Ayrılık Çeşmesi...

Zekeriya Yıldız 09.02.2025 518
resim
A
llah kelamının indiği toprakları görmek, Peygamberin yürüdüğü sokaklarda dolaşmak, İslâm’ın doğduğu iklimde nefes almak, Beytullah’a varmak, Kâbe’ye yüz sürmek, bahşedilen lütufların şükrüyle haccı yaşamak...

Müslümanlar bu hasretle yüzlerce yıldır dünyanın dört bir yanından yollara düştüler...
Katar katar, bölük bölük...

Bulundukları çağın imkânları neye elveriyorsa onunla...

Yolculukları bazen günler, bazen, haftalar, bazen aylar sürdü...
......................

İstanbul, fetihle birlikte, özellikle de Hilafet merkezinin buraya taşınmasından sonra, en anlamlı hac kervanlarından birinin hareket noktası oldu.

Bu kervanın adı Surre-i Hümâyun Alayı idi.

Arapça bir kelime olan surre, “içine altın ve para gibi kıymetli eşyaların konulduğu kese”, “hükümdar tarafından Mekke’ye gönderilen armağan” demekti.  Mekke ve Medine’nin hizmetkârı olan Sultan’ın kutsal topraklara duyduğu sevgisinin, bağlılığının ve hizmetkârlığının göstergesi olan tarihi bir ritüeldi.

Mekke’ye Surre Alayı gönderilmesine Abbasiler zamanında başlanmış, Fatımiler, Eyyubiler ve Memlûkluler tarafından devam edilmiş, Osmanlılar döneminde en mükemmel haliyle sistemleşip, kültürümüzün kadim bir parçası olmuştur.

Osmanlı tarihindeki ilk Surre Alayının, Yıldırım Beyazıt tarafından Edirne’den yollandığı, gönderilen hediyeler arasında 80.000 altının olduğu söylenir. Bunu kendisinden sonra gelen padişahlar da devam ettirmiş, Yavuz Sultan Selim’in halifeliği de üstlenmesiyle birlikte özel bir nizama bağlanmıştır.

Bu nizama, Kanuni Sultan Süleyman zamanında bazı eklemeler yapılmış, surre ile birlikte Kabe’ye örtü gönderme geleneği de başlamıştır.

Peygamber toprakları, Osmanlı yönetiminin nazarında her zaman müstesna, imtiyazlı ve mukaddesti.  İmparatorluğun diğer vilayetlerinde şehir düzeni, teşkilat giderleri ve askerî kuvvetin masrafları oradan alınan vergilerle karşılanırken buradan vergi alınmazdı. Osmanlı Hanedanı, Haremeyn-i Şerif’ten gelir elde etmeyi kendine zül görür, her türlü masrafı merkezden karşılardı. Üstelik Surre Alayı ile her yıl yüklü miktarda para gönderir, hac güzergâhının güvenliğinden Kâbe örtüsünün yenilenmesine kadar her masrafı üstlenir, bunu da bir ibadet iştiyakıyla yapardı.

Surre-i Hümayun Alayı, uğurlanışından dönüşüne kadar disipline bağlanmış kurallar manzumesiydi. Alayın tertibinden yol güvenliğine, menzillerin tespitinden hediyelerin içeriğine kadar her aşamasına özenilmiş, her ayrıntısına dikkat edilmiş, ağır yenilgilerin, bozgunların, isyanların olduğu en zor dönemlerde bile aksamasına izin verilmemişti.

Bunun için devlet teşkilatı içinde Darüssaade Ağalığına bağlı Surre Eminliği makamı oluşturulmuştu. Bu makama seçilenler, dindarlığı ve namuslu devlet adamlığı herkes tarafından bilinen kişiler olur, Sadrazam tarafından hilat giydirilirdi.

Hazırlıklar her yıl Recep ayının girmesiyle birlikte başlardı. Gönderilecek para ve eşyaların listesi deftere kaydedilir, Haremeyn müfettişince mühürlenip, nişancı tarafından tuğra çekilirdi.

Padişah dışında, hanedan mensupları, devlet adamları ve halktan da dileyenler para ve hediye gönderebilirdi. Hediyelerini kendi isimlerini de yazarak “feraşet” çantalarına koyup, günler öncesinden Evkaf Nezaretine teslim ederlerdi.

Recep’in on ikinci günü Topkapı Sarayında padişahın da katıldığı büyük bir merasim yapılırdı. Kubbealtı önünde yapılan törende hafızlar tarafından Kur’an okunur, Mekke Emirine gönderilecek mektup ile Surre-i Hümayun torbaları Padişah huzurunda Surre Eminine teslim edilirdi.

Padişahın hediyeleri ve mektubunu taşıyan kervan dualarla saraydan çıkar, Sirkeci’den gemilere bindirilip Anadolu yakasına gönderilirdi. Üsküdar iskelesinden başlayıp uğurlamanın yapılacağı Haydarpaşa çayırlığına kadar salkım saçak sokaklara dökülen halk, derin bir iç çekişle bu muazzam kervanı seyre dalardı.

Surre Alayının güvenliği güzergâh üzerindeki sancakbeyi, beylerbeyi veya valiler tarafından sağlanırdı.

Hediyelerin dağıtımını yapmanın dışında Surre Alayının en önemli vazifesi, yanında götürdüğü ibrişimden örülmüş, padişah tuğralı ve Kelime-i Tevhid işlemeli siyah renkli Kâbe örtüsünü yerine takıp eskisini İstanbul’a getirmekti.

Bir yıl süreyle Kâbe-i Şerif’i saran eski örtü Üsküdar’da karşılanır, deniz yoluyla Eyüp’e getirilir ve Eyüpsultan türbesinde halkın ziyaretine açılırdı.

Bir ay süreyle ziyaret edilen örtü, devlet erkânı ve ulemanın katıldığı büyük bir törenle dualar ve tekbirler eşliğinde Topkapı Sarayına götürülüp Hırka-i Saadet Dairesinde saklanırdı.

16. yüzyıldan itibaren eski Kâbe örtülerinin Selatin Camilerine asılmaya başlandığı görülmüştür. Ayrıca bazı tekke ve zaviyelere devletin ilgisini göstermek bakımından Padişah tarafından Kâbe örtüsü hediye edildiği bilinmektedir.

Hicaz Demiryolunun açıldığı 1908 senesinden sonra demiryolu hattı ile gerçekleşen Surre Alayı geleneği 1915 yılına kadar kesintisiz sürmüş, 1916 yılında Şerif Hüseyin’in isyanı nedeniyle ancak Medine’ye kadar ulaşabilmiş, 1917 ve 1918 yıllarında ise Dımeşk’ten öteye gidememiştir. Son Padişah Vahdettin’in hazırlık yapılmasına dair iradesi bulunsa da gerçekleştiğine dair bir kayıt yoktur.
...............

Osmanlının bu kadim geleneğinden geriye sadece tarih kitaplarındaki notlar, minyatürlerdeki çizgiler ve kimi hatıratlarda rastlanan kırık dökük anlatılanlar kaldı.

Bir de Ayrılık Çeşmesi...

Bugün kurumuş suları, harap olmuş görüntüsüyle eski günlerin neşesinden çok uzakta olsa da, Surre Alaylarının nişanesi ve susamış hacıların hatırası olarak aynı yerinde duruyor...

Kadıköy’de, Haydarpaşa Garının yakınında metro, tramvay, otobüs ve minibüs duraklarının en tanınmışı olan Ayrılık Çeşmesinde iner de, etrafınıza dikkatlice bakarsanız, küçücük bir mezarlığa sırtını vermiş çeşmeyi mutlaka görürsünüz.
İsmiyle hüzün çağrıştıran bu küçük yıkıntı, kadim bir geleneğin ayakta duran son şahididir.





İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı