Türkçe’nin Son “Rönesans”ı

Ahmet Turan Alkan 01.07.2021 1232
T

ürkçe’nin yirminci yüzyılın ilk yarısında ulaştığı kemâl mertebesi, bana göre sadece son asrın değil, Türkçe’nin konuşulduğu bütün asırlar boyunca bir zirveyi temsil ediyordu. Osmanlı münevverlerinin “tedric” usulü ile lisana kazandırdıkları irtifâ, Cumhuriyet heyecanının ilk yıllarında Türkçe’ye âdeta berrak ve iyi kesilmiş bir kristalin asâletini kazandırmıştı. Türkçe, bütün tarihi boyunca bir medeniyet lisanının taşıması gereken vasıfları büründüğü anda “devrim”e uğradı.

Anadilimiz, 1932 yılında inkılapçı bürokrasinin cumhuriyet ulemâsı ile kolkola girerek ameliyat masasına uzatıldığı zaman, uğradığı muameleyi mâkul gösterebilecek hiçbir ciddi sebep bulunmuyordu.

1932’de toplanan ilk dil kurultayında “cumhuriyet ulemâsı”, ilim tarihimize hicab ve yüz kızartısı ile kaydedilmesi gereken eyyamcı bir tavır gösterdiler.

O kurultay da ulemanın düştüğü cebânet, ancak “udebâ”dan bir akl-ı selîm sahibinin vekarıyla kıyas olunca takdir edilebilmektedir: Hüseyin Cahit Yalçın’ın toplantıda sarfettiği şu sözler, sahibini hiçbir zaman mahcup etmeyecek derecede sâlim ve yüksek bir mantığın eseri olarak daima hatırlanacaktır:

“İtiraf ederim ki, dilimize karışmış yabancı kelimelerden dolayı edilen şikâyetleri biraz mübalağalı buluyorum. Bir lisanın şahsiyeti sarfında, nahvındadır. Yabancı dillerden alınan kelimeler bu şahsiyeti bozamaz (…) Bir dile yabancı kelimeler filan veya falan şahsın arzusu ile sun’î olarak doldurulamaz. Onlar tarihî bir zaruret ve icabın neticesinde, bir tekâmül ameliyesi olarak dile girerler. Dünyada, her sahada olduğu gibi dilde de bir şey olmuşsa, onun öyle olması zaruri idi de onun için olmuş demektir.”

Bu üç yılda olup bitenler, inanılmaz şeylerdir. O günlerde İsveç veliahtına verilen resmi yemekte misafirini, “Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar” sözleriyle ağırlayan devlet reisi Gâzi Mustafa Kemal Paşa, daha sonra vaziyetin vehâmetini farkederek Güneş-Dil teorisi ile tasfiyeciliği durdurmuştu.

Sonraki yıllarda kapıldığı “devrim” sarasında bir türlü kurtulamayan Nurullah Ataç’la 60’lı yıllara ulaştırılan tasfiye şehveti, 27 Mayıs darbesini takip eden yıllarda fecî bir tahribata yol açmıştır. Ataç’a gelince, o ne istediğini çok iyi biliyordu: “Ben öteden beri (…) hep bunu söyledim, Türkçe’nin latinleştirilmesi, yunancalaştırılması gerektiğine inandığım içindir ki öz-türkçeci oldum ona  inandığım içindir ki öztürkçeyi bırakmıyorum, bu toplumun çocuklarına latince ile Yunancanın öğretileceği, şöyle iyice, gereğince belletileceği güne değin de bırakmayacağım.”

Bugün Ataç hakkında, “yattığı yerde pek rahat etmiyor olmalı” tahmininde bulunurken, hiç de haksız sayılmayız; onun köpürttüğü devrim heyecanıyla bugün “bu toplumun çocukları” –hadi Türkçe neyse fakat–,   yunanca ile Latinceyi bile konuşamaz ve bittabii anlamaz durumdadırlar!

Sade –fakat zengin– Türkçe’nin muhteşem rönesansı, ardında gurup vaktinin son ışıltılarını bırakarak sona erdi; Cemil Meriç, Erol Güngör, Mümtaz Turhan, Ziya Nur, Kemal Tahir gibi “ardçı”ların sukûtuyla lisanımıza çöken akşamın alacakaranlığındaki yeni nesil, Türkçe’ye son rönesansını yaşatan altın kuşağı artık, -bulabilirse-, “sadeleştirilmiş” metinlerden okuyabilme bahtsızlığına mecburdur.

27 Mayıs darbesini takip eden yirmi yılda, devletin “açık desteği”yle 1932-35 devresini mumla aratacak derecede kanlı bir kıt’ale girişen dil ırkçıları, geride sözlük kullanmayı bile gereksiz bulan, “kılıç artığı” bir nesil bıraktılar. Yapılan tahribat, dünya kültür tarihine geçecek derecede “müthiş”tir: Eserleriyle iftihar edebilirler; tabii “Kazıklı Voyvoda”nın veya Stalin’in “eser”leriyle iftihar edebilecekleri kadar!

Ey bu devrin kara bahtlı, nice “devrim”lere uğramış gençleri; viraneye dönmüş bir savaş meydanının akşamında inleyerek yarasını sarmaya çalışan bir “kılıç artığı” nesil olsanız da, Türkçe’nin son rönesansına tuğla taşımış bir yazarın eseriyle karşılaşırsanız önünde hürmetle eğilmeyi ihmâl etmeyiniz!

 




İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…