Sarıkamış Sehidlerinin Taş Mezarları

Ahmed Rıza İrfanoğlu 15.08.2020 2526
1
resim

914 yılında Birinci Cihan harbinde Sarıkamış çevresinde Allahüekber Dağları’nda on binlerce şehit cesedi açıkta kalmış ve çürümüştür. Ruslar, 1915 yılının baharında, karlar erimeye başlayınca, hastalıklardan korunmak için, bu cesedleri toprağa gömmeye başlamışlardır. Bunun için, meskun yerler yakınlarında bulunan şehit cesedlerini, çevre halkına toplattırmışlar. Toplanan bu şehit cesedlerini, açılan geniş çukurlara doldurmuşlardır.

Bu doldurma işlemi, normal bir ölünün defin işleme tarzında değil de, toplanmış ağaç tomrukları gibi istif edilmiş ve çukurlara rastgele atılmış ve binlerce şehidin doldurulduğu bu çukurlar toprakla örtülmüştür. Bunun gibi birçok yerde, toplu şehit yığını veya mezarlıkları yapılmıştır. Bunların bir kısmının yeri bilinmektedir, fakat şehid sayısı bilinmemekedir. Bir kısım toplu mezarın yeri hiç bilinmemektedir.

1915’de bölgenin Rus valisi Zibovich, Müslüman köy ileri gelenlerine talimat vermiş: ‘’Şehidlerinizi toplayınız, defin ediniz masraflarını ödeyeceğiz’’ diye. Köylüler yakın çevrenin şehit cesedlerini toplayıp defin işlemini yapmışlardır. Bozat köyü imamı Molla Mustafa, şehidlerin topluca cenaze namazını kıldırmıştır.

Ulaşılamayan dağdaki şehitler çürüyüp iskelet halinde kalmışlardır. Bu toplu mezarları bilen çevre halkı, şehit yığınlarının, ayaklar altında çiğnenmemesi ve zamanla unutulmaması için, onların etrafını taşlarla çevirmişlerdir. Yani binlerce şehidin yattığı bir adanın etrafı, tarla çit duvarına benzer tarzda kuru taş duvar biçiminde çevrilmişlerdir.

Bu mezarların, harçsız kuru çevre yığınlarından başka bir işaret yoktur. Ruslar, yakın bölgeler için böyle bir uygulama yapmışlardır. Uzakta ve dağlardaki cesedlere gitmemişler, onları toplamamışlardır.

Seneler sonra, dağlarda çürümüş şehit iskeletlerinin yakınlara gidilmiştir. Daha sonraki yıllarda, çevre halkı, iskeletleri zaman zaman toplamaya girişmişlerdir. Çünkü, yayla olan bu dağlar, aynı zamanda otlak alanıdır. Uzaktan bakıldığında, beyaz, kuru çalı zannedilen bu kemikleri toplamak suretiyle, otlak alanları da bir bakıma temizlemiş oluyorlardı.

Yayla temizliği yaparken toplanan bu kemikler toprağa gömüldüğünde ‘’Tarla Mezarlar’’ meydana gelmiş oluyordu. Bu tarla mezarların etrafıda kuru taş duvarla çevrilmiştir. Çünkü bu yaylalarda bol miltarda serbest taş vardır. Yayla temizliği sırasında bu  taşlar da toplanıyordu. Böylece oluşan tarla içindeki mezarlarda kaç şehit yattığı bilinemez. Şehidlerin isimleri ise asla! Devlet, şehit kemiklerini toplamayı, 1957 yılına kadar ciddiyetle ele alamamıştır.

Ancak 1957 yılında Canip İskilipli Paşa, dağlarda sahipsiz kalan bu şehit kemiklerini toplattırmıştır. O bölgede 9.Tümen komutanlığı görevini yürüten Canip İskilipli Paşa, Sarıkamış muharebelerinin yapıldığı dönemde genç yaşında, o muharebelere iştirak etmiş dolayısıyla bir ‘’Sarıkamış Gazisi’’ imiş. İşte bu Paşa dağlarda kalmış şehit kemiklerini toplattırmış, askeri Cemselerle taşıtmış ve Eski Sarıkamış köyüne getirmiştir. Tepeler halinde yığınlar meydana getiren bu kemikler, bu köyde toprağa verilmiştir. Burada büyük bir anıt mezar da vardır.

Yayla temizliği yapan çevre halkı ve çobanlar ise, toprak zeminde tarla tipi mezarlıkları yaptılar ve daha sonra çok kayalık zemindeki şehit iskeletlerini toplamaya başladılar. Toplanan bu kemikleri kayalık zemine gömmek mümkün olmamıştır. Ancak, binlerce şehidin, büyük yığınlar oluşturan kemiklerini gömmek için, o derece büyük hendekler açmak gerekiyordu. Kayalık zeminde, çobanların ve çevre halkının hendek açması mümkün değildir. Aynı hizmeti devlet de yapmayınca, iş yine halkın omuzlarına yüklenmiştir. Halk ise bu işin kolayını bulmuştur:

Zeminde geniş ve derin hendek açılamıyor. Bu işi hendek açmadan yapmak lazım. Şehit kemikleri yer  yer toplanmış ve istifler meydana getirilmiştir. Bu kemikler tepeciklerinin üstleri düzeltilmiş, yayılmış, üstü düzgün yığınlar haline getirilmiştir. Halk, çimen istifi yaparken bu metodu kullanmaktadır zaten. Etrafta bol miktarda kalın ve ince taş vardır. İşte bu kemik yığınlarının çevreleri, bu taşlarla kuru duvar örercesine çevrilmiştir. Kısaca kemik yığınlarının çevreleri koruma altına alınmış oluyor.

Sıra geliyor üstlerini örtmeye: Toprak bulmak imkansız olduğundan, kemik yığınlarının üstleri de çevredeki taşlarla örtüldü. Böylece kemik yığınlarının çevreleri ve üstleri taşla kapanmış oldu. İstifin otruduğu zemin de taştır zaten. İşte her yanı taş olan bir toplu mezarlık. İçinde şehit kemikleri olduğu için bu yığına mezarlık demek lazım. Her yanı taşla kaplı olduğu içinde bunlara ‘’Taş Mezarlık’’ denmiştir. Bu taş mezarlıklardan da bir hayli vardır o bölgede…

Kısaca zemin oyulup, gömme işlemi yapılamayınca, taş zeminin çevresi yükseltilip şehit kemikleri, taşlık zeminin bağrına yerleştirilmiş oldular. Zeminin yarılıp şehitleri bağrına çekmesi, bu olamyınca, zeminin yükseltip istif halindeki şehitleri kaplaması, bağrına alması. Her ikisi de aynı şeydir. Yapanlardan Allah razı olsun!

Türk milletinin devletten beklentisi şudur: Savaş bölgesindeki yaylaların, dağların ve düzlüklerin bütün yolları yapılmalı, bütün mezarlıklar koruma altına alınmalı ve hepsi şehit mezarlığına yakışır hale getirilmeli. Anıtları dikilmeli, halkın ve gelecek nesillerin ziyaretine açılmalıdırlar. Ayrıca ziyaretler kolaylaştırılmalı, teşvik edilmelidir.

Bugün bu işleri kendilerine vazife edinmiş bir dernek ve bir kişi vardır: Aslen Bardızlı olan, kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Sarıkamış Dayanışma Grubu ile beraber, ayrıca da kendi adına araştırmalar yapmakta, şehit mezarlıklarını meydana çıkarmaktadır. Toplu şehit mezarlıklarını ve taş mezarlıklarını büyük çapta meydana çıkarmışlardır. Bir kısım mezarlıklara anıtlar diktirmekte. Ayrıca bu savaşla ilgili her türlü belgeyi araştırma, toplama ve arşivleme işlerini de yürütmektedir.


Editörün Notu: Bu kitabın yazarı Ahmed Rıza İrfanoğlu’nun babası İsmail İrfanoğlu bu savaşa iştirak etmiştir.

Kaynak: Allahuekber Dağları’ndan Sibirya’ya.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı