Tarih Düşmanlığı: Kitâbe ve Tuğraları Kazıdılar

İrfan Özfatura 20.01.2024 720
1
resim
927 yılında çıkarılan bir kanunla tarihî binalardaki kitabeleri kırdılar, tuğraları kazıdılar.

Geçen bilgisayarımdaki İstanbul resimlerini tasnif ediyordum dikkatimi çekti, tuğralara bir hâl olmuş. Ne çok kazınmış, kırılmışlar. Ki bunlar rastgele çektiklerim, kim bilir neler var daha! 

Efendim tuğra Oğuz Hakanlarından kalma bir gelenek (tugrag). Bir alamet, bir işaret, nişan. “Hükümdarın mühür ve imzası” bir bakıma. 

Tuğralarda padişahın ismi bulunur, “şah” ve “han” sıfatları ile “el-Muzaffer daima” duası eklenir kibarca. 
Bir kürsüsü (sere) olur; sonra iç içe kavisli iki beyza. Yanına kol (hançer) ve üstüne üç tuğ (elif) minare endamında. Kıvrılarak inen zülüflerle tamamlanır sonunda.

Selçukluların Tuğrul Bey’den itibaren tuğra kullanıldığını biliyoruz. Bu gelenek Eyyûbîler ve Mısır Memluklerine de geçer zamanla, Araplar tevki (tevkī’) derler hatta. 

Osmanlıda tuğra çekmekle vazifeli memura [nişancı, tuğraî, tevkīî, muvakkī’] adı verilir, halk tuğrakeş der onlara. Bilhassa Mustafa Rakım Efendi çok şey katar, başlı başına sanat olur âdeta. 

Tuğralar fermanlarda kullanılır ve sikke üstüne basılırlar. Vakıf eserlerinin kitabelerine de konurlar ayrıca. 
 
Sanat İçinde Sanat

Kitabe; binanın görünen bir yerine (genellikle kapı üstüne) asılan levhalardır. Bu bina niçin yapıldı, kim yaptırdı, ilgili ayetler, hadisler, dualar.   

Osmanlılar kitabeleri ünlü bir şaire yazdırır, meramlarını mısralarla anlatırlar. Ebcedle tarih düşürürler, ki mânâ içinde mana. Kulak okşayıcı beyitleri mahir bir hattata kazıtır, göz zevkine de hitap ederler ayrıca. 

Kitabeleri hakkeder, kabartırlar, üzerini altın varakla kaplarlar. Zemini ördekbaşı yeşil, siyah, lacivert, vişne çürüğüne boyarlar. Gören maşallah der subhanallah!

“Târihi Sultan Ahmed”in cârî zebân-ı lûleden Aç Besmele'yle iç suyu, Han Ahmed'e eyle duâ. 

Sultan Ahmed’in Üsküdar'da yaptırdığı meydan çeşmesinin kitabesi kendisine aittir. Üç tarafında celi talikle (celî ta’lîk) yazılmış şiirler, tarihler düşürülür sıra sıra. 

Lale Devri’nde İstanbul park gibidir, Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı Kırkçeşmeler fevkalade sanatlıdırlar. 
 
Topkapı, Tophane, Üsküdar, Azapkapı ve Saliha Sultan Çeşmeleri... Bilirsiniz turistler Ortaköy Meydanı’ndakine vurulurlar.  
Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesinin kitabesini doğuştan sağ tarafı tutmadığı hâlde hattalara pir olan Yesârî Es’ad Efendi yazmıştır. Kıymetini erbabı anlar anca.

Lakin, Ama, Ancak...

Cumhuriyetin ilk yıllarında Rize Mebusu Ekrem Bey bir kanun teklifi verir (29.2.1926)  “Gerek İstanbul gerek Ankara’da, Osmanlı dönemine ait tuğralar ve halkını tutsak eden hükümdarlara yazılan methiyeler nice binanın giriş kapısında sanki cumhuriyetimize meydan okurcasına durmaktadırlar... Bu tuğra ve levhaların çocuklarımızı zehirlemesine izin veremeyiz. Derhâl kaldırılmasına ve yerlerine cumhuriyet arması konulmasına...” 

Meclis bu saçmalığı ciddiye almaz, Millî Eğitim Encümeni’ne gönderir başından savar. Gariptir, encümen teklifi yerinde bulur ve karar verir sanat değeri olan levhaların sıvanmasına, diğerlerinin kazınmasına... Yerlerine cumhuriyeti öven yazılar yerleştirilmelidir mutlaka. Diyelim şahsi binanızın üzerinde yazı var.  “ Bu kabil tuğra ve arma ve kitabe bulunan hususi binalar, yazılar kaldırılmadıkça faaliyet ve münasebetlere tahsis olunamaz!”
 
Mebuslar şaşkındır ama mahalle baskısından çekinir ses çıkaramazlar. Teklif kabul edildikten sonra Mehmet Emin Yurdakul teessüfle Ekrem Bey’e döner “Beyefendi salahiyeti aldınız” der, “Artık kırıp dökebilirsiniz rahatlıkla!”
 
İş çığrından çıkar, aferin alma kaygısındaki ucuz insanlar raspalara, çekiçlere sarılırlar. Bazıları üzerinde ayet ve hadis olan kitabeleri, çiğnensin diye bilhassa ayak altına atar, basamak yapar. Çöplüklerde işli mermerler, kiminin üzerinde ‘Maşallah’, kiminin üzerinde ‘Allah nazardan saklaya’!.. 

Halk mahzun olur tabii, kimin umurunda?

Reddimiras

İsmet Paşa tatbikata hız verir, camilerin boşaltılmasını ister, ihaleye çıkarıp satar. Kimini ahır, ambar yapar, kimini koğuş olarak kullanılırlar. Bazılarına buğday doldurturlar ki kışın şişsin taşları yerinden oynatsınlar. 

Kitabelerin kullanıldığı yerlerden biri de nişan taşlarıdır. Kemankeş 800 gez ve uzağına ok atarsa bir taş dikilir adına. Gençlere de hedef gösterilir. Bak taşını diktirmek istiyorsan bunu geçmen gerek, ha gayret! Sen de okunu salabilirsin 530 metre uzağa. 
 
Okmeydanı’nı da CHP’nin mimarı, Mösyö Prost yok edecek, alanı gecekonduya açıp “Yokmeydanı” yapacaktır seneler sonra. 
Eski mezar taşları da tahrip edilir. Sadece cami hazirelerindekiler tecavüzden kurtulurlar. Birkaç tane Karacaahmet’te kalır, üç beş tane de Eyüpsultan’da. Hâlbuki İstanbullu aşinadır onlara. 

Harf inkılabından sonra kıyım hızlanır, yalaka idareciler göstere göstere kitabe kırar, yükselmeyi umarlar. 
Gümüşsuyu çeşmesi de vandallardan kurutulamaz, “Su gibi atşâna işrâb eyle tarihin Senih / Kıldı Han Abdülâziz icra becâ âb-ı zülâl”  mısraını kazıyıp atarlar. (Reşat Ekrem Koçu) 

Gülhane kapısındaki I. Ahmed Çeşmesi’nin tuğrasına da acımazlar. 

Harbiye Nezaretine Şevki Bey’in yazdığı “Dâire-i Umûr-i Askeriyye” yazısı ve iki tarafında da fetih ve zafer ayetleri bir tasarım harikasıdır. Bu kitabe de kapatılır, kanun çıkınca. 
 
Çevir Kazı Yanmasın

Tarih katliamına yananlardan biri de Semavi Eyice Hoca’dır, “Osmanlı, Roma kitabelerini tahrip etti mi?” diye sorar. Münir Derman ise “Ruslar da devrim yaptılar ama” der,

“Dostoyeski okumaktan vazgeçmediler asla!”

Galatasaray Lisesinin kapısındaki muhteşem tuğra da kaybolur gider, kim bilir nerede düşer mezata? Ziyad Ebuzziya’nın yaptırdığı tuğrayı asarlar ama taklittir sonunda.  

Hâlbuki Belgrad’ı ele geçirdiğinde (1789) Avusturyalı General  von Laudon, surdaki kitabeyi Hadersdorf’taki malikânesinin bahçesine taşıtmıştır büyük bir saygıyla. 

Cemil Meriç “Bu tahripkâr telkinlerin mümeyyiz vasfı tarihe düşmanlıktır” der, “Osmanlı barbardı, İslamiyet gericilikti, biz Hititlerin, Sümelerin çocuğuyduk filan...” 

Yine İnönü devrinde Mimar Sinan’dan yadigâr Mihrimah İmareti yıkılır. Gereksiz bir iştir, kubbeyi devirip enkaz bırakırlar ortada. Halk “Yeter artık!” der, sesini yükseltmeye başlar. İsmet Paşa kopacak fırtınayı hisseder ve “tahribatın durdurulmasını” emreder iş işten geçtikten sonra. 

Böyle bir gücün vardı da niye kullanmadın demezler mi adama?




İlgili Makaleler

Kültürümüz
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN MANEVİ ZULMÜ!
I 908 senesinde İttihat ve Terakki Fırkası, Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirerek Osmanlı Devleti’nin idaresini tamamen ele geçirdi. 1914’te de Osmanlı Devleti’ni Birinci Cihan Savaşı’na sokarak,…
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN MANEVİ ZULMÜ!
Kültürümüz
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
B irinci Cihan savaşında Ruslara esir düşen Fahrettin Erdoğan hatıralarında şunları kaydediyor: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi ''İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından alınışı sırasında…
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
Kültürümüz
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
C ezayir Beylerbeyi Barbaros Hayrettin Paşa, Aydın Reis’i K anuni Sultan Süleyman’a ziyaret için İstanbul'a gönderdi. Hayrettin Paşa Hatıralarında, Aydın Reis’in İstanbul’a gidiş, gelişi ve padişahı…
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
Kültürümüz
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
E Nizâmiye Medresesi vvelce hususî, münferit ve mahallî olarak yapılan dar muhtevalı din öğretimi, Sultan Alp Arslan’ın emri üzerine, Bağdad’da meşhur “ Ni z â miye ” medresesinin tesisi ile (1066)…
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor