D

in hürriyeti hususunda uluslararası metinler ve ülkemizdeki anayasalar arasında pek bir fark olmamasına rağmen tatbikatta Osmanlılardan sonra bazı dönemlerde din hürriyeti çeşitli müdahalelerle fevkalade daraltılmış, bazı dönemlerde ise nispi iyileşmeler görülmüştür.
Osmanlı'da Tam Bir Din Hürriyeti Vardı
Laikliğin olmadığı Osmanlı döneminde her dinin mensubu hiçbir müdahale olmaksızın dinine göre ibadet ediyor, inancı istikametinde yaşıyordu. İstanbul’un fethinden sonra yerli halk Müslüman olmaya zorlanmadı. Balkanlarda Viyana’ya kadar gidildiğinde de herkes kendi dinine göre yaşamaya devam etti; yalnızca Adriyatik kıyısındaki Arnavutlar ve komşuları Boşnaklar Müslüman oldular.
Şayet İslamiyet, milletlere zorla kabul ettirilseydi, Arnavutlar ve Boşnaklardan önce toprakları fethedilen Bulgarlar, Rumenler, Sırplar, Hırvatlar, Macarlar ve Yunanların Müslüman olmaları gerekirdi. Kudüs’te yaşayanlar da Osmanlılar döneminde yüzyıllarca din hürriyeti konusunda hiçbir zorlukla karşılaşmadılar.
Darülaceze'de Kilise Ve Havra'da Vardı
Osmanlıların idaresinde iken İstanbul’da herkesin serbestçe kendi dinine göre yaşamasıyla alakalı olarak yapılmış olan ve bugün de devam eden uygulamalara bir misal Darülaceze’de camiden başka kilise ve havra da bulunmasıdır. Bir başka misal, Kuzguncuk’ta bir caminin bitişiğinde kilisenin yer almasıdır. İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Arnavutköy’deki camide, her tek minareli camide minare girişin sağında iken bu tarafta gayrimüslimler oturduğundan minare sol tarafta yapılmıştır.
Sıkıntılı Yıllar
O zamanlar her din mensubu hiçbir müdahale olmaksızın tam bir din hürriyetine sahip iken sonraki yıllarda başta Müslümanlar olmak üzere din mensupları çeşitli sıkıntılar yaşadılar. Ayasofya müze, Sultanahmet Camii depo oldu. Pek çok cami, ibadethane olarak değil, başka şekillerde kullanıldı; hatta satıldı, yıkıldı. Mesela Kadıköy’deki Bağdat Caddesinde Çınardibi semtindeki cami yıkılmış ve yerine yazlık sinema yapılmıştı. Sirkeci Garı’nın yanındaki cami de yıkılmıştı, yerinde bir müzikhol vardı.
O yıllarda din eğitimi yasaklanmış, türbeler, dinî müesseseler kapatılmış, ezan siyaset kurumunun müdahalesiyle Türkçe okutulmuş, gazetelerdeki dinî tefrikalar Matbuat Genel Müdürlüğünün talimatıyla sona erdirilmişti.
"Bayram" Namazı!
Müslüman vatandaşlar okullarda din dersi görmeyince bazılarında bilgisizlik o dereceye vardı ki bir gazetecinin teşvikiyle Bayram Namazı kılmaya karar veren bir İstanbullu, sabah erkenden Ortaköy Camiine gitmiş, saat yedi buçuk sıralarında gazeteci arkadaşını arayıp caminin kapalı olduğunu, etrafta da kimse bulunmadığını bildirmiş, meğer o gün ne Ramazan Bayramı ne de Kurban Bayramı imiş. Vatandaş bir “millî bayram”da Bayram Namazı kılmaya gitmiş! Bu hadiseyi anlatan yazı gazetenin arşivinde olup dileyenler okuyabilir.