Birinci Cihan Savaşından Sonra Anadolu’nun Hazin Hali

Ahmet Refik 28.03.2013 2901
B

irinci Cihan savaşının başlamasıyla Rus Orduları 1916 yılında Erzurum, Trabzon, Gümüşhane ve Erzincan bölgelerini de işgal ettiler. 1918’de Tarihçi Ahmet Refik Bey Rus İşgalinden sonra bu bölgeyi gezerek Müslüman Türk halkının savaş, açlık ve Ermeni zulmünden çektikleri büyük ıstırabı gördü ve hatıralarını “Kafkas Yollarında” isimli kitapta neşr etti. Aşağıda bu kitaptan bir bölümü okuyacaksınız.

----------------------

… Trabzon'un orta halli kadınları yanlarında pejmürde kıyafetli çocukları, ellerinde bıçaklar, nafakalarını temin için karargâhın duvar kenarlarında ot topluyorlardı. Hamsiköy'üne kadar bütün yollarda aç ve sefil insanlardan başka kimse yoktu.

Cevizlik'te bir sabah, ufak, elâ gözlü bir kız karşıma çıktı. Ekmek istiyordu. Ne kadar yazıktı!.. Kirli bir yemeni altında bütün cazibesiyle görülen yüzü yırtık elbiseleri, güneşten kızarmış bacakları, boynunda kesesi, elinde değneğiyle adeta dilenci rolüne çıkmış zarif bir matmazeli andırıyordu. On, oniki yaşlarındaydı. Kimbilir kaç ay ekmek yüzü görmemişti.

Kıza bir ekmek verdim. Fakat teşekküre bile gerek duymadı. Ani bir sevinç onu kendisinden geçirdi. Çılgın ve mütebessim, pür neşeli adımlarla, bir ceylan gibi uçtu. Nasırlı ayakları bir an tozlar içine karıştı. İleride yorgun adımlarla yürüyen anasına babasına, eşeklerle giden bir göçmen kafilesine doğru koşuyor, kolunu uzatmış, ekmeğini gösteriyor, sevine sevine bağırıyordu;

- Ekmek, ekmek...

Anadolu mahvolmuştu. Açlık, öksüzlük, kimsesizlik, perişanlık her yanı sarmıştı. Dağların çam kokulu yollarında, köylerini ve analarını aramak için garip, ayağı çarıklı, sararmış talihsiz çocuklar, ihtiyar kocalarını eşeklere bindirmiş, sarp yolları tırmanan, açlıktan yol kenarlarına yatarak tarlalar içinde bir lokma ekmek dilenen kadınlar, görülüyordu...

Torul'da bir akşam, dükkanların önünde dolaşıyordum. Dükkânların önü arabalarla doluydu. Arabaların birinde bir insan kellesi, sırıtmış dişleriyle Anadolu'nun bu fecaatine gülüyor gibiydi.

Birdenbire karşıma bir çocuk çıktı. Henüz sekiz yaşındaydı. Başında beyaz, eski bir keçe külah, arkasında mavi, yamalı bir mintan, bacağında kirli bir şalvar, ayağında eskimiş bir çarık, sarışın, topuz, mavi gözlü bir oğlandı. Yanıma yaklaştı, utangaç gözlerini dikerek, parmağını ağzına götürdü, masum ve öksüz bir sesle sordu...

-Burada muhacirlere ekmek veriyorlarmış.

Birdenbire anlayamadım. Tekrar sordum. Kaymakam bey, biraz ilerde aç ve sefil göçmenlerle meşgul oluyordu. Bunlar, Rus işgali, Ermeni mezalimi üzerine vatanlarını terk eden, bir kaç sene Anadolu'nun hücra köşelerinde sefalet içinde yaşadıktan sonra, evlerine barklarına dönen Türklerdi.

Çocuğu Kaymakam beyin yanına götürdüm. Sordu. Bir dakika içinde etrafımız köylülerle dolmuştu. Çocukla konuştuğumuzu gören köylüler kahvehaneden birer birer çıkıyorlar, garip ve tecessüslü tavırlarıyla bizi dinliyorlardı. İçlerinden biri derhal söze karışarak çocuğa sordu.

-Oğlum sen hangi köydensin, adın ne?

Çocuk durmadan çarığı ile toprağı kazıyor, parmağı ağzında, öne doğru eğilen gözlerini yukarı kaldırmış, korka korka ve düşünerek cevap veriyordu.

-Adım mı? Osman. Haşılya'danım.

İçlerinden biri çocuğu tanıdı.

-Tonyalı Ahmed'in oğlu, dedi.

Çocuk önüne bakıyor, kalabalıktan adeta ürküyordu. Gözlerini yere dikmiş, sorulan sorulara sakin cevap veriyordu. Zavallı çocuk iki senedir anasını babasını görmemişti. İki senedir, öksüz, kimsesiz, ufacık boyu, masum kalbiyle Giresun'da kahve köşelerinde yatmış, aç kalmış, tahammül etmiş, merhamet görmüş, yaşamıştı.

Artık o anasını babasını ölmüş, kendisini kimsesiz biliyordu. Köyünün yanı başına gelmiş de haberi bile yoktu. Karnı açtı. Bir lokma ekmek bulmak istemişti. Göçmenlere ekmek verildiğini kimden duymuşsa, hiç tanımadığı, bilmediği beni bulmuş, bükük boynuyla ekmek istemeye gelmişti.

Köylülerden biri ilerledi:

-Oğlum senin anan, baban sağ.

Dedi. Allah... Osman'ın kirli yüzü kıpkırmızı kesildi. Yerlere bakan mavi gözleri birdenbire karardı. Küçücük, kirler içindeki elleri asabi bir heyecanla gözlerine yapıştı. Kalbinin en derin köşesinden gelen bir ağlayış ve inilti başladı, Zavallı Osman, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözlerinden dökülen, küçük parmaklarından sızan yaşlar, kirli yüzünde beyaz izler bırakarak akıyordu.

Dağlar kararıyordu. Ben ve beş köylü bir yangın harabesi ortasında, anasına, babasına kavuşmuş bir masumun acı gözyaşları karşısında dilhun oluyorduk.

Kaynak: Kafkas Yollarında - İki Komite İki Kıtâl – Ahmet Refik

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı