I. Dünya Savaşında Ispartalı Esirler

Durali Oğullarından Mehmet Ali Karaca 13.10.2016 4466
B
resim
abam Durali oğullarından Ali Oğlu Osman Karaca (1850-1878 Kara Osman) ben üç yaşımdayken 27 yaşında genç yaşta Osmanlı – Rus Harbi (93 Harbi) Arnavutluk – İşkodra’da şehit düşmüş. Yokluklar içinde bir hayatın dramı başlamış bizim için iki kız kardeşim (Maviş ile Ümmü) ve ben yetim kalmıştık.
 
Anam evlendi. Üç yetim çocuğa amcam Abdurrahman babalık yapmıştı. Kız kardeşlerimin vesayetini üslendiğim için ve babamın şehit olmasından dolayı beni geç askere aldılar. Oğlum Osman (1900 – 1957 Deli Osman) 7 yaşında, Oğlum Mustafa (1902 – 1943 Küt oğlan) 6 yaşında, kızım Hanif (1903 – 1929) 5 yaşında iken Osmanlı Devletinin askeri olarak 1908 yılında 33 yaşında olduğum halde Yemen’in Huş şehrine gönderildim. 12 yıl süren olan askerlik serüveni başlamıştı.

I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı imparatorluğu 7. Kolordu’nun birer tümeni Hicaz, Asir, San’a ve Hudeybe’de konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu. 1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar kendilerini koruyan (Türklere) Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı. Ben Huş şehrinde vazifeliydim. Oralarda huzur bozuldu, kargaşa başladı, askerlik uzadı geriye dönemediğimiz gibi bir de İngilizlere esir düştük.

1918 yılında İngiliz askerleri tarafından esir alınanlar arasındaydım. Esir alınan askerleri İngiliz sömürgesi olan Hindistan’ın Bombay şehrindeki İngiliz esir kampına götürdüler. Orada aynı zamanda eniştem de olan Topal oğullarından Mehmet oğlu Ahmet (Erol) ile karşılaştık. Onun kumandanı da esir düşmüş emir eri olduğundan kumandanından ayrılmamış.

İkimiz beraber günlerce kaçma planları yaptık. İki seneye yakın bir süre orada kaldıktan sonra yerli Müslüman halkın bize yardım etmesiyle bir kurban bayramı günü şehrin dışına çıkarıldık. Omuzumuza asılı önlü bir heybe ile yola çıktık. Ve oradan yürüyerek İran üzerinden Van şehrine geldik. Van’dan askerlik şubemizin bulduğu Isparta / Yalvaç şehrine geldik. 

6 aydır yol yürüyorduk. Üstümüz başımız darmadağınık, perişan haldeydik. Askerlik şube başkanına çıktık. Künyemizi söyledikten sonra, “biz Hindistan’nın Bombay şehrindeki İngiliz esir kampından kaçarak geldik” dedik. 45 yaşına gelmiştim. Yıl 1920 Askerden dönüyordum.

“Kayıtlarınıza bir bakalım” dediler. Defterleri açıp bakıp bizim kayıtlarımızı buldular, “Sizin ikinizi de iki sene evvel ‘GAİP’ kaydetmişiz. Bu durumu da muhtarınız aracılığıyla köyünüze dolayısıyla ailenize bildirmişiz. Şimdi sağ salim geldiğinize göre defterdeki kayıtları düzeltiyoruz. Yemen gazisi olarak terhis edildiniz. Gidebilirsiniz.” Dediler. Arkadaşım Ahmet ile askerlik şubesinin önüne indik. 
Birbirimize baktık. Taş merdivenlere oturduk.

Köye gidelim mi? Gitmeyelim mi? Diye düşünmeye başladık. Merak ettiğimiz iki senedir bizim yok olduğumuz resmen bildirilmiş olduğundan, eşlerimiz başka biri ile evlenmiş olabilirdi.
Ya birisiyle evlendiyseler! Biz de çıkar varırsak! Neler olurdu?! Eyvahlar olsun.

Çocuklarımız var. Çocuklarımız başkasına baba diyorsa! Göz göre göre buna can mı dayanır? Bu durumu epeyce bir müddet düşündük. Sonunda;

“Hadi gidelim.” Dedik. “Uzaktan bakarız, eğer evlendiyseler Belbaşından aşalım Aydın taraflarına doğru gidelim, yeni bir hayat kuralım.” Diye düşündük. Yalvaç’tan Bademli’ye kadar yine yayan yürüdük. Kafamızda hep bu düşünce olduğundan aramızda pek konuşmadan köyümüz Bademli’ye geldik.

Arkadaşım Ahmet kendi evlerine, ben kendi evimin yolunu tuttum. Eve doğrudan çıkıp varmak olmayacaktı. Kendi evime bir dilenci gibi vardım. Avlu kapısını elimdeki asa ile vurdum. Karşıma 18-20 yaşlarında bir delikanlı çıktı. Bu oğlum Osman idi. Beni bilemedi, hoş ben de onu bilemedim ya.
“buradan geçip gitmekteyim, yiyeceğim yok” diyerek “Ekmek” istedim. Delikanlı benden hoşlanmadı ve eline taş alıp atarak beni evden uzaklaştırmaya çalışırken bir taraftan da köyümüzün ağzıyla küfür de ediyordu.

Durum çok vahimdi. Evde olan bitenden bir haber alamadan uzaklaşıyordum. Avlu kapısının gerisinden bir kadın sesi geldi.

“Gelen kim oğlum, noldu kime soven sen” diye bağırarak soran karım Şerife (Hüseyin kızı)’nin sesiydi. Delikanlı;

“Pis dilencinin biri ekmek istiyor. Bende kovuyorum” diyordu. Avlu kapısının içinden karım Şerife tekrar seslendi.

“Oğlum ekmek isteyen kapıdan kovulur mu? Çabuk çağır gelsin. Ekmek verelim. Babanın ruhuna değer” dedi.

“Babanın ruhuna değer” demesi babasının öldüğü anlamındaydı. Demek ki beni öldü biliyorlardı.
Çabuk oradan uzaklaştım. İçim burkulmuştu. Komşumuz Demirci Ahmet (Altınkaya)usta kapısının önünde oturur durumdaydı. Yanına vardım selam verdim. Beni bilemedi. Kendimi anlattım. Bana,

“Hoş geldin” dedi. Bir iki öteden beriden konuştuktan sonra, “Karım birisiyle evlendi mi?” diye sordum.

“Evlenmedi, bunca senedir çocuklarına hem analık hem de babalık yaptı.” Dedi. Gözlerime bakıyordu. Yüzünde bir gülümseme olduğu halde birden bire, “Ben seninle dünür olduk.” Dedi. Şaşkınlaşmıştım. 

“Nasıl dünür olduk” dedim. “Senin kız Hanife’yi oğlum Mustafa’ya gelin aldım. Düğün ettim. Üç aydır benim gelinim” dedi. Boğazım kurumuştu. Beş yaşında bırakıp gittiğim kızım evlenmiş. Soluk alışım bile değişmişti. Demirci Ahmet usta evine doğru bağırarak seslendi.

“Hanife gelin! Su getir kızım!” dedi. Elinde su tasıyla kızım Hanife karşıdan geliyordu. Onu öylece görünce, kendimi tutamadım, ağladım. Babasının ben olduğumu nerden bilsin? Kızım Hanife kayın babasına, “Baba bu adam kim? Neden ağlıyor?” diye sordu. Demirci Ahmet Usta’da, “Kızım bu senin on iki senedir kayıp olan baban Mehmet Ali” dedi. Kızım Hanife’nin elinden su tası düştü. O da ağlamaya başladı. Titreyen dizlerimin üstünde zorla ayağa kalktım. Kollarım kendiliğinden açıldı. 

Kızımla kucaklaştık. Beraber epeyce ağlaştık. Kızımın yanaklarından öptüm. O da benim elimi öptü.
Çok zorluklar çektik çok. Atadan, oğula bu milletin evlatları çok bedeller ödedik. Açlık, kıtlık, yoksulluk, bitmeyen savaşlar, esaret, sakat kalanlar, elde yok avuçta yok, acıyı bal eyledik. Evlat!. Ben bu vatan için her şeyimi vermeye yemin ettim. Yeminimi de tuttum. Allah Türk milletine bir daha öyle günler göstermesin. 

Kaynak:  Durali Oğullarından Osman oğlu Mehmet Ali KARACA(1875-1946)
1916 Yemen Cephesi Gazisi-Düzenleyen: Mustafa Erdem

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı