Erzurum’un Kara Günleri

Hacı Faruk Efendi 15.05.2015 3443

Ruslar’ın I. Cihan Savaşı’nda Erzurum’u işgal ettiklerinde eşraftan Hacı Faruk Efendi yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

Düşüş arifesi ve şehrin düşüşü [16 Şubat 1916]

C
enab-ı Hak Hazretleri inayet buyurursa memleketimiz olan Erzurum' un Rus istilâsında göreceği hakaret ve felaketleri günü gününe arz etmeye çalışacağım.

Şöyle ki, şu kara günlerden aydınlığa çıkacağımız tarihe kadar, yani Türk ordusunun teşrifine kadar, aman Ya Rab, bir düşman mermisi isabet edeydi de, bu kara günleri görmez olaydım.

Çünkü düşmanın uğursuz ayakları altında kalan vatanımıza öyle bir hal oldu ki, bir taraftan ordumuzun geri çekilmesi, bir taraftan silah ve mühimmatın düşmana terk edilmesi, çekilme emrini alan kumandanların ağlayıp sızlaması, taşıma araçlarının noksanlığından götürülemeyen topların iniltisi, bizi düşmana terk ederek nereye gidiyorsunuz, diye kendi lisanlarıyla boyunlarını eğerek nidâ eden dağların mahzunluğu, mazlümiyetin sızıltısı, çoluk çocuğun feryadını, ne kadar kâtip olsa, yazsalar yine aciz kalırlar.

Hele 293 [1877] Osmanlı-Rus Savaşı'nda, aziz canlarını feda edinceye kadar gayret edip de düşmanın kirli ayaklarını vatana bırakmayan Erzurum şehitleri, kabirlerinden güya kalkıp da yaşadıkları günleri düşünerek ve vatanın bugünkü haline bakarak, bütün ruhaniyetiyle feryat etmekteydiler.

Etmezler mi? Vatana düşman giriyor... Uğrunda canlarını feda ettikleri o sevgili anaları, cennet bahçesi olan kabirleri, can düşmanın kirli ayakları altında çiğneniyor. Ya Rabbi, bu zalim, gaddar ve din, ırz ve can düşmanı olan vahşi Ruslardan bizi kurtar!

Kara günler, kara yazılar diyerek ad verip yazmaya başladığım hatırat değil, çektiğimiz acıları, yaşadığımız elem ve kederleri, başımıza gelen felaketleri kaydetmektir. İnşaallah yakında, Osmanlı ordusuyla görüşeceğiz. Ordumuz, şanlı yürüyüşüyle şehrimize şeref verecek ve vatanımızı bu din düşmanından kurtaracaktır. Buna kesinlikle inandığım ve bu ordunun mensubu olduğum için bu satırları yazıyorum.

Çünkü vatanın boynu bükük, kolu kanadı kırık, her an bir türlü ölüme mahkûm...

Ya Rabbi, dinimize ve hükümetimize gönülden bağlı olan biz Müslümanlara, Osmanlı ordusunun teşrifini göster; sonra ruhumuzu kabzettir.

Şehr-i Erzurum'a 1331 senesi 2 Şubat günü [15 Şubat 1916], kapkara bir gün doğdu. İşte kara gün, kara yazı dediğim bu kayıtları, şu tarzda yazacağım. Felâketin çeşitleri, şahit olduğum olaylar, seçilen hainler ve çaresiz Müslümanlara yapılan zulümler, eziyetler, yağmalar, sapıklıklar, sırasıyla yazılacaktır.

Evet, 1331 senesinin 2 Şubat [15 Şubat 1916] günü bir kara gündü. Belki kıyametin ilk kademesiydi. Osmanlı ordusu çekiliyor; Erzurum, din düşmanları tarafından istilâ olunacak. Müslüman ahalinin yüzlerine topraklar saçılmış, güya mezardan çıkmış, kıyametin kopmasını bekliyorlar. Şehrin içinde ve kenar köşesinde, her tarafta ağlama, inleme...

Hele sahipsiz ve mecalsiz aileler, çaresiz yoksullar, bütün bütüne boyunları bükülmüş, elleri koyunlarında, ciğerleri dağlı, gözleri yaşlı...

Bir taraftan bozulmuş ordunun döküntüleri geçiyor. Kimisi ailesini terk ederken kimi evlâdını uğurluyor, kimi vatana veda ediyor. Kimi mal ve mülkünü döküp kaçmağa hazırlanmış vaziyette duruyor.

Bir taraftan resmi binalar ateşe veriliyor ve yağma ediliyor; dükkânlar, mağazalar kırılıyor. Memleket savunmasız bir halde; halkın mal ve eşyası gözünün önünde yağmalanıyor, asla kimse sahip çıkamıyor. Zira şehre girecek mel'ûn düşmanın katliam edeceği korkusuyla herkes, ölüme hazır bir halde duruyor.

Bir gün ve gecesi bu suretle geçip Şubatın üçüncü günü [16 Şubat], sabahın erken saatlerinde ahali, Valiliğin emri ve tembihi üzerine Amerikan Konsolosluğu önünde toplandı. Milletvekili ve ileri gelenler, din adamları ve muhtarlar ve sairden meydana gelen bir karşılama heyeti, aman dilemek için, tuz ekmek ve beyaz bayraklarla, bahsedilen Amerikan Konsolosu ile birlikte Kars Kapısı dışına çıkılıp düşmanın gelmesini bekliyorlardı.

Anlatmaya çalıştığım bu uğursuz günün sabahı, erken saatlerde, bu din düşmanı Rus' un keşif atlısı görünmeye başladı. Sözünü ettiğim keşif kolu, tam kapıda toplanan karşılama heyetinin huzuruna gelerek “Urra!” diye bağırdı.

Sonra kumandanları bulunan subay atından inerek tuz ve ekmekten birer miktar alıp yedi. Rusça bir iki söz söyleyip atına bindi. Hemen kapıdan içeri girerek Osmanlı askeriyesinin koğuşlarda saklanan asker döküntülerini toplamaya başladılar. Toplanan asker kalıntılarını önlerine katarak süvari ve topçu kışlalarına götürdüler.

Osmanlıların Önüne Geçemezsiniz…

Onu müteakip Kafkas Başkumandanı Nikola Nikolaviç, Birinci Kolordu Kumandanı kapıya geldiler.  Bunları karşılayan kalabalık, sıra üzere dizilmiş bir hâlde durmakta ve hepsi can korusundan başlarını eğmekteydiler. Yahudiler, Osmanlıların üst tarafında saf tutmuşlardı. Bu hâl, kumandanların önünde gelen ve kumandan yaveri bulunan subayın dikkatini çekmişti. Hemen Yahudileri Osmanlıların aşağısına ittirdi. Arkasından da birkaç söz söyledi. Yahudilere şunları söylediği anlaşıldı: "Osmanlılar, o kadar aşağı düşmemiştir ki, siz onların önüne geçesiniz!"

Bu zat, Kazak albayı olduğu gibi, kendisi Müslüman Tatar Türklerindenmiş.

Kumandanların fayton ve otomobilleri durdu. Onlar da inerek tuz ve ekmekten bir miktar alıp yediler. Tekrar binerek hareket ettiler ve kapıdan şehre girdiler.

Müteakiben asker gelmeye başladı. Ve kapının iç tarafında askerleri beklemekte olan kumandanlar, Amerikan konsolosuyla bir hayli konuşarak tercümanlar vasıtasıyla ahaliye memnuniyetlerini bildirdiler ve herkesin emniyette olduğunu ifade ettiler. Artık ahalinin dönmesi ve herkesin evine gidip rahat etmesi için emir verildi.

Rus askerleri, "Urra!" sadasıyla şehre girmeye ve sokaklara, mahallelere dağılmaya; camilere boş buldukları evlere ve hatta bütün konaklara sokulmaya başladılar. Hele Gümrük, Kavak, Veyis Efendi, Taş Mescit, Kadana, Yeğen Ağa, Köse Ömer Ağa, Şeyhler mahalleleri, hınca hınç askerle doldu.

Bu kara günün akşamı başladı.

Şöyle ki, camilerin mefruşatı ve fırsat buldukları evlerine eşyasıyla hayvanları yağma edildi.

Bu uğursuz günden üç gün evvel, biz üç kardeş de askerdeydik. 65 yaşında ve felçli annemiz, Erzurum'a üç saatlik bir mesafede bulunan Gürcü Boğazı'ndaki Hins [Dumlu] köyünde yapayalnız kalmıştı. Bütün nakliye araçlarımızı hükümet götürdüğünden bir çift manda ile bir çift de üç yaşında tosun kalmıştı.

350 seneden beri düzülü olan evimizin eşyasını, bildiğimiz arabalara yüklediği gibi, kırk tane sığırı da hizmetçi kızın önüne katarak getirdiği mallardan ancak beş adedini Erzurum'a getirebilmiş. Ve manda arabasını askerler yağma etmiş, arabayı da alıp gitmişler. Annem, Erzurum'da perişan ve vesaitsiz kalmıştı. Bu durum, benim de Erzurum'da kalmama sebep olmuştur.

Evlerimizde, 82. Alayın İkinci Tabur Kumandanının ailesi oturuyordu. Evleri boşaltarak bize terk etti. O günlerde, topçu yüzbaşılığından emekli Hacı İbrahim Efendi mallarımıza bir miktar ot gönderdiyse de, o kan içici Rus Kazakları, gelip otları zorla alıp götürdüler.

Yatak yok, yiyecek yok! Gam ve keder içinde dolaşmakta olduğum gibi cereyan eden olayları da gözden kaçırmamaktaydım…

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı