Osmanlı'da Gönül Eğitimi Veren Sohbetler

Yavuz Bahadıroğlu 03.12.2014 4088
S

ohbet ve muhabbeti konuşuyorduk… Osmanlı sistematiğinde ruh ve yürek eğitimi sohbetle sağlanırdı. Mesela, padişah olması halinde büyük bir gücü yönetecek olan her şehzade için bir “şeyh” (mutasavvıf) belirlenir, rahlesine diz çöküp sohbetlerinden istifade etmesi sağlanırdı.

Bu geleneği başlatan yine Ertuğrul Gazi’dir. Babası Gündüz Alp’ın vefatıyla boşalan aşiret reisliğine getirilir getirilmez Âhiyan’dan Şeyh Edebali (devrinin en iyi bilginlerindendir; daha sonra Osman Bey’e kaimpeder olmuştur) ile buluşmuş ve onun tekke sohbetlerinde yüreğini olgunlaştırmıştır.

Yaş kemale erip ahiret yolculuğunun ucu gözüktüğünde, oğlu Osman Bey’i karşısına almış,  “Oğulcuğum!” demiştir, “Şeyh Edebali bizim boyun(aşiretin) ışığı ve yüreğidir. Terazisi ince tartar, dirhem şaşmaz. Bu yüzden beni kır, Şeyh’i kırma; bana karşı gel, ona karşı gelme!”

 Osman Bey’Şeyh Edebali’ye işte bu sözler bağlamıştır. Tasavvuf ahlâkının ılık iklimine Edebali tekkesinde varmış, şeyhiyle baş başa, geceler boyu birliği, dirliği, varlığı konuşmuştur. Kim bilir kaç kere emellerini fısıltıya dönüştürüp, Konstantiniyye düşünü şeyhine fısıldamıştır.

Kısacası, Osman Bey, tekke sohbetleri sayesinde kendini eğitip olgunlaştı. Yine o sayede madde ile mânâyı bütünledi. Hedefini netleştirdi, iradesini o istikamette çelikleştirdi. Kirişe yerleştirilmiş bir ok gibiydi: Fırladığı an Bizans kalelerini vuracaktı.

Zamanı geldiğinde de vurdu: Bizans’ın yüreğine doğru Bursa’ya kadar girdi. Oğlu Orhan Gazi, Bursa fethi sonrasında hem İznik’te harmanlandı, hem de Rumeli’de soluklandı… 

Böylece, küçücük bir aşiret önce beyliğe, ardından “devlet”e dönüşürken, yüreğine imparatorluk tohumlarını da ekti. 

Sohbet, devleti, devlet imparatorluğu doğurdu. Sohbeti kaybedince devleti, muhabbeti kaybedince imparatorluğu kaybettik. (Korkarım, aile içi suskunluğumuzdan doğan boşluğa yerleşen televizyon, gitgide tüm benliğimizi saracak ve bu yüzden aileyi de kaybedeceğiz!).

Osman Gazi ümmi olmasına rağmen, bir kurmay subay maharetiyle Bizans kalelerini düşürmesinin yanı sıra âdil, dürüst, sevecen, hayırhah ve müsamahakâr olmasını da müptelâsı olduğu Şeyh Edebali sohbetlerine borçludur.

“Mürit” teslimiyeti ve sadakatine “Bey” kimliğini de katan Osman Gazi,kısa süre içinde “mürşidi” tarafından keşfedilmiş, onu ustaca yoğuran“mürşid”, ortaya bir “terkip” ve “sentez” çıkarmıştı: Osman Bey kendisinden sonra gelecek padişahların da terkibi ve sentezidir!

Bu sohbetlerde olgunlaşıp piştiğini, Osman Bey hissediyordu. Bir taraftan adaleti, hamiyeti, şefkati, sadakati, izzeti, paylaşımdaki fazileti öğrenirken, diğer taraftan cıva kadar akıcı, ateş kadar yakıcı, aynı zamanda Hazreti Ömer kadar âdil, Hazreti Ebubekir kadar da fazıl olmayı öğreniyordu: Bunlar bölgeye kök salmanın şartlarıydı.  

Şeyh Edebali; ya engin feraseti, ya da dillere destan kerametiyle, Osman Bey’in şahsında “Osmanlı gerçeği”ni sezmiş gibiydi. Ama sezgilerin gerçeğe dönüşeceği ana daha çok vardı. “Osmancık”ın (böyle hitap edermiş) iyice pişip olgunlaşması gerekiyordu. İmtihanları bir bir vermeliydi…

Tekkedeki sohbetin uzadıkça uzayıp vaktin gece yarısını geçtiği demde,Osman Bey kendisine tahsis edilen taş hücreye çekildi. Hücrede yer yatağı dışında bir rahle, rahlenin üstünde de açık bir Kur’an-ı Kerim vardı. Yatağa girdi. Uyumaya çalıştı. Fakat rahledeki Kur’an gözlerinin önünden gitmiyor, bir türlü uyku tutmuyordu. Kalktı. Abdest tazeledi…

Onu sabah namazına uyandırmaya gelenler, yatağını bozulmamış, kendisini ayakta dimdik buldular. Gözleri rahledeki Kur’an’da, elleri önünde idi. Sabaha kadar ayakta dikilmişti.

Durumu Şeyh Edebali’ye bildirdiklerinde, sordu: “Neden uyumadın?”

Osman Bey boynunu büktü, içten gelen bir teslimiyet içinde fısıldadı:“Kelam-ı Kadim karşısında ayaklarımı uzatıp yatmayı içime sindiremedim."

“Ben dervişim, kızımı da benim gibi bir dervişe vereceğim” diyerek Osman Bey’e o güne kadar kızını vermeyen Şeyh Edebali, bu tavır karşısında çözüldü ve “Bu tavrınla bizden daha derviş olduğunu ispatladın” diyerek kızı Malhun Hatun’u (Balâ veya Mal Hatun diyen tarihçiler de var)  Osman Bey’e nikâhladı. 

Osman Bey bu motivasyon sayesinde “Osman Gazi”ye dönüşüp Bizans kalelerini bir bir fethetti. Vefat ettiğinde Bursa feth edilmek üzereydi.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı