Dünyanın Bütün Çiçekleri "Albayrak" Yanında Renksiz ve Kokusuzdur

Sabih Bey 30.07.2009 5149
F
ahreddin Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Medine-i Münevvere’yi İngilizlere karşı müdafaa ederken askerler  büyük zorluklarla karşı karşıya idiler. Çok şiddetli sıcak ve açlık en büyük problemdi. Ayrıca bölge muhasara altında olduğundan İstanbul ile irtibat tamamen kesilmişti.  Demiryolunu da İngilizler  tahrip ettiğinden, erzak nakli imkanı da kalmamıştı.

Büyük zorluklar içinde Medine-i Münevvere’yi müdafaa eden askerlerin, moral ve azimlerinin bozulmaması için Fahreddin Paşa çeşitli tamimler neşrediyor ve muhtelif sosyal  faaliyetler hazırlıyordu. Bunlardan birisi de asker ve subaylar arasında yapılan Bayrak - Sancak makale yarışması idi.  Eli kalem tutan herkes bu müsabakaya iştirak etti. Hazırlanan yazılar içinde  tarih ve edebiyat bakımından en kıymetlisi Sabih Bey’e aitti. Sabih Beyin bu yazısı sadeleştirilerek aşağıda sunulmuştur.    (Editör)

    … Osmanlı Sancağı, lügatin dediği gibi hakikatte uzun bir sırığa takılmış renkli bir bez parçası mı? Hayır, O, ecdâdın ve “Âl-i Osman”ın  pak ve mübarek kanlarıyla dokuyarak bize teslim eyledikleri bir emanettir. O, öyle bir örtüdür ki; bütün Osmanlılığın mevcûdiyetini, şan ve şerefini, tarih ve mukaddesâtını, kadınlarımızın ırz ve namusunu, kızlarımızın bekâretini, çocuklarımızın saadetini saklıyor. Biz onun üzerine nasıl titremeyiz? Hepimize teneffüs hakkı veren odur. Bizleri bereketlendirip ısıtan hep onun asil ve cömert kalbidir.

Eğer o çarpmazsa, bizim de nabzımız atmaz, göğsümüz vurmaz. Allah esirgesin, eğer onun gül benzi hasâra uğrarsa “Kâbe”mizin kara gömleği parçalanır. “Peygamberimizin yeşil örtüsü” yırtılır. Analarımızın ak saçı yolunur, kızlarımızın namus perdesi yırtılır.

Görmüyor musunuz? Ne kadar canlı, asabî, cesur, yiğit ve benzerlerinden üstün!... Hiçbir gelin o kadar sevimli, zarif ve nazlı olamaz. Hiçbir delikanlı onun kadar boylu poslu, hareketli ve dinç değildir. Bizzat atalarımızın zaferle, üstünlükle dolu ruhunu taşımasaydı, saflarımızın önünde bu kadar kahramanca göğüs gerer miydi?..

Sancağımız ebedî hayat ile bahtiyardır. Vatanın fedakâr çocukları kanlarını, canlarını ona hîbe ederek kattıkları içindir ki; daima böyle genç ve dinç kalacaktır.

Karşısında durarak saygı töreni yapmamız sebepsiz değildir. Biz onda, bütün “Âl-i Osman”ı, mâzimizin kahramanlarını, mefkûremiz uğrunda can veren bütün babalarımızı ve vatan  evlatlarını  selamlıyoruz.  Tarihimiz kaybolursa, Sancağımız onu yeniden yazarak meydana getirebilir. Ona bakarken nasıl göğsümüz kabarmaz , nasıl gözlerimiz yaşarmaz?...  Yedi asrın şanını ve yüceliğini, elemlerini ve fâcialarını içine alan bu emsalsiz sahne bizi saatlerce hıçkırtıp ağlatsa yeridir!...

Ya o al rengi biliyor musunuz? Memleketin kaderi ve geleceği için o kadar cömertçe akıtılan kanlara işaret ediyor… Hakikattir ki babalarımız, yurdumuz için kadınların da yapabilecekleri gibi yalnız gözyaşı dökmediler.

Bu ocağı kurarken, bizzat kendilerini kurban ettiler. Sancağımızı kaldırmak için düştüler. Onun şan ve şerefle dalgalanması için kendi ciğerlerinin nefes alıp vermelerinden kısarak tasarruf ettiler.

Onda çırpınan şey, geçmişlerimizin gayretli ruhlarıdır. Onun mukaddes alevinde yanan çıra, şehitlerimizin intikam parçalarıdır.

Dünyanın bütün çiçekleri “Albayrak”ın yanında renksiz ve kokusuzdur. Biz onun katmerlerinde bizzat cenneti koklarız. Bozkırlarda onun ateşi etrafında ısınırız, kum çöllerinde onun gelincik tazeliğiyle yüreğimizi tazeleriz. Fecrin akını gibi bir gecede Asya’dan Avrupa'ya baskın yapan Bayrağımızı bütün ufuklar tanır… “Eflak”, “Buğdan” ovaları; “Avusturya-Macaristan”, “Lehistan” sahraları; “Volga-Tebriz” illeri; “Cezayir-Nis” sahilleri hep onun devrine ve eteğini öpme saadetine erdiler.

“Bosna ve Kırım”ın bahçeleri, İran'ın gülistanları bu kadar güzel, canlı bir gül daha aslâ vermeyecek. Tuna yalıları, Hind suları "Hilâlimiz" gibi kıymetli taşlarla bezenmiş ve şa’şaalı bir gerdanlık hayat devam ettikçe takınmayacaktır. 

Atalarımız, nasıl bayrağımızı damarlarının en kıymetli yakutlarıyla bezemişlerse, analarımız da en güzel incilerini onun üzerine işlemişlerdir.  Şu “Ay”a bakınız,  ne kadar temiz ve şeffaf!... Mukadderatımızın  ziyneti içinde en kıymetlisi, şüphe yok budur. Çünkü; sevgili ninelerimizin sıcak ve samimi gözyaşlarıyla süslenmiştir. Ya hepimizin gözbebeği olan şu parlak “yıldız…” Bizi bütün gece yatağımızın başucunda uyanık bekleyen odur!... Hayatı boyunca bir kere bile kirpiklerini kırpmamış, her zaman üzerimize titremiş, obamızı, yurdumuzu, serhadlerimizi canını verircesine korumuştur.  Bize olan yumuşaklığı ve şefkati annelerimizinkinden fazladır. Nazarı kuru fakat gözleri doludur.

Sancağımızın şan ve şerefle taşıdığı büyük yük altında henüz kanayan yaraları da vardır. Onun vakit vakit kabaran göğsü, çocuklarına söylemek istemediği, bununla beraber hepimizin bildiği kederlerini kâfi derecede açıklar. Bu yaraları zaman ve unutmak tedavi edemez. Onları sarıp kapatacak olan ancak genç nesillerdir ve bayrağımız işte bu ümit ile mağrur ve gururunda ma’zurdur. İnsaf ediniz, hangi baba evlatlarına mağrur olmaz?...

Asırları iftihar edilecek şeylerle doldurmuş, bütün Şark’a hakikî bir fecir, aydınlık getirmiş, Allah’ın birliği davası, peygamberinin hidayet yolu, Hakk’ından ve nefsinden emin olanlara has bir kahramanlıkla, her zaman bir başına müdafaa etmiş, insaniyetin mazlum olan yarısını bağrına basmış olan Sancağımıza lâyık olduğu zafer ve istikbâli Allah ihsan edecektir!... Bizzat istikbâl, ondan başkasının dudağını açmasına müsaade etmeyecektir. Her Osmanlı genci, elinde olmadan Bayrağının aşkıyla yanar. Onun gölgesinde gelecek her ölümü, vallahi anası gibi kucaklar!...

Boralarla şakalaşan, tayfunlarla oynaşan, tarihlere meydan okuyan ve dünyalarla savaşan Türkler’in Bayrağı!... Fatihler'in Sancağı hakkındaki hikayeler aşk ve ölümle nihayet buluyordu.

Kaynak: Nâci Kâşif Kıcıman- Medine Müdafaası




İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı