
anuni Sultan Süleyman zamanında 1566-1562 yıllarında İstanbul’da
Avusturya Sefiri olarak vazife yapan Bursberg’in “Bir Sefirin Hatıraları” ismindeki eserinde Osmanlı donanmasının
bir zaferden sonra İstanbul’a dönüşünde gördüklerini şöyle dile getiriyor:
Eylül’de muzaffer ve muazzam
donanma, esirler, ganimetler ve zaptolunan sefinelerle beraber İstanbul’a
döndü. Bu biz Hristiyanlar için ne kadar elîm, acıklı bir manzara ise Müslümanlar
için o kadar hoş, zevkli bir manzara idi. Muzaffer donanma, ilk gece İstanbul
kapılarında demirledi. Maksat sabahleyin, büyük bir seyirci kalabalığı karşısında,
şanlı şerefli, tantanalı bir şekilde limana girmekti. Sultan Süleyman Han liman
methalinin yanındaki sütunlu mevkie inmişti.
Burası sultan sarayının
temadisinden (Sarayburnu) teşekkül eder. Padişah muzaffer donanmayı ve donanmada
teşhir edilen Hristiyan amirallerini yakından görmeyi arzu ediyordu. Amiral gemisinin
ta arkasında, meşhur Don Alvaro ile Napoli ve Sicilya donanmalarının
amiralleri, Don Berenguer ve Don Sancho teşhir olunmuşlardı. Zaptolunan kadırgaların
kürekleri, küpeşteleri alınmış, silâhsız askerler gibi sadece tekneleri
bırakılmıştı. Bunlar Türk gemilerinin yanında âdi, biçimsiz görünüyorlardı.
Bu büyük merasimde Muhteşem
Süleyman’ın yüzünü görenler, onda bir zerre bile gurur nişanesi görmediklerini
kat’iyetle söylüyorlar. Ben de, kendisini iki gün sonra dinî vazifesini ifa
eylemek üzere saraydan çıktığı zaman gördüm. Yüzünün ifadesi hiç değişmemişti!
Hâlinde aynı vakar ve hüzün eseri vardı. O kadar ki vukua gelen muazzam
zaferin, sanki kendisiyle hiç alâkası yokmuş, beklenmedik hiçbir hâdise olmamış
zannedersiniz.
Talihin mukadderatını kabule, bu
ihtiyar hükümdarın kalbi öyle alışmış ve hazırlanmıştı ki, alkışlara kulağını
tıkıyordu, nazarında bütün zaferler âdeta bir hiç. O Allah’ına, dinî vazifesini
ifaya, camiye namaza gidiyordu. Hâlinde aynı huşu ve hüzün eseri vardı.