya’daki Karaçay, Nogay, Balkar ve Kumuk Türkleri ve Doğu Anadolu’nun doğusundaki Ahıska Türkleri, bir tek fert kalmamacasına binlerce yıllık vatanlarından sürülmüşlerdir ve Türkiye’nin etrafı Türklerden boşaltılarak Rus nüfus yerleştirilerek binlerce yıllık Türk coğrafyası boşaltılarak, Rus coğrafyasına dönüştürülmüştür.

Aynı plan doğrultusunda binlerce yıllık Türk vatanı olan Azerbaycan’a ait Zengezür bölgesi, Ermenilere peşkeş çekilmiş ve Azerbaycan’la Türkiye arasındaki irtibat da kesilmek suretiyle Ermenistan, Türk coğrafyasına hançer gibi sokularak, Türkiye ile Türk dünyasının coğrafi olarak da birleşmemesi hedeflenmiştir. Rus stratejisi gereği göç ve göçürme hareketleriyle Türkiye’nin etrafı Türklerden boşaltılarak istenilen hedefe ulaşılmıştır.

Rus stratejisi gereği sadece Türkiye’nin etrafı Türklerden boşaltılmakla yetinilmemiş, Türk toplulukları çizilen siyasi sınırlarla da birbirlerine düşürülmüştür. Türkistan’da büyük Türk toplulukları her zaman potansiyel tehlike görülmüş, daha küçük topluluklara bölünmek suretiyle “böl-yönet-hükmet” stratejisi uygulanmıştır. Rus yetkilileri sadece içinde bulundukları zamanı değil, mümkündür ki bu günleri de düşünmüşler, çizdikleri siyasi, suni hudutlar Türk topluluklarının sürekli birbirleriyle kavga ve didişmelerini sürekli kılacak şekilde, iktisadi hedefler dikkate alınarak ve birbirleriyle kavgayı gerektirecek şekilde özel olarak tasarlanmıştır.

Kültürel Asimilasyon

Siyasi coğrafya parçalanma bakımından yeterli görülmemiş olacak ki, Türklerin birliğini sağlayan en önemli vasıta olan Türk dili parçalama yoluna gidilmiştir. Türkiye’de Latin alfabesine geçilince Rusya’da Türk topluluklarını Kiril alfabesine geçirmiştir. Bu alfabe, normal Kiril alfabesi olarak Türklere kabul ettirilmemiş, tam 30 çeşit Kiril alfabesiyle Türkçe okunur-yazılır dil haline getirmişlerdir. Dünyada hiçbir dilin kesinlikle birden fazla alfabesi yoktur; ne Arapçanın, ne Rusçanın, ne Farsçanın, ne Fransızcanın, ne İngilizcenin. Elbette Tunus’ta yaşayan Arap’la Irak’ta yaşan Arap birbirini anlamaz; ama aynı alfabeyle yazılır kitapları okur. Nerede basılırsa basılsın, Araplar aynı alfabeyi kullandıkları için, birbirlerinin kitaplarını okuma imkânına sahiptirler.

Uygulamaya konulan Kiril alfabesi, Kazakça’da bir sese tekabül eden harf, Kırgızca’da başka bir sese, Saka dilinde ise daha başka bir sese tekabül ettirilmiş. Böylece tam, 30 çeşit Kiril alfabesiyle okunup-yazılan bir Türkçe karşımıza çıkmıştır. Zamanla bu Türkçe, bir müşterek yazı dili olduğu halde, müşterek yazı dili olmaktan tamamen uzaklaştırılmıştır. Onun yerine Rusça müşterek yazı dili olmanın ötesinde, müşterek anlaşma dili haline getirilmiştir.

Türkistan coğrafyasının yer altı ve yerüstü kaynakları insafsızca kullanılmış tabir yerindeyse talan edilmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde bir tebaa millet olarak teşekkül etmemiştir. Türkistan hariç, Özbek Han diye bir hakanımız vardı. Onun tebaasına Özbekler dendi. Şimdi Özbek diye bir millet çıktı ortaya. Asla olmamıştır tarihte, Kazak diye bir millet asla yoktur. Ama bunlar, ayrı ayrı milliyetler olarak ve hatta ayrı ayrı dillere sahip milliyetler olarak ortaya çıkmışlardır ve bu ortaya çıkışı Batı da Ruslar kadar desteklemiştir. Yani, Batılı Türkologlar ile Rus Türkologları arasında bu sahadaki çalışmalarda en ufak bir ihtilaf olmamıştır. Rusların dil ve milliyetler meselesinin tatbik sahası, bilindiği üzere Türkistan coğrafyası ve Türk toplulukları olmuştur.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı