27 Mayıs’ın Mağdur ve Mazlum Başvekili Adnan Menderes

Numan Aydoğan Ünal 28.05.2024 955
A
resim

dnan Menderes, memleketimizin yetiştirdiği kıymetli bir devlet ve siyaset adamıdır. Gençlik yılları harplerde geçen, I. Dünya Savaş’ında Filistin’de askerlik yapan, Yunanlılarla savaşta rol oynayan ve hep siyasetin içinde yer alan Menderes, 1946’da Demokrat Parti’yi kurdu. Aynı sene “açık oy, gizli tasnif” şeklinde yapılan şaibeli seçimlerde bile partisi altmış iki milletvekili çıkarmayı başardı. İlk serbest genel seçimlerin yapıldığı 1950 yılında toplam oyların %53’ünü alarak Demokrat Parti kazanınca Menderes de Başvekil oldu.

Türk halkı kendisini çok sevdi, hizmetlerini takdir etti. İktidarı zamanında ülkemizde ekonomik ve sosyal yönden çok mühim gelişmeler görüldü. Halkın refah seviyesi yükseldi, huzura kavuştu. Ne yazık ki, 27 Mayıs 1960’ta meşum askerî bir darbe ile Demokrat Parti iktidarı devrildi. Adnan Menderes tutuklanıp pek çok zulüm, işkence ve hakaret gördü. Daha sonra Yassıada’da adalet ve hukuk dışı uydurma bir mahkeme tarafından yargılanarak; Hariciye Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Vekili Hasan Polatkan ile birlikte idama mahkûm edildi. Bu darbe ve yargılamalar Türk hukuk tarihine kara bir leke olarak geçti.

İNÖNÜ HEYKELİNE BAK!

Biz de o sıralar Erzincan sivil lisesinde son sınıfta talebe idik. 27 Mayıs sabahı sınıf arkadaşımla okula giderken ihtilali duyduk. Çok müteessir olduk, endişelendik. Sebep ve neticesinin ne olacağını merak ediyorduk. Okulumuzun tam karşısında, yüksek bir platform üzerinde, İsmet İnönü’nün dev bir heykeli vardı. Demokrat Parti zamanında çok bakımsızdı; üstüne başına kuşlar konar kalkardı. Oradan geçerken, arkadaşım aniden bana dönerek “Heykele bak, heykele!.. Mesele anlaşıldı. İhtilali İnönü yaptırmış!” dedi. Darbe olur olmaz, sabah erkenden yüksek bir iskele kurmuşlar, heykeli yıkayıp kuş pisliklerini temizliyorlardı. İhtilali yapan askerdi. Fakat tahrik ve teşvik eden basındı. Gazeteler her gün pek çok yalan, iftira haberlerle halkımızın huzurunu bozdular. Askerimizi, gençlerimizi, devletine düşman ettiler. İhtilalden sonra şehirlerin ana caddeleri üzerine ‘‘Vatandaş okuduğun gazeteyi buraya at!’’ yazılı büyük kutular koydular. Toplanan gazeteleri köylere gönderiyorlardı. Çünkü köylülerin ekseriyeti Demokrat Parti’yi tutar, Adnan Menderes’i çok severlerdi. Gazete propagandasıyla bu sevgiyi yok etmeye çalışıyorlardı.

HAYIRLI HER İŞE HAYIR!

O zaman bizler de sınıfta her gün DP-CHP münakaşası yapardık. Memur ve subay çocuklarının hemen hepsi İnönü’yü desteklerdi. Biz de birkaç arkadaşla Adnan Menderes’i savunurduk. Münakaşa konularından birisi, İstanbul’da yeni açılan ‘‘Vatan ve Millet’’ caddeleriydi. Halk Partisi’ni tutanlar “İstanbul mahvoldu, perişan oldu, şehri yıktılar, harap ettiler, bu yollara ne lüzum var; tayyare mi inecek!” diyorlardı. Biz ise İstanbul’u hiç görmediğimiz, bilmediğimiz hâlde, bu caddelerin kıymetini, önemini anlatmaya çalışıyorduk.

Bir diğer münakaşa konusu ise şeker fabrikalarıydı: Adnan Menderes’in iktidar olduğu 1951-1956 yılları arasında Adapazarı, Amasya, Konya, Kütahya, Burdur, Susurluk, Kayseri, Erzincan, Erzurum, Elâzığ ve Malatya’da şeker fabrikaları yapıldı. Bu fabrikaların kurulması, pancar yetiştiren çiftçiye gelir, halkımıza da önemli istihdam imkânı sağladı. Halk partililer “Bu kadar şeker fabrikasına ne lüzum var? Şekeri denize mi dökeceğiz!” derlerdi. Hâlbuki CHP iktidarı devrinde halkımızın şeker bulamayıp dut kurusu, kuru üzüm ile çay içtiği çok söylenirdi.

EĞİTİMDE TARİHÎ BİR HİZMET

Menderes, 1950’de iktidara geldiğinde Türkiye ekonomik, teknik ve sosyal bakımdan en geri kalmış bir Afrika ülkesinden farksızdı. Yol, su, elektrik yoktu. Halk mutsuz, sağlıksız ve fakirdi. Bu şartlar altında Doğu Anadolu’da mükemmel bir üniversite kurabilmek kolay bir iş değildi. Vatan ve millet aşkıyla yanan Adnan Menderes, 31 Nisan 1957’de Meclis’ten 6990 Sayılı Kanun’la Erzurum’da bir üniversite kurulması kararını çıkarttı. Daha sonra ismine ‘‘Atatürk Üniversitesi’’ denildi. Aynı senenin 25 Temmuz günü Cumhurbaşkanı Celal Bayar’la birlikte Erzurumluların coşkun sevgi gösterileri arasında üniversitenin temelini attılar. 1958-1959 eğitim yılında da Şair Nefi Ortaokulu’nda, Fen-Edebiyat ve Ziraat Fakültelerinde öğrenim başladı. 1963 yılında da kampüste yeni yapılan ilk binalara geçildi. 1964 yılında biz de burada Ziraat Fakültesi’nden mezun olduk.

AKADEMİK VE MALİ DESTEK

Üniversitenin açılış yıllarında özellikle Ziraat Fakültesi için akademik personel bulmak zor olabilirdi. Adnan Menderes, ABD’nin orta kesiminde bulunan ve Erzurum gibi kara iklimine sahip ‘‘Nebraska Üniversitesi’’ ile bir ‘‘İş Birliği Anlaşması’’ yaptırdı. Buradan önemli ölçüde akademik ve mali yardım alınmasını sağladı. Ziraat Fakültesindeki bir kısım hocalarımız Nebraska Üniversitesi’nden geliyordu. Çok kaliteli akademisyenlerdi. Kendilerinden çok istifade ettik. Prof. Fensky, Prof. Carter, Prof. Aleksandr isimli hocaları hatırlıyorum. Üniversitede Ziraat ve Fen-Edebiyat dekanlıklarından başka bir de “Nebraska” grubu dekanlığı vardı.

Bugün Atatürk Üniversitesi, ülkemizin en büyük, en modern ve en planlı kampüsüne sahiptir. Öyle ki, Erzurum merkezinin yarısı şehir, diğer yarısı üniversite kampüsüdür. 23 Fakültesi, yaklaşık 2.800 akademik personeli, 60 bin kayıtlı öğrencisiyle, Ülkemizin en başarılı üniversitelerinden birisidir. 300 bin civarında mezun vermiştir, bunun 7 bin kadarı tıp doktorudur. Yeni açılan üniversitelerimize de akademik kaynak sağlamıştır. Günümüzde Anadolu’da pek çok üniversitede, Erzurum’da yetişmiş akademisyenler mevcuttur.

