Vecîze

Rahim Er 30.07.2022 1046
S
on zamanlarda Türkçeye bir kelime daha musallat oldu. Bu virüsün adı “motto”dur. Muhakkak ki bir vakitler “slogan” da böylece gelmiş ve dilimizi kirletmişti. Keza “propaganda” da öyle. Ama biz, onların hangi tarih aralığında ve hangi yolla konuşmalarımıza girdiklerini hatırlamıyoruz. Çocukluğumuza veya daha eski senelere denk geliyor olabilir. Motto ise bir yahut iki yıldır Türkçeyi rahatsız etmekte. Toplumun önündeki insanların “motto” dediklerini duydukça çok rahatsız olmaktayım…

Özenti, bir lisanın maruz kalacağı en tehlikeli zaaftır.

Propaganda: Latincedir ve çıkışı Katolikliği yayma maksatlıdır. “Misyonerlik” veya daha isabetli ve bizden bir tarifle “tebliğ” denebilir. 

Slogan: Fransızcadan İngilizceye geçmiştir. Kısa, çarpıcı söz ve aynı zamanda reklâm sözü anlamındadır.

Motto: İtalyancadır. Sloganın bir başka ifadeyle kısa ve çarpıcı sözün yani özlü sözün karşılığıdır. Slogan ve motto eş anlamlı iki ecnebi kelime. Slogan varken ve hatta belki propaganda mevcutken hiçbir dil gümrüğü murakabesine, denetlemesine tabi tutmadan dikkat çeken konuşma arayışıyla bir de motto Türkçemize girmiş oldu. Bunlar da lisanımızdaki Kırım-Kongo yahut Latin-Fransız-İngiliz kanamalı hastalığıdır…

Esaret, evvela dilden başlar.

Dildeki esareti, dövizde mağlubiyet takip eder.

Dışarıdan bir kelime, bizde karşılığı yoksa veya bin yıldır kullandığımız müşterek medeniyetimizde mevcut değilse Türkçede eritilerek alınabilir.

Slogan

Propaganda 

Motto…

Bunlar, özlü söz demek.

Tamamı, büyük medeniyetimizde sadece tek kelimeyle karşılanmaktadır. O kelime “vecize”dir. Vecîze, Arapça vecizden gelir ve derli-toplu, muntazam konuşma anlamındadır. Vecîze ile atasözü mânâ akrabalığı olan kelimelerdir. Fark şuradadır; vecîzeyi yani sloganı, mottoyu söyleyen bellidir. Atasözü ise ortak söyleyiştir, kime ait olduğu bilinmez. Şairlerin mısraları, kelâm-ı kibarlar yani seçkin insanların sözleri, hadis-i şerîflerden, âyet-i kerimelerden bazıları, halk ağzında konuşula konuşula atasözü ve vecîze olabilirler.

Atasözü ve vecizelerden bazıları, düz cümleler olduğu hâlde bazıları hicivdir, taşlamadır, iğneleyici, uyarıcıdır…

Hülasa edersek; propaganda, günümüzde kısmen anlam kaymasıyla reklâm karşılığını almıştır.

Slogan ve motto ise vecîze mukabilidir…

Bunlara niçin temas ettiğimizin sebebi, işbu yazının özünde mevcuttur. Daha sarih bir şekilde tekrarlamak gerekirse denecek şudur: Siyâsi istila, müstemleke kuvvetlerinin asker ve silahıyla olur. İlim ve kültür yoluyla istilaysa -ki bu, ilkinden daha tehlikelidir- kalemle, kelâmla, ekranla vs. yapılır. Askerî işgal, ordu mukavemetiyle sökülüp atılabilir fakat kalem ve kelâmla gelen emperyalizm, gitse bile iz bırakır…

İlmî, edebî, kültürel kalkınma, maddî kalkınmadan üstündür.

Ne demek istediğimizi şöylece tebellür ettirebilir, billurlaştırabiliriz. Dilerseniz onlara “vecîze” diyebilirsiniz fakat bu cümleler slogan değildir. Motto denmesi ise bizi incitir:

-Emperyalistler, neyi varsa aldığı gibi mazlumların elindeki ekmeği de alır. Merhamet Medeniyeti mensuplarıysa ekmeğini bölüşür, sofrasını paylaşır…  

-İhtişam, sadeliktedir. Şiirde, edebiyatta, sanatta sadelik, anlaşılır olmak basitlik; anlaşılmazlık, gerçeküstü muğlaklıklar ise aşılmazlık değildir.

-İtibarını makamından alan idareciyle, şahsiyeti unvanının gölgesinde kalan akademisyen, aynı hatalı anlayışın iki yarısıdır.

-Taklid, köklerinden kopma ve kendine yabancılaşmadır.

-Bir dünya görüşü, kalem ve kelâm tarafından kalblere nakşedilmiyorsa ömürlü olamaz.

-Bir dâvânın mensupları, kaybettikleri bir dâvâ erinin yerine en az bir dâvâ eri daha ikame edemiyorlarsa çıkmaz yoldalar demektir.

-Asıl kişi başına düşen millî gelir, o ülkede yazılan eser, okunan kitap, masadaki çalışma, edebiyat ve kültür sohbetleri ve bilinen yazarlarının çokluğuyla ölçülür.

-“Kalem” sûre adı olmuş. Kitaplı bir dînin mensuplarının yer aldığı bir dünyada kalem, kelâm, eser ve yazar hak ettiği yer ve değerde olmalıydı. Böyle olduğumuz asırlarda Endülüs’ten Şarkî Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kadar medeniyet ve irfanımız, cümle cihana şavkıyordu.

-“Kanaat Önderi” unvanı muhteva kazandığında umulur ki çok eksiğimiz telafi edilecektir.H
Son zamanlarda Türkçeye bir kelime daha musallat oldu. Bu virüsün adı “motto”dur. Muhakkak ki bir vakitler “slogan” da böylece gelmiş ve dilimizi kirletmişti. Keza “propaganda” da öyle. Ama biz, onların hangi tarih aralığında ve hangi yolla konuşmalarımıza girdiklerini hatırlamıyoruz. Çocukluğumuza veya daha eski senelere denk geliyor olabilir. Motto ise bir yahut iki yıldır Türkçeyi rahatsız etmekte. Toplumun önündeki insanların “motto” dediklerini duydukça çok rahatsız olmaktayım…

Özenti, bir lisanın maruz kalacağı en tehlikeli zaaftır.

Propaganda: Latincedir ve çıkışı Katolikliği yayma maksatlıdır. “Misyonerlik” veya daha isabetli ve bizden bir tarifle “tebliğ” denebilir. 

Slogan: Fransızcadan İngilizceye geçmiştir. Kısa, çarpıcı söz ve aynı zamanda reklâm sözü anlamındadır.

Motto: İtalyancadır. Sloganın bir başka ifadeyle kısa ve çarpıcı sözün yani özlü sözün karşılığıdır. Slogan ve motto eş anlamlı iki ecnebi kelime. Slogan varken ve hatta belki propaganda mevcutken hiçbir dil gümrüğü murakabesine, denetlemesine tabi tutmadan dikkat çeken konuşma arayışıyla bir de motto Türkçemize girmiş oldu. Bunlar da lisanımızdaki Kırım-Kongo yahut Latin-Fransız-İngiliz kanamalı hastalığıdır…

Esaret, evvela dilden başlar.

Dildeki esareti, dövizde mağlubiyet takip eder.

Dışarıdan bir kelime, bizde karşılığı yoksa veya bin yıldır kullandığımız müşterek medeniyetimizde mevcut değilse Türkçede eritilerek alınabilir.

Slogan.

Propaganda.

Motto…

Bunlar, özlü söz demek.

Tamamı, büyük medeniyetimizde sadece tek kelimeyle karşılanmaktadır. O kelime “vecize”dir. Vecîze, Arapça vecizden gelir ve derli-toplu, muntazam konuşma anlamındadır. Vecîze ile atasözü mânâ akrabalığı olan kelimelerdir. Fark şuradadır; vecîzeyi yani sloganı, mottoyu söyleyen bellidir. Atasözü ise ortak söyleyiştir, kime ait olduğu bilinmez. Şairlerin mısraları, kelâm-ı kibarlar yani seçkin insanların sözleri, hadis-i şerîflerden, âyet-i kerimelerden bazıları, halk ağzında konuşula konuşula atasözü ve vecîze olabilirler.

Atasözü ve vecizelerden bazıları, düz cümleler olduğu hâlde bazıları hicivdir, taşlamadır, iğneleyici, uyarıcıdır…

Hülasa edersek; propaganda, günümüzde kısmen anlam kaymasıyla reklâm karşılığını almıştır.

Slogan ve motto ise vecîze mukabilidir…

Bunlara niçin temas ettiğimizin sebebi, işbu yazının özünde mevcuttur. Daha sarih bir şekilde tekrarlamak gerekirse denecek şudur: Siyâsi istila, müstemleke kuvvetlerinin asker ve silahıyla olur. İlim ve kültür yoluyla istilaysa -ki bu, ilkinden daha tehlikelidir- kalemle, kelâmla, ekranla vs. yapılır. Askerî işgal, ordu mukavemetiyle sökülüp atılabilir fakat kalem ve kelâmla gelen emperyalizm, gitse bile iz bırakır…

İlmî, edebî, kültürel kalkınma, maddî kalkınmadan üstündür.

Ne demek istediğimizi şöylece tebellür ettirebilir, billurlaştırabiliriz. Dilerseniz onlara “vecîze” diyebilirsiniz fakat bu cümleler slogan değildir. Motto denmesi ise bizi incitir:

-Emperyalistler, neyi varsa aldığı gibi mazlumların elindeki ekmeği de alır. Merhamet Medeniyeti mensuplarıysa ekmeğini bölüşür, sofrasını paylaşır…  

-İhtişam, sadeliktedir. Şiirde, edebiyatta, sanatta sadelik, anlaşılır olmak basitlik; anlaşılmazlık, gerçeküstü muğlaklıklar ise aşılmazlık değildir.

-İtibarını makamından alan idareciyle, şahsiyeti unvanının gölgesinde kalan akademisyen, aynı hatalı anlayışın iki yarısıdır.

-Taklid, köklerinden kopma ve kendine yabancılaşmadır.

-Bir dünya görüşü, kalem ve kelâm tarafından kalblere nakşedilmiyorsa ömürlü olamaz.

-Bir dâvânın mensupları, kaybettikleri bir dâvâ erinin yerine en az bir dâvâ eri daha ikame edemiyorlarsa çıkmaz yoldalar demektir.

-Asıl kişi başına düşen millî gelir, o ülkede yazılan eser, okunan kitap, masadaki çalışma, edebiyat ve kültür sohbetleri ve bilinen yazarlarının çokluğuyla ölçülür.

-Kalem” sûre adı olmuş. Kitaplı bir dînin mensuplarının yer aldığı bir dünyada kalem, kelâm, eser ve yazar hak ettiği yer ve değerde olmalıydı. Böyle olduğumuz asırlarda Endülüs’ten Şarkî Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kadar medeniyet ve irfanımız, cümle cihana şavkıyordu.

-Kanaat Önderi” unvanı muhteva kazandığında umulur ki çok eksiğimiz telafi edilecektir.H

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…