Medine’den Türkistan’a İnen Nur

Prof. Dr. Osman Kemal Kayra 26.01.2024 632
T
resim

ürkler sırlı hazîneye 10. asırda kavuştular. Şanlı Sahâbe’nin sınır tanımayan teblîğ seferlerine ulaşan atalarımız, bu mübârek dinle bu asırda tanıştı. Asya bozkırlarının bu cengâver, bu ele avuca sığmayan alpları, İslâmiyet’le tanışıp alp-eren olunca genlerinde var olan asâlet, merhamet, adâlet ve tavâzû ile mükemmelliğe ulaştı. Artık onlar “Lâ şerefe a’lâ minel İslâm” (İslâmiyet’ten üstün şeref yoktur) düstûrunu benimseyerek Müslümanlığı yayma misyonunu da üstlendiler.

Türklerden Sahâbe’den olan var mı, bu açıklığa kavuşmuş değildir. Kesin olmayan bilgilere göre ilk Türk Sahâbe Ebû Ubeydullâh Süreyc Et- Türkî’dir. Dede Korkut’taki Bügdüz Emen’in de Efendi’mizin yanına gidip İslâm’ı öğrenenin ilk Türk olduğu söylenir.

Sahâbe-i kirâm başlangıç savaşlarını yapıp (Bedir, Uhud vb.) İslâm’ın sancağını dikip perçinlediler. Sonra Asya içlerine kadar dağıldılar. Hind’e, Çin’e; Türkistan’a gittiler. Bu maksatla bu nûr elçileri bir meltem rüzgârı gibi Orta Asya’nın sert havasını yumuşattılar. Hıra Dağı’ndan Tanrı Dağları’na hidâyet köprüleri kurdular. Medîne hurmalıklarının letâfetini Ötüken Ormanı’nda estirdiler. Aral, Baykal göllerinin acılığını zemzem ile giderdiler. Tek eksikleri İslâmiyet olan Türk kavmine İslâmiyet’i öğrettiler.

Ahmet Yesevi Seçildi

Tılsımı açmak ve şifreyi bulmak kolay değildi. Bu kilidi açmak için ilâhî bir yol gerekiyordu. Bu delişmen kavmi muvahhid (Allâh’a ve onun şanlı Peygamberi’ne inanan) yapmak için bir seçilmiş gerekiyordu. O da Ahmed Yesevî hazretleri idi. Nasıl seçildi bu velî kul, o menkıbeye bir göz atalım. Adı üstünde, nakledilen bir menkıbedir. Burada bakmamız gereken kurgu ve telâkkîdir. Bâzen mânâ lafzın (sözün) önüne geçer:

Bir gazâ gününde Sahâbe-i kirâm aç kalmış, Resûlullâh Efendimizden yiyecek istemişlerdi. Cebrâîl (aleyhisselâm) onlara cennetten hurma getirmişti. Hurmaları yerken bir tânesi yere düşmüş Cebrâîl de (aleyhisselâm) “Bu hurma sizin Türkistan ümmetinizden Ahmed Yesevî kısmetidir” haberini vermişti.

Hazret-i Muhammed (efendimiz) hemen Aslan Baba’yı -Onun da bu menkıbeden Sahâbeden olduğu zannediliyor- çağırmış bu hurmayı ona vermiş ve “Benden sonra Ahmed adlı bir çocuk doğacak, o ümmetimin seçkinlerindendir bu hurmayı ona ver!” buyurmuş.

Efendi’mizin duâsıyla Aslan Baba asırlarca yaşamış, bütün dünyâyı aramış, sonunda Türkistan’a gelerek Yetîm Ahmed’i bulmuştu. Bu sırada Ahmed, Yesi’de mektebe gidiyordu. Aslan Baba çocuğa selâm verdi. Çocuk selâmı alırken “Ey baba, emânetiniz hani?” diye sordu. Aslan Baba bu beklemediği sorudan şaşırdı “Ey velî, sen bunu nereden biliyorsun?” diye hayretle sordu. Çocuk “Allâh bana bildirdi” cevâbını verdi. Sonra adını sordu, Ahmed olduğunu anladı ve emâneti sâhibine teslîm etti. Aslan Baba hem onun mürşidi oldu hem de eğitimi ile uğraştı

Hoca Ahmed Yesevî, Aslan Baba’nın vefâtıyla İslâmî ilimlerin merkezi Buhârâ’ya gider. Orada büyük mutasavvıf Şeyh Yûsuf Hemedânî’ye intisâb eder. Hoca Ahmed Yesevî ondan sülûk âdâbını, zâhir ve bâtın ilimleri öğrenmiştir. Bu olay aslında Türk’ün kutlu yolunun da başlangıcıdır. Ahmed öyle bir şeyhe intisâb eder ki kendisinden sonra Türkler onun sâyesinde Ehl-i sünnetin göz bebeği “Altın silsile”ye sıkı sıkıya bağlandılar.

O, Şeyh Hemedânî’ye intisâbını kendi “Hikmetler”inde şöyle anlatır:

“Ben yirmi yedi yaşta pîr buldum /// Eşiğinde yaslanarak izini öptüm /// O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.”

Hemedânî hazretleri Irak, Horasan, Mâverâünnehir ülkelerinin çeşitli şehirlerinde halkı irşâd ile uğraşmış, ilk iki halîfesi Hoca Abdullâh-ı Berkî ve Hoca Hasan Andâkî’dir. Andâkî’nin vefâtından sonra dördüncü halîfesi Abdühâlık Gucdüvânî’ye bırakarak Türkistan’a, Yesi’ye dönmüştür. Yesevî hazretleri Hemedânî hazretlerinin halîfelik makâmını da kazanmış ve Türkistan’da binlerce mürîdânı etrâfına toplanmıştır. Yesevî, onların anlayacağı basit Türk diliyle saf Türklerin kalbine îmân nakşediyor bozkırın ser-âzâd Türkmenlerine, dizi dibinde ilim ve îmân aktarıyordu.

Görülüyor ki bu yol çetindi ve bu ni’mete kolay ulaşılmamıştı. Rabb’imiz Türk’ün boynuna İslâm’ı yüceltme ve yayma vazifesini yüklemişti. Bu görevi bin yıl eksiksiz yapan atalarımız, bid’atsiz Sünnî ekolün en büyük temsilcileri oldular…




İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı