Osmanlı’lar Balkanlar’da Halkın Hâmisi Oldu

Erhan Afyoncu 30.05.2014 3775

O

smanlılar’ın Balkanlar’daki genişlemesi, hem içişlerini halletmiş olmaları, hem de fetih metodları sebebiyle fazla zor olmamıştı. Balkanlar’ın müdafaası için bir siyâsî birliğin veya işbirliğinin olması gerekmekteydi. Halbuki XIV. yüzyılın son çeyreğinde Balkanlar’da siyâsî bakımdan bir birlik bulunmuyordu. O devirde Balkanlar birçok devletçikler ve feodal senyörlükler halinde parçalanmış durumdaydı. Aralarındaki rekabet ve kıskançlıklar Osmanlılar’a karşı birlikte mukavemet etmelerini engellediği gibi Osmanlı Devleti’ne bir yardımcı ve daha sonra da hâmi olarak nüfûz ve hakimiyetini yayma imkânı vermişti.

Angaryaya Son

Balkanlar’ın sosyal şartları da Osmanlı fütûhâtına yardım etmiştir. Bizans’ın merkezi otoritesinin zayıflaması ve daha sonra da Balkanlar’da merkezî büyük bir devlet kurulamaması sebebiyle mahallî senyörler aldıkları aşırı vergilerle köylü üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktaydılar. Osmanlı idaresine geçen topraklarda feodal angarya ve vergilerin kaldırılması, halkın düzenli bir devlet idaresinin koruyuculuğuna kavuşması Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da yerleşmesini kolaylaştırmıştır. Burada Osmanlı fethiyle birlikte mahallî senyörler yerine merkezi ve mutlak bir devle otoritesi yerleşmiştir.

Gönülleri Fethederek

Osmanlı fütûhâtı tamamen muhafazakâr bir karakter taşımaktadır. Ani bir fetih ve yerleşme siyâseti yoktur. Osmanlı fetihleri kılıçtan ziyade “istimalet” (gönül çekme) ismi verilen uzlaştırıcı bir politika ile gerçekleştirilmiştir. İstimalet, yerli gayrimüslim ahalinin çeşitli vaatlerle kazanılması sayesinde Osmanlı hakimiyet sahasının genişletilmesidir. Bu gaye ile Osmanlı idaresi, yaptığı propagandalarla İslâmiyet’in ananevi müsamaha politikası çerçevesinde Hristiyanlar’a can ve mal güvenliği ile dinlerinde serbestlik tanıyor ve eski feodal bağlılıklarından ve angaryalarından kurtarıyordu. Meselâ; Sırbistan’da Duşanov Zakonik kanunlarına göre köylü hafta iki gün (yılda 104 gün) angarya suretiyle senyörün toprağında çalışmak zorundaydı. Buna karşılık Osmanlı idaresinde, köylü sadece yılda üç gün tımar sahibine hizmet etmekle mükellefti.

Amerikalı tarihçi Bruce W. McGowan’ın Osmanlı idaresindeki Sırbistan üzerine yaptığı araştırmalarda Sırbistan’da per capita (nüfus başına) gıda mahsulünün Avrupalı devletlerin sömürgelerindeki köylülerin elinde kalan gıda mahsulünden çok daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Bu örneklerde görüldüğü gibi Osmanlı idaresi, Balkanlar’da geniş köylü kitleleri için Marksist Balkan tarihçilerinin iddia ettikleri gibi bir baskı ve zulüm rejimi olmamıştır.

Osmanlılar, Hıristiyan halkın yanı sıra Ortodoks kilisesini ve manastırlarını da himaye etmişler, vergilerden muaf tutmuşlar ve dinî vakıflarına dokunmamışlardır.

Her Kesimin Hâmisi

Köylü ve dinî sınıfların yanı sıra Balkanlar’daki askerî sınıfın imtiyazları ve feodal hakları kaldırılmakla beraber bunları Osmanlı askerî sistemi içine almışlardır. Osmanlı Devleti köylüyü, kiliseyi ve askerî sınıfları istimalet yoluyla kazanarak kendi fetihlerini sağlamlaştırmıştır. Osmalılar’a karşı mukavemet yerli hanedanlardan gelmiştir. Haçlı Seferleri’ne kilise ve halkın katılmadıkları görülmektedir. Fetret devrin de bile, Rumeli’nde büyük karışıklıklar meydana gelmemiştir. Osmanlı idaresi daima halkın hâmisi olmuş ve mahallî tahakkümlere karşı onu korumuştur. Merkezî imparatorluk rejimini ihya eden Osmanlı idaresi Balkanlar’da geniş köylü kitleleri için, Balkanlı tarihçilerin tasvir ettikleri gibi, korkunç bir baskı ve istismar rejimi olarak görülmemiştir. Balkanlar’da Osmanlı yayılışının kolay ve süratli temposunu, senyörlerin köylüler tarafından Osmanlılar’a karşı tutulmadığını kabul ederek açıklamak mümkündür.

Ayırım Yok

Osmanlı Devleti hiçbir zaman teba arasında Müslüman-Hristiyan ayırımı yapmamıştır. Onların anlayışına göre reaya, Allah’ın kendilerine bir emanetidir. Onları himaye etmek, zulme uğramalarına müsaade etmemek padişahın vazifesidir. Padişahın sefere çıkması devleti ve tebaasını korumak içindir. Bu sebeple de Osmanlılar gittikleri ülkeleri sömürmeyi değil, oralarda oturanların refahını sağlamayı gaye edinmişler, onların inançlarına müdahalede bulunmadıkları gibi terakkisine de çalışmışlardır.

Macar tarihçi Kald Nagy’nin yaptığı araştırmalarda Macaristan için bu durum açıkça çıkmaktadır: 1558-1560 tarihleri arasında Osmanlı Devleti, Macaristan’dan topladığı 6.000.000 akçe vergiye mukabil buraya 23.000.000 akçe masraf yapmıştır. Macaristan, sömürülmek bir yana 17.000.000 akçe ek malî yardıma da mazhar olmuştur.

Bu kısa yazı içinde vermeye çalıştığımız bazı örnekler, Sırplar’ın ve diğer Balkan milletlerinin Osmanlı hakimiyeti altında eski devirlerin sefaletinden kurtularak derli toplu bir devlet nizamı içerisinde yaşadıklarını göstermektedir.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN MANEVİ ZULMÜ!
I 908 senesinde İttihat ve Terakki Fırkası, Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirerek Osmanlı Devleti’nin idaresini tamamen ele geçirdi. 1914’te de Osmanlı Devleti’ni Birinci Cihan Savaşı’na sokarak,…
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN MANEVİ ZULMÜ!
Kültürümüz
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
B irinci Cihan savaşında Ruslara esir düşen Fahrettin Erdoğan hatıralarında şunları kaydediyor: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi ''İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından alınışı sırasında…
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
Kültürümüz
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
C ezayir Beylerbeyi Barbaros Hayrettin Paşa, Aydın Reis’i K anuni Sultan Süleyman’a ziyaret için İstanbul'a gönderdi. Hayrettin Paşa Hatıralarında, Aydın Reis’in İstanbul’a gidiş, gelişi ve padişahı…
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
Kültürümüz
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
E Nizâmiye Medresesi vvelce hususî, münferit ve mahallî olarak yapılan dar muhtevalı din öğretimi, Sultan Alp Arslan’ın emri üzerine, Bağdad’da meşhur “ Ni z â miye ” medresesinin tesisi ile (1066)…
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor