Busbecq’in Kaleminden Preveze Zaferimiz

Ogier Ghislain de Busbecq 10.01.2021 1729
resim

Avusturya elçisi olarak 1554 senesinde Türkiye’ye gelen Busbecq 1562 senesine kadar devam eden sürede müşahedelerini dört mektup halinde yazmıştır. Preveze Zaferiyle ilgili bölümü aşağıdadır. Editör.

Türk donanması rüzgârın da yardımıyla bizim kuvvetlerimizin üstüne ansızın saldırınca bu hiç beklenmedik baskın öyle bir karışıklığa sebep olduğu ki bizimkiler ne hücum edecek cesareti kendilerinde bulabildiler ne de ricat için gereken soğukkanlılığı. Kaçıp kurtulabilen birkaç kadırga dışında bütün gemiler Türkler tarafından batırıldılar. Askeri kumandan Medina Dükası ile donanma amirali Andrea Doria iç hisara sığındılar, oradan da gece karanlığında küçük bir sandalla Türk gemileri arasından sıyrılarak Sicilya kıyılarına can atılar.

Piyale Paşa bu zaferi müjdelemek için İstanbul’a bir gemi gönderdi. Bu gemi, arkasında denize daldırılmış bir sancak sürüklüyordu. Söylediklerine bakılırsa sancakta İsa’nın çarmıha gerilimi resmî varmış. Gemi limana girince, Hıristiyanların yenilgisi haberi şehirde çarçabuk yayıldı. Türkler sevinç içinde birbirlerini tebrik etmeye başladılar. Kapının önünde toplanarak adamlarıma alaylı alaylı İspanya filosunda kardeşleri yahut akraba ve tanıdıkları bulunup bulunmadığını soruyorlardı. Eğer varsa onları yakında İstanbul’da görebileceklerdi.

Türkler hiç durmadan kendilerinin üstünlüğünü ve bizim korkaklığımızı anlatıyorlardı. İspanya da yenildikten sonra onları durduracak hangi kuvvet kalmıştı karşılarında. Bu alaycı soruları adamlarım büyük bir acı ve tahammülle dinliyorlardı. Allah’ın takdiri böyle imiş. Bunu kimse değiştiremez. Onun için felâkete katlanmak gerekir.

Büyük bir muhafız kuvveti ile İspanyolların henüz ellerine bulundurdukları iç kalenin kötü hava şartları veya başka sebeplerle düşman muhasarayı kaldırıncaya kadar mukavemet gösterebilmesi en büyük temennimizdi. Bununla beraber başarının galipler lehine tecelli etmesinden daha çok korkuyorduk. Esasen sonucun da böyle olacağı açıkça görülüyordu. Yiyecek içecek sıkıntısı son haddi bulunca içerdekiler iç kaleyi ve kendilerini düşmana teslim ettiler.

İçerdeki muhafız kuvvetin komutanı meşhur asker Don Alvaro De Sande daha fazla dayanamayacağını anlayınca yanına küçük bir kuvvet alarak bir huruç hareketi yaptı ve ufak bir gemiyi zapteti. Niyeti Sicilya’ya kaçmaktı. Muharebelerde kazanmış olduğu şöhret ve itibarı körükörüne bir cesaret gösteriyle lekelemek istemiyordu. Kurtulabilirse kalenin kaybedilmesinin vebali kedisinde aranamazdı.

Bu hareketi kalenin Türklerin eline geçmesiyle sonuçlandı. Çünkü askerler artık kapıları kapalı tutmanın faydasızlığını görerek ilerde düşmandan daha fena muameleye maruz kalmamak düşüncesiyle kapıları ardına kadar açtılar. Kumandan Don Juan De Castella komutasından sorumlu olduğu burcu terketmeyi kabul etmedi ve yaralanıp esir düşünceye kadar kardeşiyle birlikte Türklere karşı koydu.

İspanyollar iç kaleyi üç aydan faza bir müddetle fedakârca savunmuşlardı. Halbuki kalede daha fazla dayanmak için zarurî erzak ve içecek su yoktu. Bir yardım ümidi e kalmamıştı. Hele bu sıcak memlekette susuzluk kadar dayanılmaz bir mahrumiyet olamazdı. Mevcut bir tek sarnıç, oldukça büyük ve ağzına kadar su ile dolu olmasına rağmen bu kadar kalabalık askere yemezdi. Herkese ancak ölmeyecek kadar su verilebiliyordu.

Bazıları bu suyu imbikten geçirilmiş deniz suyu ilâve etmek suretiyle çoğaltabiliyorlardı. Usta bir kimyager bunun usulünü onlara öğretmişti. Ancak pek az kimse bunu gerçekleştirmek imkânına sahipti. Birçokları kurumuş ağızları ile yerlere sürünerek “su” diye feryat ediyorlardı. Birisi onlara acıyıp ağızlarına biraz su akıtınca dirilip oturuyorlar, suyun tesiri geçince tekrar aynı hareketlere başlıyorlardı. Harpte aralanıp ölenlerle hastalanıp ilaçsızlıktan ölenlere bu şekilde susuzluğun tesiriyle ölenler de ilave olunuyordu.

Esirler ve Ganimetler İstanbul’da

Eylül ayında muzaffer Türk donanması esirler, ganimetler ve yedeğinde düşmandan zaptolunan gemilerle birlikte İstanbul’a döndü. Donanmanın gelişi biz Hristiyanlar için ne kadar acıklı bir manzara ise Türkler için de o derece sevinç ve heyecan verici oldu. Sabah vakti, büyük karşılayıcı kalabalığının gözleri önünde pek tantanalı bir şekilde limana girmek üzere donanma o gece İstanbul dışında demirlemişti.

Süleyman (Kanuni) sarayın bahçesinde liman girişine bakan sütunlu mevkide yerini almıştı. Donamayı ve teşhir edilen esir subayları yakından görmek istiyordu. Amiral gemisinin kıçında Don Alvaro De Sande, Napoli ve Sicilya Donanmalarını amiralleri, Don Berenguer De Requesnes ile Don Sancho De Leyva halka gösterilmişlerdi. Zaptolunan gemilerin kürekleri ve küpeşteleri alınıp basit birer tekne haline sokuldukları için Türk gemilerinin yanında küçük, adi şeyler gibi görünüyorlardı.

Bu merasim esnasında, Süleyman’ın (Kanuni) her zaman olduğundan daha farklı bir gurur ve neşeye sahip olmadığını onu yakınan görenler söylüyorlar. Ben de iki gün sonra Cuma namazı için sarayından çıktığı zaman görmüştüm.  Yüzünde her zamanki asabiyet ve hüzün ifadesi vardı. Sanki kazanılan zaferin kendisi ile ilgili yokmuş, hâdise her zaman beklenen basit bir şeymiş gibi heyecansızdı. Talihin cilvesini olduğu gibi kabul etmeye bu ihtiyar adamın kalbi öylesine alışmıştı ki halkın alkışlarını sanki hissiz bir şekilde kabul ediyordu.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı