Mehmedçiğin Şehit Olmadan Son Sözü: “Bu Ne Suyudur?’’

Hüseyin Cemal 28.11.2020 1714
Editör: Balkan harbine iştirak eden Edirneli  topçu  mülazım subay Hüseyin Cemal’ın savaş hatıralarını yazdığı ‘’Yeni Harb Başımıza Tekrar Gelenler’’  eserinden hazin bir vakayı aşağıda sunuyoruz:

K

itapta öyle bir sahne vardır ki, ne benim, ne de okuyanların, hayatımız boyunca unutmamız mümkün değildir. Mehmedcik, her şey’ini kaybetmiştir ama haysiyet ve şerefini, gururunu aslâ!

İşte o sahne:

Bir Bulgar yüzbaşısı anlatıyor:

“Ben, iki yüz elli neferden ibaret olan bölüğümle, ileri hatta Şark Cebhesi’nde siperlere doğru ta’arruz ediyordum. Çokça telefat verdim. Rediflerin siperleri diğer askerlerimiz tarafından zapt edilmişti. Benim ise, karşımda nizamiye bulunuyor ve sebat ediyordu. Nihâyet yan ateşine ma’ruz kalan nizâmiye efrâdınız da siperleri terkle geriye gitmeğe başladılar.

Fakat, birkaç kişi siperlerden çekilmiyor ve olanca şiddetiyle bize ateş ediyordu. Bunlardan birisi, şiddetli ateş neticesiyle siperin içinde doğruldu. İki eliyle tüfengini kaldırdı ve üzerimize doğru fırlattı, attı. Biz ilerliyorduk. Silâh sesleri azaldı ve bir zaman sonra kesildi.

Siperlere askerlerimle girdim. Bütün kıt’ânız geriye çekildiği hâlde, bize bu âna kadar ateş açan acabâ kimdir, dedim ve anlamak merâkı ile vefat edenlerin yanına gittim. Gerçi birçokları ölmüştü. Fakat bize ateş edenlerin dört nefer olduğunu ve bunlardan üç neferin henüz vefat ettiğini, birisinin ise boğazından ve elinden mecruh(yaralı) düştüğünü gördüm. Yarasının sarılması için sıhhiye neferine emir verdim. Bu Osmanlı askeri gözlerini açtı ve dedi:

– Siz kimsiniz?

– Bulgarız.

Bu sözü işitince, eliyle bizim mu’âvenetimizi (yardımımızı)reddetdi. Gözlerini kapadı. Bir sâniye sonra:

– Suyunuz yok mu? Su isterim. Dedi.

Matarayı verirken “Bu ne suyudur?” diye sordu. Tunca suyu olduğunu söyledik. Eliyle tekrar matarayı iterek, beraberce öldüğü arkadaşlarını gözleriyle işaret ederek:

– Biz Anadolu suyu isteriz!!..

Dedi ve ebediyen gözlerini kapadı.’’

Düşünebiliyor musunuz; İnsanoğlu, yaralı olarak, ölüm hâlinde iken, ölüm harâreti ile bir yudum suya karşı dayanılmaz, önüne geçilmez bir arzu duyarmış ve o bir yudum suyu içer içmez de can verirmiş ama son arzusuna kavuşmuş olarak… Şânı yüce mehmedcik, o korkunç arzuya rağmen, düşmanın uzattığı bir yudum suyu reddediyor ve son arzusuna kavuşamadan ebediyen gözlerini kapatıyor…

Bu asil duygu karşısında eğilmeyecek bir baş var mıdır dünyada, bilemiyorum.

Evet, bu savaşın sonunda çok şey’imizi kaybettik. Beş yüz yıllık yurdumuzu, Rumeli’yi kaybettik. Yüz binlerce insanımız, düşman çizmesi altında yaşamamak için, evini-barkını, yerini-yurdunu terkedip, muhâcir olarak yollara döküldüler.

Bir yandan kar, tipi, soğuk... bir yandan açlık ve yokluk.. bir yandan düşman saldırısı… Yaşlılar, sakatlar, hastalar arabalarda.. kocaları şehit veya cephede savaşta, genç gelinler, bebeleri sırtlarında, o amansız çamur deryası yollarda yalın ayak, başı kabak… Peki, malını-mülkünü, varını-yoğunu, her şey’ini, en küçük bir tereddüt göstermeden, bir kalemde silip beş yüz yıllık vatanlarını terkederek, sonu belirsiz bir ölüm yolculuğuna niçin çıktılar?

Hiç şüpheniz olmasın ki, sadece ırz ve namuslarını korumak, düşman hâkimiyetinde değil, başı dik yaşamak için… Halbuki kimse onları zorlamamıştı. Nitekim bir kısmı kaldılar da. Peki, bunların âkibetleri ne oldu? Bir kısmı yollarda düşman saldırısıyla yok edildiler, bir kısmı da açlıktan, yokluktan, soğuktan, hastalıktan… kırıldılar…

Sağ-sâğlim ana vatana gelenlerin sonu da pek parlak olmadı. Çok az âile bunlara kucak açıp, lokmasını paylaştı. Devlet tarafından yer gösterilip yerleştirilenler de oldu; kümes, kulübe bulup başını sokanlar da oldu; câmi avlularında, duvar diplerinde dilenci durumuna düşenler de… Ma’alesef, Medîneliler’in Peygamberimiz ve beraberindekilere gösterdikleri hüsn-i kabulü biz bunlara gösteremedik.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı