Uydurmacılık

Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun 31.07.2009 3432
T
ürkiye'de ve Türkiye dışında yaşayan bütün Türklerin kullandıkları ve anladıkları "sebep, imkân, akıl, hâtıra" gibi kelimeleri dilimizden atmak isteyenler kendilerine "öztürkçeci" diyorlar. Yaptıkları işin "millî" bir iş olduğunu iddia ediyorlar. Dilimizi zenginleştirdiklerini ve "bilimsel" olduklarını da iddialarına ekliyorlar. Dilimizden pek çok kelimeyi atan bir hareketin hakikaten mâkul sebeplere dayanması gerekmelidir. Yâni hem millî, hem ilmî, hem de pratik (fayda sağlayıcı, dili zenginleştirici) olması lâzımdır. Uydurmacılık hareketinde ise, iddialarının hilâfına, bu sebeplerden hiçbiri mevcut değildir.

    Uydurmacılık Millî Değildir

    Millî olmanın ilk ölçüsü, bir kelimenin milletin çoğunluğu tarafından kullanılıyor olmasıdır. "İmkân, ihtimal, akıl, şart" gibi kelimeleri her Türk kullanmakta ve anlamaktadır. Bunların yerine konmak istenen "olanak, olasılık, us, koşul" gibi kelimeleri ise vatandaşlarımızın ancak bir kısmı anlıyor ve pek azı kullanıyor.

     Dilin millî olmasının bir başka ölçüsü nesiller arasında bağ kurmasıdır. Dil, din, gelenekler gibi değerlerle nesilleri birbirine bağlanmayan topluluk, zamanla millet olmaktan çıkar. Milletimizin târih içinde meydana getirdiği on binlerce eser, "uydurmacılık" yüzünden anlaşılmaz olmuştur. Otuz, kırk yıl önceki eserler dahi anlaşılamıyor. Bunlar, "kitap, kalem, masa" gibi kelimelere de el atacak olursa, uydurmacılık yüzünden gelecek nesiller de bizi anlamayacaklar.

    Uydurmacılık, Türkiye dışındaki Türklerle de bağımızı koparmaktadır. Millî olmayışının bir sebebi de budur. Azerî Türkleri "fikir, kitap, mümkün" diyor, "düşün, betik, olanaklı" kelimelerini anlamıyor. Özbek Türkleri "mükafat, zevk, zamir" diyor; "ödül, beğeni, adıl" kelimelerini anlamıyor.

    Uydurma kelimelerin bâzan kökleri, bâzan ekleri "öztürkçe" değildir. "Rastlantı" nın kökü, "rast" ve "zorunlu" nun kökü "zor" Farsçadan; "Saptama"nın kökü "sabt" Arapça'dan dilimize girmiştir. —SAL/—SEL ekinin ilk şekli olan -AL/-EL Fransızcadır. Bâzı kelimeler de batı dillerinden bozularak Türkçeye mal edilmek istenmektedir. "İmge", "image" dan, "belleten", "bulletin" den bozmadır.

    Uydurmacılık İlmî Değildir

    Dil âlimleri bu harekete uydurma diyorlar. Prof. Dr. Reşid R. ARAT, Prof. Dr. Tahsin Banguoglu, Prof.Dr. Faruk K. Timurtaş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Prof. Dr. Ali F. Karamanlıoğlu, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Kemal Eraslan, Prof. Dr. Osman F. Sertkaya , Prof. Dr. Kemal Yavuz “uydurmacılğın” ilmî olmadığını yazmışlardır ve yazmaktadırlar. Uydurmacılığı kurumlaştıran TDK idarecileri ve basındaki uydurmacılar ise Türk dil âlimleri değildirler. Yüzlerce yıldan beri, on binlerce eserde, milyonlarca Türk tarafından kullanılan kelimeler; uydurmacılar tarafından “Türkçe olan” ve “Türkçe olmayan” diye ikiye ayrılmaktadır.

    Böyle bir ayırma, dil ilmine aykırıdır. Bir dilde asırlarca kullanılan her kelime o dilin malıdır. Menşe meselesi, dil araştırıcılarını ilgilendiren ayrı bir konudur. Bir kelimenin, bir dilin malı olup olmadığını anlamak için o kelimenin menşeine değil, söz konusu dildeki kullanılışına bakılır.

    Anlam biliminde varılan neticelere göre, hiçbir dilde yüzde yüz eş anlamlı kelime yoktur. Müteradif sayılan kelimelerde muhakkak küçük mânâ farkları, ilk bakışta hissedilmeyen nüanslar vardır. O halde yabancı sayılan bir kelime için onun yüzde yüz tam karşılığını koymaya imkân yoktur. Karşılık diye ileri sürülen bâzı kelimelerin yeni mânâlar kazanması bundan dolayıdır.

    Dil Kaidelerine Aykırı

    Uydurmacılar tarafından ileri sürülen kelimelerin birçoğu dil kaidelerine aykırı olarak yapılmışlardır. "Bağ" dan, "—m" ile ' "bağım" yapamazsınız ki "bağımsız" kelimesini türetesiniz. "-M" ; "Alım, satım, giyim, içim" örneklerinde de görüldüğü gibi fiilden isim yapan bir ektir. “Bağ" ise bir isim köküdür; Türkçe'de "bağmak" diye bir fiil yoktur. "İlginç" kelimesinde de aynı yanlış yapılmıştır. " -Ç" , Türkçe'de fiillerden isim yapar. “Sevinmek” ve "övünmek" fiillerinden yapılan "sevinç" ve "övünç" gibi. Oysa dilimizde "ilginmek" diye bir fiil yoktur. Bu fiili de biz türettik diyemezsiniz, çünkü "-n" Türkçe'de fiilden fiil yapar... “İlgi” ise fiil değil , isimdir.

    Uydurmacılık Pratik Değildir!

    Bu hareket, hiçbir ihtiyacın karşılığı değildir. "İhtisas, tekâmül, tesbit vb." kavramların karşılıkları dilimizde "ihtisas, tekâmül, tesbit vb." olarak mevcuttur. O halde bu kavramlara yeni karşılıklar aramak lüzumsuzdur. Bulunacak yeni karşılıkları öğretmek için ayrıca zaman harcanacaktır.

    Uydurmacılık eski kelimelere düşmanlık beslediği için pek çok kelime unutulmakta, yerlerine yenileri de konulmamaktadır. Bu yüzden genç nesillerin zihinlerinde pek çok kavramlar bulunmamakta ve düşünce kabiliyetleri azalmaktadır.

   Otuz yıl önce her lise mezununun bildiği "münâvebe, müteselsil, mükerrer" gibi kelimeler, genç nesiller tarafından artık bilinmiyor. Bu kelimelerin belirttikleri kavramlar da genç zihinlerde yoktur. Şimdi üniversiteyi bitiren gençler, "münâvebe" kavramıyla (kelimesiyle değil) karşılaşınca; böyle bir kavrama ihtiyaç duyunca bunun ne olduğunu düşünmek, icat etmek; icat edebilirlerse birkaç cümleyle tarif ve izah etmek zorundadırlar.

    Yeni kelimeler; ana dilimize âit olmadığı, sonradan yabancı bir dil gibi öğrenildiği için yanlış kullanılmakta ve dilde kavram kargaşalığına sebep olmaktadır. "Rağmen" yerine uydurulan "karşın" kelimesi, çok defa "mukabil, karşılık" yerine kullanılıyor. "Saptamak" kelimesini “ispat etmek” yerine kullananlar var. Türkçe'de edat ve zarf olmak üzere iki ayrı kelime olan "kadar" ı teke ircâ edip yalnız "değin" ile karşılayanlar, "ne değin güzel" gibi tuhaf cümleler kuruyorlar. "Olanak", "imkân" için uyduruldu, “fırsat” yerine de kullanılıyor; "Olasılık" ile devamlı olarak karıştırılıyor. "Bilinç"; şuur, idrak, öğrenme, bilme gibi birçok kavramı karşılar oldu.

    Millî , ilmî ve pratik olmayan bu öztürkçecilik hareketine en yakışan isim "uydurmacılık" tır. Uydurmacılık ise gayri millî, gayri ilmî ve pratik bakımdan zararlı bir akımdır!

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…