Osmanlı Elçilerinin Büyük İtibarı

Haydar Sanal 12.04.2010 4431

"Ben Bab-ı Ali'nin Sefiriyim"

O
smanlı Devleti’nin yabancı ülkelere gönderdiği elçilerinin büyük bir itibarı vardı. Bu hususta eski milletvekili ve bakanlardan hariciyeci Kâmran İnan diyor ki:

“Bizde maalesef kökleşmiş bir hadise var; Batı’ya karşı kompleks ve gözlerinin içine bakarak konuşamamak, hayır diyememek. Sizi temin ederim, hayır derseniz saygınlığınız artar. İlk daimi Paris büyükelçimiz 28 Çelebi Mehmet Efendi hatıralarında yazmış. Onun temsil ettiği kendi devletine bir bakış açısı var. Paris’te ona diyorlar ki; Dışişleri Bakanı’nı ziyaret edeceksiniz. ‘Hayır diyor; ben Bab-ı Ali’nin sefiriyim, o beni görmeye gelecek.’ Böyle bir memleketin bugünkü bakanları kapılarda el pençe duruyor! Bir haber geldi mi Helsinki’den adeta uçakların kanatları üzerinde hissediyoruz. Bu kadar büyük potansiyeli olan, bu kadar büyük tarihi olan bir memleketin bu kadar küçük iltifatlara kendini kaptırmasını anlamakta güçlük çekiyorum.”

Osmanlı Devleti yabancı ülkelere elçilerini mehter takımı ve törenle gönderirdi. Elçiler İmparatorların saraylarına mehter marşı ve merasimle girerlerdi. Mehterin elçi marşı vardı.

1665 yılında Nemçe’ye (Avusturya) elçi olarak gönderilen Kara Mehmet Paşa, elçilik hizmetini ifa ederek, bir sene sonra 1666 Mayıs ayında Edirne’ye döndü. Padişah da orada idi. Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa kendi otağında IV. Sultan Mehmet Han’a verdiği bir ziyafette Kara Mehmet Paşa ile Padişahı buluşturdu. Padişah, Kara Mehmet Paşa’nın maruzatını dinledikten sonra Budin’den Beç’e (Viyana) kadar seyahatini ve Beç’te Çasâr’ın (kral) huzuruna çıkmasını ve sair gördüklerinin yazılmasını istedi. Bu emir üzerine Kara Mehmet Paşa’nın anlattıkları aynen yazıldı ve Padişah’a sunuldu.

Bu hatıratın bir bölümünü aşağıya alıyoruz. (Editör)

                                                           ****
“…Evvelâ 1075 (Miladi 1665) Zilkadesinin dokuzuncu günü alay ile Budin kalesine inilerek burada bir gün kalındı. On birinci günü oradan dahi Budin' in gönüllü askeriyle kalkılıp dört saatte Estergon'a varılıp konuldu. Ol Estergon sancakbeyi cümle neferleri ve vilâyet askeriyle karşılayarak, istikbal merasimine riayeten azim alay eylediler.

Bu menzilde dahi bir gün kalındı ve ertesi gün kalkıldı, İstolni Belgrad Valisi Hacı Paşa dahi cümle sancağı askeriyle gelip Estergon beyi ile kavuştular. Gene dört saatte Ögüfleve adlı kasabaya varılarak buraya inildi.

Ertesi gün, gene adı geçen alaylar ile karadan; Budin, Peşte ve Estergon azap neferleri eskiden âdet olduğu üzere şaykalar ile Tuna suyundan, mübadele mahalli olan menzile gelindi. Burası merhum Sultan Süleyman Han hazretlerinin sınır tayin eylediği mahaldir.

Sonra, bahsi geçen mahalle yarım saat kadar yakın yerde cümle İslâm askerleri alaylarını tertip üzere dizip, zelil ve hakir olasıca kâfirler tarafından gelen elçi dahi Tuna nehrinden ve Komaran generali Joje namındaki Grafın başbuğuluğundaki sair asker karadan gelerek batıl ayinleri ile alaylarını hazır ettiler.

Ertesi gün, bu menzilden gene kâfir askeri alayları ile kalkıp sekiz saatte Yanık kalesine dahil olduk. Kale içinde olan cümle piyade ve süvari askerlerini harp âletleri ile dışarı çıkarıp alay ile dizmişler. Kulları dahi alem ve sancaklarımızı açıp, tabıl ve nakkarelerimizi (küçük ve büyük mehter davulları) döğerek alaylarının önünden ve Yanık kalesinin orta yerinden geçip Beç tarafında olan varoş ile kalenin arasında, kaleye yakın bir yere inildi. Bir gün kalındıktan sonra gene alay ile kalkılıp yedi saatte Uyvar palangası menziline konuldu.

Kapudanları (kale muhafızları) gelip bizimle buluştu. Oradan dahi evvelki gibi alaylar ile gidilerek yedi saatte Nemçe Çasarı’nın hassı olan Anpork denilen yere inildi. Bu menzilden de mutad tarzda kalkılıp altı saatte, Beç kalesine üç saat yakınlıktaki Eşigil adlı varoşa gelindi. Kale ve palanga olmadığından, ancak kasabaya benzer bir varoş idi.


Bu menzilde iki gün bekletildik. Sonra tercümanları geldi:

“- Kaleye yaklaştığınızda tabıl ve nakkareleri dindirip; alem, sancak ve bayrakları devşirip kaleye öyle girilsin! Osmanoğlu merasimi üzere kale içine girilmesi âdet değildir. Bütün defterlerimizi yokladık; bu âna değin hiç bir tarihte dahi vaki olmamıştır.” Diye haber getirdi.

 Ben de:
“-Şevketlû ve azametlû, âlemin ilticahgâhı olan Padişah hazretleri efendimiz bu kullarına işbu tabıl, âlem ve sancaklarını ihsan edip dostluğuna dayanarak gönderildi. Osmanlı âyini (usulü) üzere girilmedikten sonra bizim buraya dostlukla geldiğimiz nereden malûm olur? Elbette kendi ayin ve erkânımız üzere girilmeye razı olurlarsa, ne âlâ ve illâ gayri yüzden girmek ihtimalim yoktur,” diye cevap verdim.

Birkaç defa muradları üzere çok ısrar ve gayret gösterdiler. Allahü Tealâ'ın yardımı  ve padişahlık devleti  sayesinde men'ine (mani olma) kadir   olamayıp   nihayet istediğimiz gibi girmeye rıza verdiler.

Ve Zilkade ayının yirmi beşinci günü oradan dahi kalkılıp Osmanoğlu'nun cümle İslâm ayini üzere sancak ve bayraklarımızı açarak, davul ve nakkarelerimizi döğerek, merasimimizi icra ederek gidildi. Nemçe Çasarı’nın karargâhı olan Beç kalesine iki saat mikdarı yakın bir yerde Nemçeli'nin malik olduğu bütün piyade ve süvari askeri alay ile karşı geldiler.

Çasar, vekillerinin muteberlerinden bir Graf ile kendi atlarından donanmış bir at göndermiş. Bu kulları dahi gene İslâm âdetini icra ile âlem ve bayraklarımızı açıp, tabıl ve nakkarelerimizi döğerek Beç kalesine girildi ve kalenin orta yerinde ikametimize tahsis olunan konağa inildi.

On gün bekleme ve istirahatten sonra Zilhicce ayının beşinci günü Çasar'a buluşmaya izin olundukta şevketlû ve azametlû padişahımız hazretlerinin dostluğa binaen gönderdiği Name-i Hümâyûn (padişah mektubu) ile makbul hediyelerini türlü tazim ve hürmetle alıp, Çasar tarafından ikram ve hürmeten gönderilen hıntolara binilip Beç kalesinin orta yerinden alay ile Çaşar'ın sarayına varıldı.

Galebe, Dîvân-ı Hümâyûn'u taklit ederek o dahi batıl âdetleri üzere divân tertip etmişti. Çasar'ın bulunduğu binaya girdik. Melal çekmiş Kral dahi şevketlû ve azametlû Padişahımız hazretlerinin Name-i Hümâyûnlarına hürmeten oturduğu iskemlesinden iki zira' miktarı yer ayrılıp ayak üzere durdu. Ol mahalde biz dahi Nâme-i Hümâyûnu eline teslim eyledik. O dahi son derece hürmetle başı hizasında hususî bir yere koydu.

Tercüman aracılığı ile dostluğun devamı, aktolunan sulh ve salahın uzatılması ve sağlamlaştırılmasının arzusu olduğunu açıklayıp cümle padişah hediyeleri dahi bir bir teslim olununcaya değin bir saat kadar zaman ayakta durdu. Gerçi başka zamanlarda da ayak üzere durur şeklinde iskemleye dayanır imiş. Lâkin bu defa heybetli Padişahımızın Nâme-i Hümâyûn’larına saygı gösterip barış ve iyiliğe ziyade riayet ederek ikramda dikkat eyledi. İzin verilip, oradan konağımıza gelerek dokuz ay kaldık.”

Kaynak: Hayat Tarih Mecmuası

 

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı