Osmanlı'da Örnek Ve İdeal Eğitim

Prof. Dr. Recep Dikici 04.09.2023 1082
M
resim
ürekkep Yalamak

Ecdadımızı ne kadar takdir etsek, yine de azdır. Başta örnek ve ideal eğitim modeli geleneği olmak üzere, her hususta faydalı âdet ve geleneklere sahiptirler.

Günümüzde yıllarca tahsil görmüş, ilim öğrenmiş kişilere “mürekkep yalamış denir. Osmanlı Döneminde, çocuğun kibarca mektebe başlaması için bir tören düzenlenir ve bu sırada duâ yazılı şekerli mürekkep yalatılırdı. Çocuk eğitim ve öğretim hayatına neşeli ve moralli bir şekilde başlatılırdı. Böylece severek ve sosyalleşerek okumaya ve öğrenmeye gayret ederdi.

Bu husus, Abdülaziz Bey’in Osmanlı Âdet Merasim ve Tabirleri kitabında şöyle yer almıştır: 

“Osmanlı Dönemi’nde kız ve erkek çocukları beş yaşına basınca mektebe başlıyorlardı. Mektebe başlayacak çocuğun babası, çocuğu vereceği mektebin hocasını bir gün eve yemeğe davet edip kendisine kızını veya oğlunu mektebe verme isteğini bildirerek mektep cemiyetinin tertip edilmesini ve o gün için hazırlık yapılmasını rica eder. Hem mektepte hem de çocuğun evinde cemiyet günü için hazırlık yapılır. Cemiyet günü mektebin hocası mektebin çocuklarına önceden belirlenen bir Perşembe günü âmin olduğunu bildirir (âmin alayı: çocukları okula başlatma merasimine âmin alayı denir. Alayda okunan dualar ve ilahiler sırasında çocuklar âmin dedikleri için bu adı almıştır). 

Mektep çocukları o gün giyinip hazırlanıp gelirler. Hepsi toplandığında önde ilahicibaşı çocuklar, arkada ilahiciler, onların arkasında erkekler ve en arkada kızlar olmak üzere ilahiler söyleyerek dualar ederek arada âmin diyen hocayı tekrar ederek mahallenin-semtin sokaklarından geçerek mektebe başlayacak çocuğun evine gelirler, burada hazırlanmış mektep çocuğu kız ise hazırlanan arabaya, erkek ise ata bindirilerek tekrar aynı alay ile mahalle ve semt dualar okunup ilahiler söylenerek dolaşılır. Daha sonra tekrar eve dönülür. Burada Bed-i Besmele adı verilen çocuğun okula başlama töreni yapılır. Burada çocuk hoca karşısına oturtularak besmele okutulur. Bunun ardından hoca ve öğrenci üç defa “Rabbi Yessir velâ Tuassir,Rabbi Temmim Bilhayır.” (Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırla tamamla) derler. Ardından okunan Kur’ân-ı kerîm ve duadan sonra davetlilerin birlikte yemek yemesiyle tören biter.”

Yahya Kemal Beyatlı ise, hatırâtında,  Amin Alayını ve mektebe başlamayı şöyle anlatmaktadır: 

“Mektebe başlayışım kadîm an'aneye tamâmiyle uygun oldu. Erkenden “muallim-i evvel Sabri” ve “muallim-i sânî Ganî ” efendiler bizim selâmlığa geldiler; çarşıdan bana suvatlı bir divit, boyundan geçirilir, sırmalı bir cüzdanlık alınmıştı. “Ganî Efendi” kalem açtı, divitin mürekkebine batırdı. Bir “Rabbi yessir” yazdı. Sonra üstüne şeker döktüler, bana o yazının mürekkebini şekerli şekerli yalatdılar. Dışarıda, bahçede, meydanda bekleyen mektep çocuklarına birer külah şeker dağıtıldı. Nihayet bu çocuk kafilesi, “Sol cennetin ırmakları, Akar Allah deyû deyû...” İlâhîsini cumhurca “ırlayarak” yola düzüldüler. 

Davetliler vardı, onlar şerbet içtiler, kuşaklarını ve ceplerini şeker külahlarıyla doldurdular, o aralık, zahir ürkmiyeyim diye, beni bir araba ile, ayrı bir yoldan, Saat Bayırı'ndan mektebe ilettiler. Annemin hazırlamış olduğu bir şilteyi, muallim Ganî Efendi'nin hoca makamı olan, yarım kavis, mihrâbımsı yerin arkasına koydular. Maârif âlemine girişimin ilk günü budur.”

İlk Kur’ân-ı kerîm hocam annemin de bana öğrettiği ilk duâ, “Rabbi Yessir velâ Tuassir, Rabbi Temmim Bil-hayır.” (Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırla tamamla) duâsıdır. Şükürler olsun, farkına varmadan biz de, Maraş’ta kısmen bu geleneği icrâ etmişiz.

Artık bu gelenek uygulanmasa da mürekkep yalamak deyimi okumuş, yazmış, mektep terbiyesi almış insanları anlatmak için kullanılmaktadır. Diğer taraftan katiplerin elyazması eserlerdeki yanlışlarını düzeltmek için mürekkepleri yalaması da bize makul olarak gelmektedir. Ancak Osmanlı Devleti Döneminde Abdülaziz Bey’in yazmış olduğu eserin 1912 yılında tamamlandığını göz önüne alırsak, bu uygulamanın bundan 100 yıl önce İstanbul’da uygulandığını, Yahya Kemal’in Üsküp’te yaşayan bir Türk ailenin çocuğu olduğu düşünüldüğünde Osmanlı Devleti’nin hâkim olduğu bölgelerdeki Türk ve Müslüman halk arasında yaygın olduğu aşikârdır. 

Böylece bu deyimin çıkışında “Kibarca Mektebe Başlama” ve “Amin Alayı” geleneğinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu gelenek, çocukların asla unutamayacakları,  eğitim ve öğretime teşvik edici ve imrendirici güzel bir faaliyettir. Ne hazindir ki, bu tür güzellikler unutulmuş ve terkedilmiştir.

Allahü Teâlâ, çocuklarımıza başından sonuna kadar manevî atmosferde tahsil yapmayı ve rızasını kazanma bilincine sahip olmayı nasip eylesin.



İlgili Makaleler

Kültürümüz
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN MANEVİ ZULMÜ!
I 908 senesinde İttihat ve Terakki Fırkası, Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirerek Osmanlı Devleti’nin idaresini tamamen ele geçirdi. 1914’te de Osmanlı Devleti’ni Birinci Cihan Savaşı’na sokarak,…
İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN MANEVİ ZULMÜ!
Kültürümüz
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
B irinci Cihan savaşında Ruslara esir düşen Fahrettin Erdoğan hatıralarında şunları kaydediyor: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi ''İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından alınışı sırasında…
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
Kültürümüz
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
C ezayir Beylerbeyi Barbaros Hayrettin Paşa, Aydın Reis’i K anuni Sultan Süleyman’a ziyaret için İstanbul'a gönderdi. Hayrettin Paşa Hatıralarında, Aydın Reis’in İstanbul’a gidiş, gelişi ve padişahı…
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
Kültürümüz
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
E Nizâmiye Medresesi vvelce hususî, münferit ve mahallî olarak yapılan dar muhtevalı din öğretimi, Sultan Alp Arslan’ın emri üzerine, Bağdad’da meşhur “ Ni z â miye ” medresesinin tesisi ile (1066)…
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor