İslâmî Türk Kültürü ve Bugünkü Nesil

Prof.Dr.Necati Birinci 18.08.2009 4094
E
ski kültürümüzle ilgili neşriyatı  ve şimdiye kadar çıkan eserleri takibedecek olursak, bu işe henüz layıkı ile başlanmadığı açıkça görülür. Oysa harf inkılâbının meydana getirdiği ufuk değişikliği içinde, kültür hayatımızla uğraşanlara düşen en büyük vazife, eski kültürümüzün eserlerini lâtin harfleri ile yenilemek ve onları genç neslin önüne sürmekti.

 Ufku ancak harf inkılâbına kadar uzanabilen bugünkü nesil, İslâmiyetten önceki Türk medeniyeti ve bilhassa İslâmiyet ile geniş bir mecrada çığ gibi büyüyen ve dokuz yüzyıl devam eden İslâmî Türk medeniyeti eserleri ile karşılaşamamakta, onları tanıyamamaktadır. Bu, genç dimağlarda büyük bir boşluk meydana getirmektedir. Kendi kültürüne karşı yabancı kalışın meydana getirdiği boşluk, mazisini inkâr ve batı medeniyetinin gelişi güzel kırıntıları ile dolmaktadır.

 Bir neslin mazisinden beslenebilmesi için, onu tanıması gerekir. Bizde ise en az bilinen şey budur. Herşeyden önce «kökü mazide olan ati» olmak, kültür varlıklarımız ile doğrudan doğruya karşılaşmak, bir tefsircinin netice olarak elde ettiğini başlangıç olarak genç neslin önüne sürmemekle olacaktır. Esas metin olmadan hüküm veya kısa kısa parçalarla neticeye varma bizce ilmî zihniyetin dışındadır.

 Herşeyden evvel bütün kültür tarihimizin hiç olmazsa büyük eserlerini geniş, izahlı şekilleriyle beraber esas metinlerinin baskısı yoluna gidilmelidir. Birbuçuk asırdan beri kendimizi rampa etmeye çalıştığımız Avrupa, bu meselelerini halletmiş ve adaptelerle eski eserlerini yenileme yolunda uzun mesafeler katetmiştir.

Milli ve Dini Kültürümüz Cılız ve Kısır

 Nesilleri, dinî ve millî  kültürümüzün zenginliği içinde yetiştirmekte büyük rol oynayacak olan bu yol, baştarafta da söylediğimiz gibi bizde son derece cılız ve kısırdır. Yapılan bazı parça parça çalışmalar varsa da, bunlar bugünün ilmî anlayışına uymamakla beraber, faydadan uzak, yanlışlarla doludur.

 Kültür meselelerimize ne kadar az ilgi duyduğumuzu göstermek için bazı tarihi ve kültür hayatımıza ait gerçeklerimize bir göz atalım:

 Bütün sosyal kurumları ve idare mekanizması ile, zamanının zirvesine ulaşan, dünya siyaseti güden Kanunî Sultan Süleyman (saltanat devri 1520-1566)'ın devrinde olan şair ve ilim adamlarının sayısı kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre ikiyüzü geçer: Ebussuud, Taşköprü-Zade, Kemal Paşazade gibi büyük fakihlerin yetiştiği bu devirde klâsik edebiyatımızın da en büyük şairleri yetişmiştir: Fuzûlî, Bakî, Hayalî, Yahya Bey, Revânî, Lâmi'î, v.b.

 Fakat bugün, gerek bu büyük fakihlerin ve gerekse bu mümtaz şairlerin hangisinin eserleri faydalanılacak şekilde basılmıştır? Sadece Fuzûlî'nin ve Hayâlî'nin divanı. Bunun yanında Fuzûlî'nin dünya edebiyatında on şaheserden biri olarak kabul edilen «Leylâ ve Mecnûn» adlı Mesnveî'sinin bugün şöhretine lâyık bir baskısı yoktur. Oysa Ruslar, kendileri ile asla ilgili olmayan bu eseri tercüme etmiş ve bale haline getirerek sahneye koymuşlardır.

Bir Seyahat Şaheseri

 Yine, edebiyatımızda ve dünya edebiyatında, türünde erişilmesi güç bir zirve teşkil eden “Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin kalın el yazması ciltleri de bugünkü nesil için gerçek yönü ile karanlıktan ibarettir. Bu büyük eser, 1314 de Necib Asım'ın çalışması ve İkdam gazetesi sahibi Ahmet Cevdet'in gayreti ile basılmaya başlanmış, sekizinci cilde kadar olan kısmı Arap alfabesiyle neşredilmiştir.

 On cilt olarak hazırlanan eserin son iki cildi 1935 de Millî Eğitim Bakanlığınca bastırılmıştır. Bu eserin, bilindiği gibi, ilk sekiz cildi Arap harfleri ile olduğundan, bugün için faydalanılması imkânsız durumdadır. Son iki cildi ise, eserin çok küçük bir kısmı olduğundan ve bazı yanlışları ihtiva ettiğinden faydadan uzaktır.

 Bu yayından başka, Reşat Ekrem Koçu, Seyahatname’nin her cildini hülasa ederek bastırmış ise de bu da eserin aslını vermez.

 Kendi millî kültürümüzün büyük bir edebiyat, tarih, coğrafya, sosyoloji ve psikoloji hazinesi olan Seyahatnâme'ye karşı ilgisizliğimize paralel olarak Avrupalılar bu eser üzerinde birçok çalışmalar yapmışlardır. Bilhassa Macar, Rus, Sırp ve Bulgar dillerinde baskıları yapılmış, bu milletler Seyahatnâme'nin kendilerini ilgilendiren bölümlerini süzüp almışlardır.

Diğer Bir Şaheser

 Avrupa ilim çevrelerinde «Hacı Kalfa»  adı ile ün yapan, dünya çapında büyük bir âlim ve edip olan Kâtip Çelebi’nin eserleri de bugün için faydadan uzaktır. Sadece, büyük bir bibliyografya eseri olan Keşfü-z-zünun adlı eseri 1941 ve 1945 yıllarında iki cilt halinde basılmış ise de bugün mevcudu kalmamış olan bu eserin yeniden baskısına gidilmemiştir.

 Bunlara edebiyatımızın mektep kurmuş  zirvelerinin Bakî, Nef'î, Nedim ve Şeyh Galib eserlerinin dahi henüz limî ve faydalanılır şekilde basılmamış olduğunu da eklersek mesele açıkça görülür.

Netice Olarak…

 Bu söylediklerimizden sonra bugün yetişen neslin İslâmî Türk kültürü hakkında varacağı hükümlerin ilmî olma vasfını gözden geçirelim:

 Bir medeniyet hakkında hüküm verebilmek için o medeniyetin yaşanmış vakıalarını tam olarak bilmek, temelini teşkil eden esasları tesbit etmek ve o medeniyet mensuplarının tarihi seyr içinde hayata bakış tarzları ve bunları izah etmek gerekir. Kısaca olaylar, fikrî olgunluk ve san'at, cemiyet hayatı ile beraber ele alınmalı, bir bütün olarak incelenmelidir. Bu incelemenin yapılabilmesi için elde geniş malzeme yığınının faydalanılır bir şekilde bulunması icabeder.

 Oysa bizim asırlar süren göz kamaştırıcı medeniyet mahsûllerimizin henüz yüzde doksan beşinden fazlası bugünün nesli için karanlıktır. Bu nur yığını içine ancak son Osmanlı feyzi ile aydınlanabilenler veya özel ihtisas yapanlar girebilmekte ve alabildikleri kadar ışık ile dönmektedirler. Bu iki zümreden ilki günden güne Hakkın rahmetine kavuşmakta, ikincisi ise gerektiği gibi bir mecrada akıtılmamaktadır.

 Bu durum Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ele alınmalı ve kendilerinden ümit kesilen kuruluşlara bakmadan, eski eserleri Lâtin alfabesine çevirecek ve onları bugünkü nesile tanıtacak bir enstitünün tesisine girişmelidir. Bu yolda yapılacak bir çalışma iledir ki ancak büyük medeniyetimiz araya bir kesinti girmeksizin bugüne kadar takip edilecek bir hale gelecektir.

 Yoksa bugünkü ve gelecek nesillerimizin içinde İslâmî Türk kültürü ve medeniyeti hakkında dolmayacak bir boşluk olacak ve bu boşluk batı kültürünün sapık teferruatı (asla fikrî yönü ile değil) nın at koşturduğu yer olarak kalacaktır.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı