isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
Çünkü; Söz konusu iki kelime arasında fark var. Farkı en iyi ve en sâde şekilde şöyle anlatabiliriz:
-Bilenin, bilmeyene sorduğuna soru, bilmeyenin bilene sorduğuna sual denir?
Dediğimizi şöylece şerh etmek kabildir:
Öğretmenin, talebeye sorduğu, sorudur. Öğrencinin öğretmene sorduğu ise sualdir. Öğretmen, karşısındaki gence “Nâbi, şiirlerini aruz vezniyle mi, hece vezniyle mi, yoksa serbest vezinle mi yazmıştı?”
…
Asırlık ihmal, kasıt ve garez yüzünden Türkçe, hiçbir dilin başına gelmeyen bir felâkete mâruz kalarak zirvedeyken dağın eteklerine yuvarlandı. Biz yalnızca devlet hayatında değil, ilim, irfan, şiir, mimari ve san’atta… da Cihan Devletiydik. Ne yazık ki Erken Cumhuriyet’te icra edilen harf ve dil inkılablarıyla zihniyet çarpıtması gibi vahim sapmalar yüzünden Türkçe, çok kan kaybetti. İstanbul Türkçesi arkalarda kaldı. Bugün gençlerimizin, eskiler bir yana, bizi anlamalarından yana dahi kaygılarımız var. Şunun bilinmesini isteriz ki biz, yazı, kitap, hitap ve konuşmalarınızda bir “Rahîm Er” Türkçesi inşâ etme gayretindeyiz.
İnsan, kelimelerle düşünür, konuşur ve yazar. Sevgili Peygamberim Siyer- i Nebî adlı bir numaralı temel eserimizi telîf ederken öyle zaman oldu ki tek kelimenin peşinde yarım gün harcadık. Bugün olmuş hâlâ, makale ve yazılarımızı kaleme alırken lügate bakmadığımız gün nadirattandır. Onun için kelime haznesini zenginleştirmek isteyenler, bugünlerini düne denk bırakarak ziyan etmemeliler. Kelime dağarcığı, konuşma muhtevası, yorgunluğu çekilmiş emeklerle zenginleşerek seviye kazanır…
İslâm Medeniyeti’nde elifba Arapçadır. Lisan Arapça, Türkçe, Farsçadır. Arap elifbası, asırlar içinde İslam elifbası, harfleri de İslam harfleri oldu. Harf İnkılabı, bu sürekliliği kesti. Kâzım Karabekir’in şu sözü kahrından mıdır, kabulünden midir? Bizce meçhul:
-Türkler, Latin harflerini seçmekle İslâm Medeniyetini terk edip, Garp medeniyetini tercih etmiş oldular…
Tarif doğru, fakat okunması yanlıştır. Latin harfleri, Tek Parti Zihniyeti’nin dayatmasıyla eğitim hayatına girdi. Türkler, seçmediler, Türklere kimse bir şey sormadı.
Osmanlı, "küçük olsun, benim olsun" diye millî devlet mantığıyla hareket etmiş olsaydı; İstanbul alınamaz, Türkler, imparatorluk kuramazlardı. Cihan Devleti, azmindeki ecdadımız, ülkeler gibi "Hikmet, mü’minin yitiğidir, nerede bulursa alır" Peygamber düsturundan hareketle ilim, irfan harf ve kelime de fethetti. Bir asır evvelinde ise -sanki- ilim, irfan soykırımı yaşadık. Türkçe, Arapça ve Farsça aşılanmasıyla imparatorluk; Cihan Devleti dili olmuştu. Yüz sene önce buna kastedilirken asıl hedef İslamiyet’ti. Tek Parti Zihniyetinin günah-ı kebâiri çoktur. Bu yüzdendir ki "son bir asır seviyeli bir şekilde sorgulanmalıdır!" diyoruz. Böylece medeniyetimizdeki kopukluklar tamir edilir.