MÜKEMMEL BİR HATİPTİ

Adnan Menderes, daima güler yüzlü; nazik, zarif bir Osmanlı beyefendisi idi. Yassıada’da kendisine hakaret eden, hakir gören hâkim ve savcılara bile gösterdiği nezaket, mahkeme zabıtlarından görülebilir. Mükemmel bir hatip idi. Türkçeyi çok güzel kullanırdı. Akıcı bir üslubu vardı. Öz Türkçe denilen uydurma lisana karşıydı. 27 Mayısçıların idareyi ele alır almaz, ilk yaptıkları işlerden biri de dili bozmak oldu. Terminolojiyi, kelimeleri değiştirmeye başladılar. Mesela “İcra Vekili Heyeti-Bakanlar Kurulu”, “Erkanı Harbiye Riyaseti-Genelkurmay Başkanlığı”, “Temyiz Mahkemesi-Yargıtay”, “Divan-ı Muhasebat-Sayıştay…” bunlardan bazılarıdır.

Adnan Menderes, seçimi kazanınca TBMM’de milletvekillerine şöyle hitap etti:

“9. Büyük Millet Meclisinin muhterem azaları;

Tarihimizde ilk defadır ki yüksek heyetiniz millî iradenin tam ve serbest tecellisi neticesinde millet mukadderatına hâkim olmak mevkiine gelmiş bulunuyor. Türk milletinin hakiki mümessilleri olan sizleri selamlamakla derin bir gurur ve iftihar duymaktayız.

Demokrat Parti’nin gayritabii siyasi şartlar içinde devam eden beş yıllık çetin mücadeleleri, 14 Mayıs seçimleriyle en muvaffakiyetli suretle sona ermiş ve artık memleketimizde normal siyasi hayat başlamıştır. Şüphe yok ki; 14 Mayıs bir devre son veren ve yeni bir devir açan müstesna ehemmiyette tarihî bir gün olarak daima anılacaktır. Bu tarihî gün hatırasını, yalnız partimizin değil, Türk demokrasisinin bir zafer günü olarak yâd ediyoruz.”

MÜŞFİK BİR BABAYDI

Adnan Menderes, milletine olduğu gibi, aile ve evladına da çok merhametli, şefkatli idi. Yassıada’da hapisteyken sadece elli kelimelik mektup yazmaya izin verilirdi. Bu da kontrol edilirdi. O zaman ortaokul talebesi olan oğlu Aydın’a gönderdiği mektup şöyleydi:

“Aydın'ım

Ara sıra mektuplarını alıyor, pek seviniyorum. Ben de işte doğrudan yazıyorum. Annene yazdıklarımı kim bilir kaç defa okuyorsundur. Metin, sabırlı ol. Derslerine çalış. Sınıfta sakın kalmayasın. Seni, sizleri ne kadar özlediğimi bilemezsin. Annenin mektupları bana şifa. Sen de arada yaz. Seni ne kadar sevdiğimi bilirsin. İşte o sevgi ile seni kucaklar, binlerce öperim, gözümün nuru evladım.” (04.08.1960)

Merhum Adnan Menderes diğer oğlu Yüksel Menderes’e yazdığı vasiyetinde de şunları kaydediyordu:

“Oğlum Yülsel’e

Allah’ımdan vasiyetimin sana ulaşmasını niyaz ediyorum. Beşerî zaafım dışında benim suçlu olduğuma katiyen inanmayınız. Ümidinizi hiçbir zaman kaybetmeyiniz. Bütün bu olanlardan sonra benim mefkûrem olan millet ve vatana hizmetten asla vazgeçmeyiniz. Ruhumla sizin yanınızda olacağım. Sizi şefkatle anıyorum. Ben hakkımı helal ediyorum. Siz de helal ediniz. (17 Eylül 1961)”

Görülüyor ki, bütün bu olanlara rağmen Adnan Menderes davasından, idealinden vazgeçmiyor.

ZEYBEĞİMİ VURDULAR!

Menderes, 17 Eylül 1961 günü idam edildi ve İmralı Adası’nda diğer iki arkadaşının yanına defnedildi. 1990 yılında çıkarılan bir kanunla Adnan Menderes ve arkadaşlarının itibarı iade edildi. Naaşları Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın da katıldığı muhteşem bir devlet töreniyle Topkapı’daki anıt mezara nakledildi.

Şair Necip Fazıl Kısakürek de Menderes’in ardından şu mısralarla başlayan “Zeybeğin Ölümü” adlı bir şiir kaleme aldı:

“Zeybeğimi birkaç kızan, vurdular

Çukurda üstüne taş doldurdular

Ya bir de kalkarsa diye kurdular

 

Zeybeğim Zeybeğim ne oldu sana

Allah deyip şöyle bir doğrulsana!

 

Zeybeğim kalkamaz dirilemez mi?

Odası mühürlü girilemez mi?

Şu ters akan sular çevrilemez mi?

 

Ne güne dek böyle gider bu devran

Zeybeğim bir sel ol bir çığ ol davran!

 

Kır at zincirlenmiş ufuk sahipsiz

Han kayıp hancı yok konuk sahipsiz

Baş köşede sırma koltuk sahipsiz

 

Kızanlar, dört yandan hep abandınız!

Zeybeğin kanına ekmek bandınız!


…”

UYDURMA BAYRAM

Menderes’e karşı ihtilal yapan cunta, daha sonra 27 Mayıs’ı “Anayasa ve Hürriyet Bayramı” ilan etti. Halkımızın hiç itibar etmediği bu uydurma bayram, 1963’ten 1980’li yıllara kadar devam etti, Kenan Evren tarafından kaldırıldı. Bugün 27 Mayıs’ı yapanların milletimiz-devletimiz ve kanun-hukuk nezdinde hiçbir itibarları yoktur. Ama halkımızın gönlünde taht kuran Adnan Menderes’in ismi pek çok şehrimizde üniversite, havalimanı, cadde ve bulvarlarda yaşamaktadır. Darbeye maruz kaldığı 27 Mayıs’ın yıl dönümü vesilesiyle mazlum Adnan Menderes’i rahmetle yâd ediyoruz. Ruhu şad olsun..

resim


















İlgili Makaleler

Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
Kültürümüz
İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
B

u yıl İstanbul fethinin 572. yıllını kutladık. İstanbul’un Türkler tarafından fethinin Türk-İslâm ve dünya tarihinde çok mühim yeri vardır. İstanbul 29 Mayıs 1453 günü 53 günlük bir muhasaradan sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi ve Orta Çağ kapandı.

Venedik devletinde asilzâde bir ailenin oğlu…

İstanbul’un Fethini Gören Bir Venediklinin Günlüğü
Kültürümüz
Türkler ve Devlet
T
ürkler ayak bastığı toprağı geçici emânet olarak değil, aslî mülk olarak görüp orada hemen bir devlet kurmuşlardır. Dünyâ bir zamanlar Türk sancaklarının dalgalandığı büyük bir Turan ülkesiydi. Bu Turan ülkesinde Türkler irili ufaklı devletler dışında 16 büyük devlet kurmuşlardır. 
 
Devlet kurmak zor, büyük olmak daha…
Türkler ve Devlet
Kültürümüz
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı
Ş

unu açıkça belirtelim ki Genç Osmanlı ve Jön Türklerde bile devletin yıkılması söz konusu hiç olmamıştır. Masonik İttihâd ve Terakkî Fırkası ve Siyonist ittifâk Osmanlının yıkılmasını gündeme getirdi. Abdülazîz ve II. Abdülhamîd’de de devletin yıkılacağı endîşesi yoktu. Biz İttihâdcıların basîretsizce ve câhilce I.…
Bin Yıllık Bir Mâzi Yıkıldı