Garplılaşmanın Neresindeyiz?

Prof. Dr. Mümtaz Turhan 23.10.2014 3467
P

rof. Dr. Mümtaz Turhan, 1908 de Erzurum’da Pasinler ilçesinde dünyaya gelmiştir. Aslen oralıdır. İlk ve orta tahsilini Kayseri’de, Lise’yi Ankara’da tamamlamışdır. Devletin açtığı imtihanları kazanarak Yüksek Tahsilini (1928-1935 yılları arasında) Almanya’da yapıp Doktorasını da ikmal ederek yurda dönmüştür.1935 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Kürsüsüne Asistan olarak girmiş, 1969 yılında bu Fakültenin Profesörü olarak hayata gözlerini yummuştur. Pek çok öğrenci yetiştirmiş bir hayli eser vermiştir.

Aşağıda Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın “Garplılaşmanın Neresindeyiz” isimli kitabının son kısmını sunuyoruz:

Türk münevverleri artık memleket gerçeklerini kabul edip ona göre tedbir almakla mükellef olduklarını unutmamalıdırlar. Bu zarurete uymadıkça, Türk gerçeklerini inkâr edip onun dışında tedbirler aradıkça bu memleketin hiçbir meselesinin halledilmeyeceğini bilmelidirler. Bu prensiplerin dışın alınacak tedbirlerin, ancak zarar vereceğini son otuz senelik tecrübeler bile göstermeye kâfidir.

İşte bu gerçeklerden biri de Türk halkının Müslüman olması ve böyle de kalma arzusudur. Bir imparatorluk pahasına elde edilen bu tecanüsün bozulması Lübnan’daki gibi ancak bir faciaya sebep olabilir.

Kızıl kundakçı ile ona kanan gafil bir avuç münevverin, biz Müslüman kaldıkça Avrupalıların husumetinin üzerimizden eksik olamayacağı, dinin terakkiye mani olduğu, hurafelerle dolu bulunduğu, dine bağlılığın veya dini terbiyenin aramızdaki mezhep farkları dolayısıyla zarar vereceği şeklindeki iddiaları, birer safsatadan ibarettir.

Zira sosyoloji, bize, dinsiz hiçbir cemiyetin bulunmadığını, dinin insanın en asli ihtiyaçlarından birini tatmin ettiğini, ilmin onun yerine geçemeyeceğini, binaenaleyh bir kültürde cemiyetin ihtiyaçlarını tatmin eden her müessese gibi, dine de dokunulmaması icabettiğini, aksi takdirde, komünistlerin başlangıçta dini kaldırmak için giriştikleri mücadelede Rus köylülerini putperest yapmaları gibi bir neticenin elde edileceğini, gayet sarih bir şekilde öğretmektedir.

Dinin terakkiye mâni olduğu iddiası, yukarıda münakaşa edilmişti. Burada, sadece, bu gün en medeni milletlerin aynı zamanda en dindar milletler olduğuna işaret edilmekle iktifa edilecektir. Mezhep farklarına geline, bunların geçmişteki kadar mühim olabileceğini zannetmiyoruz. Bunlardan bir çoğunun cehalet eseri olduğu muhakkaktır, ve zamanla, ortadan kalkacaktır.  

Diğer taraftan, Türkiye'de gayri müslim, diğer bütün cemaatler, serbest bir şekilde dini terbiye alırken, büyük ekseriyeti bu nevi sudan bahanelerle bundan mahrum etmenin mânası anlaşılamamaktadır.

Mamafih, başta kızıl kundakçı olmak üzere, bu iddiaları ortaya atanların çoğu, bunlara bizzat inanmamakta ve bunların bir safsatadan ibaret olduğunu bilmektedirler. Ancak onların bildikleri diğer çok mühim bir nokta da, bugün Türkiye'nin ayakta durması, milli bazı hasletleri yanında dini hislerine borçlu olmasıdır.

Bir Pomağı, bir Arnavut, bir Boşnağı, bir Çerkes ve Gürcüyü ırkdaşlarından, ana vatanından koparıp Türkiye’ye sürükleyen, evvelce gelmiş olanları da bizimle birlikte yaşamaya sevkeden kuvvet din değil de nedir?

Henüz bütün memlekete şamil, umumi ve müşterek bir kültüre dayanan milli bir şuura kavuşmadan bizi bir millet halinde birleştiren ve birlikte yaşamayı temin eden böyle bir bağı koparmamız doğru olur mu?

İşte kızıl yobazın, inkılâp ve lâiklik prensiplerinin perdesine sığınarak harekete geçmesinin başlıca sebebi de, bunu bilmesidir. Fakat bu arada, asıl üzücü olan nokta, bazı Türk gençlerinin kendilerini, bilmeyerek, bu nevi safsatalara kaptırmış olmaları ve memleketi cidden kalkındıracak tedbirler yerine bilâkis onu yıkacak propagandalarda çareler aramalarıdır.

Zira dâva, eğer Türkiye’nin kalkınması ise, o ne sadece çarşafın, ne birden çok kadınla evlenmenin ortadan kalkması, ne de ilk tahsil ile mümkündür. Çünkü bunlar, dinden ziyade muayyen iktisadi şartların, yaşayış tarzlarının meydana getirdikleri, netice mahiyetinde hâdiselerdir. Hakikatte poligami, Müslüman olmayan diğer bütün cemiyetlerde de rastlanan bir hâdisedir. Bunu kanunla, zorla ortadan kaldırılmasıyla mümkün olmamakta veya, kısmen muvaffak olunduğu takdirde de, fuhşun çoğalmasına sebep olduğu için, fayda yerine, zarar vermektedir.

Halbuki, bunun yerine, memleketi hakikaten kalkındıracak, yukarda tavsiye edilen tedbirler gibi hakiki çarelere başvurulduğu zaman, bunların kendiliğinden, bir nesil zarfında, ortadan kalktıkları görülmektedir.

Bu itibarla halkın cehaleti, onun batıl itikatları ve hurafeleriyle mücadele etmek, onun zihniyetini değiştirmek isteyen münevver, işe kendisinden başlamalı, ilkin kendi bilgisini arttırmalı, ilmi esaslar dahilinde kendi zihniyetini düşünüş tarzını değiştirerek yukarıdaki safsatalara benzer kanaatlerden, batıl itikat ve hurafelerden kurtulmaya çalışmalıdır. Bunda muvaffak olamadığı takdirde, rehberlik hakkı gibi salâhiyetini de kaybedecektir.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı