t

ürkiyemiz bugün, redd-i miras etmenin sancılarını çekmektedir. Bu sancılar her geçen gün şiddetini daha da arttıracağa benziyor. Aksini beklemek fazla hayalcilik olurdu.
Hatasıyla sevabıyla böylesine zengin bir tarihî mirası, göğsünü gere gere kabul etmek cesaretini gösterememek, utanç verici bir hâldir. Tarihimize, geçmişimize sahip çıkmak için illâ da birtakım musîbetlerin, felâketlerin, tehdit ve tehlikelerin kapımızı çalması mı lazım?
Günlük ve köksüz politikalarla bu işlerin üstesinden gelinebileceğini sanmak aldatıcı olur. Adriyatik Denizi'nden Çin Seddi'ne kadar Türk Dünyası'ndan bahsetmek, havanda su dövmekten öteye bir şey değildir.
"İki binli yıllar Türk asrı olacaktır" sözü de erken konulmuş bir teşhistir. Bin yıllık tarihiyle haşır-neşir olamamış bir milletin, iki binli yıllara damgasını vurması kolay mı öyle?
Kıtalara, asırlara damga vurabilmek, bir ruh, bir iman, bir yüksek teknoloji, kısacası, her sahada güçlü olabilme meselesidir. Bütün bunların yolu tarihimizle barışmaktan geçer. Millet şu sorunun cevabını ve gereğini bekliyor:
Hatasıyla sevabıyla böylesine zengin bir tarihî mirası, göğsünü gere gere kabul etmek cesaretini gösterememek, utanç verici bir hâldir. Tarihimize, geçmişimize sahip çıkmak için illâ da birtakım musîbetlerin, felâketlerin, tehdit ve tehlikelerin kapımızı çalması mı lazım?
Yumurta kapıya dayanınca, Osmanlılık, Neo-Osmanlılık gibi laflar edilmeğe başlandı. Kılıçları çekip tarihimize doğru şöyle bir uzanmak geldi bazılarımızın içinden. Hem de hiç umulmadık kalemlerden, ağızlardan. Bu konuda inciler dökülmeğe başladı.Gözlerimiz yaşardı doğrusu... Nasıl yaşarmasın ki?...
Osmanlı Devleti'nin tarihe karışmasından sonra tarihî sorumluluklarımızdan kurtulduğumuzu sanarak kabuğumuza çekilmişiz ve her şeyin bittiğini sanmışız... Daha da acısı geçmişimize sırt çevirmekle, redd-i miras etmekle "Eskiyi unut, yeni yolu tut!" terânelerini tekrarlamakla her şeyi halledeceğimize inandırmışız kendimizi. Ama olaylar ve hakikatler bunun hep aksini çıkarıyor karşımıza...
Kendi tarihi ile bu kadar yıl küs tutan ikinci bir ülke var mıdır, bilemem. Fikir ve vicdan hürriyetinin tam anlamıyla hâkim olmadığı bir ülkede tarihî hakikatleri olanca çıplaklığı ile ortaya çıkarmak mümkün değildir. Tarihî hakikatler, ilmin ışığı altında ortaya çıkmadıkça da tarihimizle barışmamız zor olacaktır.
Ülkemizde yıllardır Osmanlıya küfredilmiş, Osmanlıyı aşağılayıcı ve küçültücü ne varsa yapılmış. Bugün de zaman zaman aynı şeyler tekrarlanmaktadır. Aslında Osmanlının şahsında aşağılanmak istenen Türk milletinin ta kendisi ve kendi değerleridir.
Biz kendimize sahip çıkmazsak bize kim sahip çıkar?
Osmanlı Devleti'nin tarihe karışmasından sonra tarihî sorumluluklarımızdan kurtulduğumuzu sanarak kabuğumuza çekilmişiz ve her şeyin bittiğini sanmışız... Daha da acısı geçmişimize sırt çevirmekle, redd-i miras etmekle "Eskiyi unut, yeni yolu tut!" terânelerini tekrarlamakla her şeyi halledeceğimize inandırmışız kendimizi. Ama olaylar ve hakikatler bunun hep aksini çıkarıyor karşımıza...
Kendi tarihi ile bu kadar yıl küs tutan ikinci bir ülke var mıdır, bilemem. Fikir ve vicdan hürriyetinin tam anlamıyla hâkim olmadığı bir ülkede tarihî hakikatleri olanca çıplaklığı ile ortaya çıkarmak mümkün değildir. Tarihî hakikatler, ilmin ışığı altında ortaya çıkmadıkça da tarihimizle barışmamız zor olacaktır.
Ülkemizde yıllardır Osmanlıya küfredilmiş, Osmanlıyı aşağılayıcı ve küçültücü ne varsa yapılmış. Bugün de zaman zaman aynı şeyler tekrarlanmaktadır. Aslında Osmanlının şahsında aşağılanmak istenen Türk milletinin ta kendisi ve kendi değerleridir.
Biz kendimize sahip çıkmazsak bize kim sahip çıkar?
Biz kendimizle alay edersek bizimle kimler alay etmez ki?
Biz kendi geçmişimizi karalarsak, bizi kim aklar ki?
Osmanlının izlerini silmeğe kalkışmak, milletinin tarihteki izlerini silmek demektir. Bugün ülkemizi ve milletimizi tehdit eden iç ve dış tehlikelerin kökenini tarihte aramamız lâzım. Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da oynanmakta olan oyunların asıl hedefi Türkiye'yi sıcak bir savaşın içine çekmektir. Osmanlı'nın bu üç kritik bölgede takip ettiği politikaları iyi bilmeden meselelerin içinden çıkmak nasıl mümkün olabilecektir?
Osmanlının izlerini silmeğe kalkışmak, milletinin tarihteki izlerini silmek demektir. Bugün ülkemizi ve milletimizi tehdit eden iç ve dış tehlikelerin kökenini tarihte aramamız lâzım. Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da oynanmakta olan oyunların asıl hedefi Türkiye'yi sıcak bir savaşın içine çekmektir. Osmanlı'nın bu üç kritik bölgede takip ettiği politikaları iyi bilmeden meselelerin içinden çıkmak nasıl mümkün olabilecektir?
Günlük ve köksüz politikalarla bu işlerin üstesinden gelinebileceğini sanmak aldatıcı olur. Adriyatik Denizi'nden Çin Seddi'ne kadar Türk Dünyası'ndan bahsetmek, havanda su dövmekten öteye bir şey değildir.
"İki binli yıllar Türk asrı olacaktır" sözü de erken konulmuş bir teşhistir. Bin yıllık tarihiyle haşır-neşir olamamış bir milletin, iki binli yıllara damgasını vurması kolay mı öyle?
Kıtalara, asırlara damga vurabilmek, bir ruh, bir iman, bir yüksek teknoloji, kısacası, her sahada güçlü olabilme meselesidir. Bütün bunların yolu tarihimizle barışmaktan geçer. Millet şu sorunun cevabını ve gereğini bekliyor:
Tarihimizle ne zaman barışacağız?...
İlgili Makaleler
Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti
…
Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:
****
M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.
Tarihi Kırılma Noktası
Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: ---
Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor:
Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim. Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor
Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
Tomski'den Ayrılış
B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B
u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.
Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır.
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş
unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…