"Destanlarda Uyanmak" İçin

Prof. Dr. Mustafa Argunşah 27.02.2010 4383

M
illî şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, son destanlarını topladığı esere "Destanlarda Uyanmak" adını vermiştir. Bu yazımızda tahlil edeceğimiz esere başlamadan önce, destanlarımız hakkında kısaca görüşlerimizi söylemek istiyoruz.

  Destanlar, milletlerin millî yaşantılarını aksettirirler. Çünkü destanlar, milletlerin malıdır, yapıcısı milletin müşterek dehâsıdır. Destanlarda, uyanışlar, silkinişler ve yeniden doğuşlar işlenir. Destanlar, en eski devirlerden günümüze binlerce millî motif ve millî unsurun taşıyıcılığı vazifesini yaparlar. Türkler, destan bakımından zengin bir millettir. Fakat bunların bir kısmı yazıya geçirilmeden unutulup gitmiştir. Tarihimizdeki binlerce efsanevî hadise de henüz destanlaştırılmamıştır.

  Millî destanlarımızı günümüz insanına tanıtmadıkça, kendi tarihimize ve millî kültürümüze bakış açımız tam ve doğru olmayacaktır. Çünkü destanlarımız, kültürümüzün gerçek hazineleridir. Fuat Köprülü, bu hazinenin, değerini en iyi idrak edenlerdendir. O, Dede Korkut Destanlarımızla Türk edebiyatını teraziye kor ve destanlar ağır basar. Bu kadar önemli destanlarını Türk çocuğu okudukça, tarihindeki korkusuzluk ve efsanevî yiğitlik seciyesini asla yitirmeyecektir. O, kendisini bazen Börteçine'nin arkasında Ergenekon'dan çıkarken tahayyül edecek, bazen de Kürşat'ın kırk ikinci ihtilâlcisi olacaktır.

  Destanlarda Uyanmak’ta, tarihî sırayla işlenmeyen destanları, kronolojik bir sıraya koyarak tahlil etmeyi uygun bulduk. Eserde, İslâm öncesi devirlere ait destanlarımızın bulunmadığı dikkatimizi çekti. Destanlar zincirinin ilk halkasını "Hicret" oluşturuyor, "Hicret Destanı”ndan sonra gelen, değerini yukarıda belirttiğimiz Dede Korkut Destanları'ndan "Bamsı Beyrek Destanı" da üstadın nazma çektiği destanlardan birisidir.

  "Ana Yurdum Ata Yurdum" isimli bölümde birçok destanımızın kaynaklandığı ana yurda bir özlem, bir dönüş seziyoruz. Orta Asya bozkırlarında asırlarca devam eden koşular ve Türk'ün bu bozkırlardaki millî yaşantısı "Bozkır" isimli destanda işlenmiş. Şair, en güzel destanları, anayurda, ata yurda, can evi Türkistan'a lâyık görüp, mısralarıyla bizi Orta Asya yaylalarına, toylara, şölenlere götürmüştür:

Vatan... Vatan.... Vatan.... diye 
Gece, gündüz andığımız.
Ana yurdum, Ata yurdum 
Can evim Uluğ Türkistan
En güzel şiirler sana, 
Sanadır en büyük destan...



  Esere ismini veren "Destanlarda Uyanmak" adlı bölüm Hazreti Pîri Türkistan Hoca Ahmed Yesevî 'nin Rûm'a alperenler gönderişiyle başlar. Vatan tomurcuğu Söğüt'te filizlenir, ilk mehter Söğüt'te vurulur, geçmiş ve gelecek bütün çağların en şanlı devletinin temeli burada atılır. Türkmenlik ruhu Söğüt'te yeniden şahlanır. Destan; Ertuğrul Gazi'nin ölümünden sonra, Osman Gazi'nin uç beyliğine seçilmesiyle devam eder. Viyana'ya kadar sürecek bir koşu başlatır Söğüt'te Rûm Gazileri. "Rûm Gazileri" nde, gerçek destan kahramanlarımız olan alperen tipi çizilir. Bu adsız alperenler, cenk meydanlannda Ezanlı, Kur'anlı naralar salıp küfür diyarını vatan eyler, can ve kan verip bayrağın alı olurlar:

Onlar ki, hem gazi, hem şehîdlerdir...
Asla denilemez, ölü oldular.
Peygamber katında Rûm
Gazileri Cennet içre dahi ulu oldular.

Dün arslanlar gibi kükremişlerdi
Bugün destanların malı oldular...

 
 

  Rûm Gazileri ardınca yürüyüp, aşkı meşk eyleyerek halkı uyandıran, nifak içindekileri nurlandıran gazilere ve halka manevî kudret aşılayan, Anadolu'nun vatan, Osmanlı'nın devlet olmasında manevî hamuru yoğuran "Rûm Abdalları" destanın diğer kahramanlarıdır.

  Yunuslar, Hacı Bektaşî Veliler, Mevlanalar ve nice alperen dervişler Anadolu'nun Türkleşmesinde destanlaşan âmil olurlar. "Rum Ahileri"nde, her biri birer alperen gazi olan ahilerin hayatı destanlaşır. Bu destanlar zincirine, Osmanlı'nın devlet olmasında büyük rolü olan; şehitler, gaziler anası, Oğuz'un diş-tırnak gücü "Söğüt Bacıları" Elifler, Sevgiler, Sunalar'in destanı da eklenir.

  Destanlar zinciri "Fethi Mübin" le devam eder. Fethi gerçekleştirmek için, Edirne'de yapılan hazırlıklardan sonra, peygamber müjdeli padişahın yanında, Molla Hüsrevler, Molla Lutfıler, Molla Güranîler, Akşemseddinler Kızılelma kapılarından birini daha açmak için istanbul'a yürürler.

  Şair okuyucuya; köslerin gümbürtüsünü, kılıçların şakırtısmı, gazilerin "Allah Allah" naralarını, küffarın çığlıklarını ve tan vakti okunan Ezanı Muhammedi'leri mısralardaki musikî ile hissettirir. Bu mısralarda özenle seçilen kelimeler ve devamlı tekrarlanan seslerle, fetih yeniden canlandırılır.

  Bilecik burçları, Erzurum Kapıları, Aziziye, Hamidiye Tabyaları'nda yazılan ihtişamlı destanlar da mısralara işlenmiş. Aziziye'de Moskof kâfirine karşı mücahedeye katılan Türk analarından Nene Hatun'un destanının yazıldığı mısralarda bir burukluk vardır; o günlerin acıları, şehidere duyulan özlem ve dönmeyenlerin arkasından dökülen göz yaşları destanın muhtevasını oluşturur.

  Destanlarımız bizi artık çok yakın tarihimize getiriyor. O karanlık günlerde şahit olduğumuz hadiseler, tertemiz alnından vurularak yatan ve destanlaşan yiğitler...Kimliğini kaybetmiş kişilerce şehit edilen nice Türk askeri...İşte bu destanlardan birinin kahramanları iki Anadolu evladı. Biri Palandöken'den, biri Uludağ'dan...Biri Ilbey, biri Gülbey.


Biri vatan diye çırpınan yürek
"Son ocağımız"...
Biri ar damarı, kan sıcağımız.
İl... ordumuz demek, Gül... sancağımız...
Biri İlbey'imdir, biri Gülbey'im.


Kaynak:
Mustafa Argunşah-  Dil Yarası

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı