Türkçe'nin Çilesi

Samiha Ayverdi 10.03.2022 978
Z
aman zaman zelzeleler, su baskınları ve tabiî afetlerin türlüsü ile yıkılıp harâb olmuş şehirlerimize, kasabalarımıza, köylerimize çeki-düzen verip îmarları yoluna gidiyoruz. İçlerinde hayâtın yeniden canlanması ve bu harâbelerin altından bir yeni düzen çıkıp, insanlara yaşama ümit ve heyecânı verebilmesi için devlet otoritesinin ve mahallî idarelerle halkın el birliği ettiği bu îmar faaliyeti, ortaya yeniden mâmûreler çıkarıyor.
Kazâ görmüş şehirler, böylece çeşitli himmet elleriyle selâmete ererken katliam görmüş bir lisan ülkesi var ki, kan revân içinde nice bin şehidin cesediyle bir muhârebe meydanı hâlinde, çatısı, damı, temeli çökmüş, molozlar, kerpiç yığınları ile yolları tıkanmış bulunuyor.
İşte bu fâcia sahnesi Türk Dili üstünde cereyan etmiş ve etmektedir. Hem de ednâ menfaatler ve dış tazyiklerin yıkıcı politikasına körü körüne tâbî olmak imlâsi yüzünden. Dünyânın hiç bir yerinde, hiç bir milletin başına gelmemiş böyle bir fâcia, gözünü ne yazık ki dalâlet içinde açmış, hakîkat tanımamış, tanımak fırsatı eline verilmemiş nesiller tarafından körü körüne müdafaa edilir hâle gelmiştir.
Lisan cellâtları bin yıl Türk Dili'ne hizmet etmiş bir kelimenin ölüm fermânını verirken mûcib bir sebep olarak gösterdikleri (özleşme, arılaşma) oyununu ırkçılık parolasının heyecânına sararak, elinde olmayan gençliğe sunmaktadırlar.
Târihini bilmeyen, edebiyatını lüzûmsuz bir angarya kabül eden mefâhirine, gelenek ve göreneklerine bîgâne yetiştirilen gençlik, artık geçmişle arasına gerilen uçurumu aşamayacağı için, içinde yetiştiği kısır, dar, verimsiz dünyânın sözcüsü ve koruyucusu olmuş bulunuyor.
Dilsiz bırakılan bu gençlik, okumaktan, öğrenmekten, araştırmaktan ve millî değerlerini, millî kültürünü bilmekten mahrûm bırakıldığı için, mekteb adedi artsa da, okur yazar kütle çoğalsa da, memleket gene de câhil münevver salgınını önlemiş olamıyor.
Bugün yer yüzünün hâkim dili olan İngilizce, Fransız lisânına geniş ölçüde yer verirken, çeşitli Dünyâ milletlerinin kelimelerine de kapılarını açık tutmakta ve bundan dolayı telâşlanmak şöyle dursun, iftihâr bile duymaktadır. Şöyle ki; emperyalist siyâsetinin Dünyâ ile kurduğu bağ, İngiliz Milleti'ne karadan ve denizden kıt'alar arasında seyyâh olarak, tüccar olarak, alim olarak, fen adamı olarak, iktisada ve sanayici olarak dolaşmak, hattâ hükmetmek fırsatını vermiştir. Mesela Malaya'ya gitmiş, memleketin “barong" dediği kılıcını begenmiş ve lisânına geçirmiştir. İspanya'ya gitmiş kızlarını"muchacoa" diye çağırmalarını beğenmiş kendine mâl etmiştir. Japonya'da taht-ı revanı görmuş, tıpkı onlar gibi kargo” demekten çekinmemiştir. 
Rusların dar lâpasını tadmış, adını da, tadı gibi beğenip "kahsa" demiştir. Hele, iki asra yakın, avucunun içinde tuttuğu Hindistan'a kendi şahsiyet ve kültüründen kuvvetli çizgiler bırakırken, onun dilinden de kendi diline sayısız kelimeler çekip almakta tereddüd eylememiştir. 
Arabca'nın, hamalını, hamamını, Kâbe'sini, müftüsünü, kâhvasını, kimyâsını, mevsimini, kasîdesini, cebirini ve Dünyâ dilleri pazarlarında müşteri olduğu nice kelimeleri almakla yanlış bir alış veriş yapmamış, belki ilminin ve medeniyetinin îcâb ve zarûretlerini cesâret ve tabiîlikle tatbik etmiştir.
Unutmamalıdır ki biz, hemen arz-i meskûnun büyük bir kısmına hâkim olmuş yüce bir millettik. Elimizin altında bulunan ülkelerden, neyi nasıl istersek çekip almak hakkımızdı. Medeniyetimizi işlemek ve geliştirmek için, farklı medeniyetlerin çeşitli fikir ve san'at hareketlerinden nasıl faydalanmışsak, lisanlarından da istediğimiz kadarını kendi dilimize mâl etmeyle bir imparatorluk, bir efendi millet zarûret ve îcâbıyla tabiî bulmuşuzdur.
Bir kelimenin kökü mühim değil, telâffuzu mühimdir. Sesi ve mîmârîsi millî olduktan sonra kelimeler nereden alınırsa alınsın mademki lisâna girmiştir, şu halde Türkçe olmuştur. Bu, sâde bizim için değil, her millet için budur.
Faraza "hudud" kelimesini Türkçe'den atan cahil veya kasıtlı anlayış, yerine koyduğu “sınır"ın Lâtince "sinore" den, "pamuk" kelimesini Farsça "pembuk" dan, "su" kelimesinin Çince'den alınmış olduğunu ve daha buna göre "öz Türkçe, arı Türkçe" damgası yutulan kelimelerin köklerinin Moğolca'ya Sanskritçe'ye, Trakça'ya dayandığını neden hesaba katmaz? Yeryüzünde başka dillerden alış veriş etmemiş hangi lisan varz Türkçe tahtına oturtulmak istenen ve bu uğurda gösterilen mezbûhâne gayretle soysuzlaştırılan dilin de komşu harslerin yâdigârlarıyla zenginleşmiş olması târihî tekâmülün bir netîcesi değil de nedir?
Bir milletin geçmişini, hâlini ve geleceğini idare etmiş ve edecek olan lisan müessesesi, o müesseseye üşüşme fırsatını ele geçirmiş haşerât tarafından nasıl har vurulup harman savrulur?
Uyanalım artık !.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…