Türkçe Düşünmeyi Nekadar Öğretebiliyoruz?

Dr. Mehmet Okutan 05.11.2010 2794

M
açka-Mataracı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliği görevinden ayrılırken, öğlencilerime şu anlamda bir konuşma yapmıştım:

"Eğer üzerinizde olan hakkımın helâl olmasını istiyorsanız, sizden tek bir şey istiyorum: Bir iş talebinde bulunma ihtiyacı ile karşılaştığınız zaman yazmanız gereken dilekçeyi arzuhalciye yazdırmayıp kendiniz yazarsanız helâlleşmiş oluruz".

Bu konuşma, bir Türkçe öğretmeni olarak hassasiyetimi göstermenin bir yolu gibi düşünülebilir. Evet, yaptığımız işin önemli olduğunu vurgulayabilmek için her türlü vasıta kullanılmalıydı.

İnsanımız eskiden çocuğunu "adam olmak" için okula gönderirdi. Adam olmanın en temel vasıflarından biri de "okur-yazar" olmaktı. Okuma-yazmanın temel malzemesi olan mürekkep de okuyanların kimliklerini anlatmaya yarayan bir kalıp hâline gelmişti: "Mürekkep yalamış biri!" Okula giden çocuk, yarının büyüğü olarak yetiştirilirken kendini bilmesi, kültürünü tanıması, benimsemesi ve toplumunu tanıması, anadilini gerçek anlamda öğrenmesi gibi hususlarda hassas bir eğitimden geçirilerek yetiştirilmeye çalışılırdı. Böyle bir sistemden çıkan   insanın her yönüyle yetişmiş olması ve anadilini doğru kullanabilen beyefendi olarak yetişmesi tabiî idi.

Günümüzde ise, çocuğunu okula gönderen ebeveyn, çocuğunun adam olmasından çok, nihaî olarak parası ve prestiji olan "popüler" bir meslek adamı olmanın sınavlarını kazanabilmesi ile ilgilenmektedir. Bunlardan dolayı okullarımız "diploma veren kurum", dershaneler de "üniversite kazandıran kurum" şeklinde değerlendirilmektedir. Çocukların adam olmaları ile ilgili bir hassasiyetin üzerinde durulmadığı gözlenmektedir.

Türk eğitim sisteminde aksayan yönlerden birinin "anadili öğretimi" olduğunu bilmek için çok akademik bir çalışmanın bile gereği yoktur. Üniversite mezunu kimselerin dilekçelerini arzuhalciye yazdırmasının olağan bir iş hâline geldiği günümüzde, üniversite öğrencilerinin konuşma ve yazma kabiliyetlerindeki seviyenin gittikçe normalin altına düştüğü de bilinen gerçeklerimizdendir. Üniversiteye gelen öğrenciler "testin” şıklarını işaretleye işaretleye konuşmayı ve okumayı âdeta bir külfet sayar hâle gelmişlerdir.

Yazma çalışmalarında en basit ifadeleri bile kısaltarak kullanmanın yaygınlaştığı bir ortamda, gençliğin yazı yazma yerine, işaretle veya kısaltmalarla meramını anlatma yolunu seçtiği gözlenmekte dir. O kadar ki, "Genel Öğretim Metodları" dersi için notunu öğrenmeye gelen öğrencilerin soru şekillerini aynen şöyledir: "göm” den kaç aldım? Bu durum, insanımızın Türkçe'yi kullanmaktan aldığı zevki gösteriyor. Daha doğrusu bu sonuç, Türkçe'yi kullanmadan zevk almadığımızın bir göstergesidir. Bu sonucun, testlerle haşır-neşir olmanın ürünü olduğu söylenebilir.

Yabancı dil öğrenmeye verdiğimiz önemin binde birinin Türkçe'den esirgenmesi sonucunda hayatımız Türkçe'de olmayan anlayış ve ifade biçimleriyle doldurulmuş görünmektedir. İşe alacağımız bir kişide aradığımız vasıfların başında "İngilizce bilmek" varken, "Türkçe'yi güzel kullanma biçimlerini"nin bu özellikten sayılmaması, anadiline verdiğimiz değerin ölçüsü şeklinde değerlendirilebilir. Böyle bir anlayışla insanımızın, Türkçe okuma yazmaya dair bir beceri geliştirme ihtiyacı hissetmemesinin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu durumda da Türkçe okuma-yazma becerisi gelişmeyeceğinden "Türkçe düşünme becerisi" de gelişmemiş olacaktır. İnsan, ihtiyaç hissettiği bir konuda hevesli olarak öğrenme faaliyetine girer. Hele de günümüzde olduğu gibi, ihtiyaçlar sadece "karın doyurmaya" yönelik hâle geldiyse, karın doyurmayan faaliyetleri yapmak insanımıza zül gelmektedir. Oysa olgunlaşmış insanlar daha üst ihtiyaçları hissederler.

Güzellik duygusunu geliştirmek isteyen insanın Türkçe düşünmesi şarttır. Başkalarına yardım etmek, kendini geliştirmek gibi durumlar da birer ihtiyaçtır ama karın doyurmazlar; bu tür ihtiyaçlar gönülle ilgilidirler. Eğitim sistemimizin önemli açıklarından birinin de "gönül eğitimi" ile ilgili faaliyetlerin sistemde mevcut olmamasıdır. İnsanımızın "para getiren"e itibar edip, "gönül eğiten", "insanı olgunlaştıran" faaliyetlere yönelmemesi onun Türkçe düşünmeyi öğrenmemesi ile doğrudan ilgilidir. Çünkü Türkçe düşünmenin içinde bütün bunlar vardır.


Yabancılaştığımızın tek göstergesi yok. Meselâ, "görüşürüz" kesinlikle Türkçe düşüncenin ürünü değil, "see you later"ın Türkçe'ye geçmiş biçimi olan bu ifade, "hoşça kal, hayırlı günler, Allah'a ısmarladık, Allah rahatlık versin" gibi birçok Türkçe ifadenin yerini almış görünmektedir. Bu durum, hem dilin zenginliğine önemli ölçüde darbe vurmakta, hem de Türkçe düşünmenin yerine yabancı bir düşünce tarzını yerleştirmektedir Türkçe'nin böylesi bir uygulama ile kısırlaştırılmasında ya bir ihmal söz konusu, ya da ihanet. Her iki durumda da problemin çözümü eğitim sisteminden geçmektedir. Eğitim sisteminde yokluğunu duyduğumuz şuurlu bir Türkçe öğretiminin, her şeyden önce diriltilmesi zorunluluğu ile karşı karşıya olduğumuzun altı çizilmelidir.

Bütün bunların temelinde, Türkçe öğretiminin gerekli kıldığı şuurlu Türkçe düşünme alışkanlığını gerçekleştirecek seviyede olmayan bir eğitimin bulunduğunu düşünüyorum. Bu sebeple toplumun bütün problemlerinin sorumlusunun öğretmenler olduğu gibi, Türkçe şuursuzluğunun sorumlularının da biz Türkçe öğretmenleri olduğuna inanıyorum. Türkçe öğretmenlerinin kalıplaşmış bazı edebiyat bilgilerini aktaran olmak yerine, öncelikle "Türkçe düşünme"yi öğrenecek bir eğitim-öğretim imkânı sağlamaları gerekmektedir. Tabiî ki bu inancın bütün öğretmenlerce benimsenmesi, problemin çözümünü kolaylaştıracaktır. "Türkçe düşünmek" aslında bir ütopya değil, bir realitedir.


 

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…