Türk Coğrafyalarında Alfabe Meselesi

Doç. Dr. Fatma Açık 22.11.2012 5979

D
il politikasını; Çarlık Dönemi, 1917 -1930  Stalin Dönemi, 1930 -1953, Brejnev Dönemi, Gorbaçov Dönemi, Bağımsızlık Dönemi şeklinde  ele almak gerekir. Çarlık Rusya’sı idaresi altındaki Türkleri Hıristiyanlaştırabilmenin ilk adımı olarak Arap alfabesinin kaldırılarak yerine Rus alfabesinin uygulanma fikri Rus misyoner  Nikolay İvanoviç İlminskiy (1822 -1892) tarafından ortaya atılmıştır.

Tatar dilinin gramerini Kiril alfabesinde Tatarlara öğretmeye başlayan İlminskiy, 1864 yılından  itibaren Kazan’da okullar açarak, onların dilinde ama Kiril harfleriyle dersler vermeye  başlamıştır. 1862’de Hıristiyanlaştırılmış Tatar Türkleri (Kreşen Tatarları),  1871’de de Çuvaş Türkleri Rus (Kiril) alfabesini kullanmaya başlamış, onları Yakut Türkleri  takip etmiştir. Fakat Çarlık rejiminin uygulamaları, misyonerlerin Türk dilli ahali arasındaki faaliyeti, bazı Türk dilli halklara Kiril alfabesinin zorla kabul ettirilmesi, Rusya’da yaşayan Türkler arasında Rusluğa karşı bir nefret uyandırmıştır. İşte bu yüzden Ruslar taktik değiştirmiş ve Kiril yerine Latin alfabesine geçilmesi gerektiğini dile getirmeye başlamıştır.

Azerbaycanlı dilcilerden Halimcan Şeref’e göre de, alfabe değiştirme konusu bizzat Rusya’nın isteği  doğrultusunda gündeme gelmiştir. O, Azerbaycan’da M. Fetali Ahunzade, Doğu Rusya’da  Ramayev Kardeşler ve A. Mustafa, Kırgızistan ve Kazakistan’da İ.Altınsarın, Başkurtlar  arasında ise M. Kulayev’in bu işle görevlendirildiğini iddia etmektedir.

Latin alfabesinden Kiril’e geçişte uygulanan taktikler incelendiğinde bu iddialardaki haklılık payı görülebilir. Arap alfabesi aleyhinde ortaya atılan iddialar 1930’ların sonlarında  Latin alfabesi için söylenmiştir. Mesela Latin alfabesi “Yüksek Tabakaların Dili” olarak  suçlanmış, Kiril alfabesini öven yazılar basında sık sık yer almıştır. 

İlminskiy’nin tesirinde kalan İbray Altınsarın (1841 -1899) da 1879’da Rus alfabesiyle ilk Kazak alfabesini hazırlamış (Kirgiziskaya xrestomatiya, Orenburg, 1879) ve bu alfabeyle metin örnekleri vermiştir.  

Alfabe tartışmalarının başlangıcında Arap alfabesi reforma (1922’de birkaç harf atılmış ve ünlüler için yeni harfler bulunmuştur) tabi tutulmuştur. Ancak bu değişiklikler yeterli  görülmemiş ve dil kurultayları ile toplantılarda sık sık alfabe meselesi gündeme getirilmiştir.  
Sovyet dilbilimcileri özellikle, Müslüman halkların kullandıkları Arap alfabesinin bu dillerin özelliklerine uygun olmadığını iddia etmiştir. Rus uyruğundaki Türklere, bazı Rus harfleriyle karıştırılmış olan Latin harflerini geçerli hale getirmek konusu, Rusya hükümetinin, özellikle de komünist partisinin, Rusya Türklerine karşı uyguladığı politikaların merkezine gelip oturmuştur. 

Lenin’in “Latin harfleri Doğu’da devrim hareketlerinin başlangıç unsurudur” sözleri, Stalin döneminde Latin teşkilatlarının temel ilkesidir. Rusya için Latin politikası, doğuda uygulanacak devlet politikasıdır ve Arap harfleri de devletin düşmanıdır. 1925 yılında Arap alfabesinde basılı eserlerin ithali yasaklanmıştır. 1928 -1930 arasında özel harfler eklenmiş bir Latin alfabesinin kullanımına geçilmiştir. Bu yolla Arapça kullanan eski seçkinlerin etkisi azaltılmıştır. İlk  aşamada Kiril alfabesi yerine Latin alfabesinin seçilmesinin hedefi, özellikle Müslüman halklara dil politikasında Ruslaştırma amacı güdüldüğü izlenimini vermekten kaçınma düşüncesidir. Bu  orta yol politikası sonucu, 36 milyon konuşanı olan 70 dil Latin alfabesiyle yazılmaya başlamıştır.

1930’larda Sovyetleştirme politikasının Ruslaştırma biçimini  alması Sovyet dil politikasının dönüm noktasını oluşturmuştur.  Doğu Türklerinin harf ve imla meselesinde zorunlu reformlar yaptıkları dönemde, Batı Türklüğünün bir köşesi olan Azerbaycan’da benzer reformlar kabul edilmiştir. Onlara da bu  meselenin ancak Latin harflerinin kabul edilmesiyle çözümlenebileceği söylenmiş, Sovyet  Dışişleri Bakanlığının Doğu Bölümü Müdürü Pavloviç ve Prof. Şor gibi şahıslara göre;

 “Latin  harfleri Pantürkizm ve Panislamizm’i temelinden çürütüyor. Milli burjuva medeniyetlerinin  komünizme karşı çıkabilecek şekilde gelişmelerini engelliyor. Milli burjuvaların arasını bozmakla, Doğu burjuvası arasında sınıf çatışmalarının yerini tutacak bir çatışma yaratıyor. Ve  böylece onların büyük bir kısmının Sovyetler ile birleşmesine sebep oluyor.” 

 Bu tür propagandalar sonucunda Azerbaycanlı Ferhat Ağazade tarafından Latin harflerinin kabulüne yönelik 200 sayfalık bir kitap dahi yazılmıştır. 6 Mayıs’ta Almaata’da yapılan “Yeni Alfabe Komitesi”nin VI. Toplantısı’nda, Latin alfabesinin  kabulüne en fazla Kazaklar ve Tatarlar itiraz etmişlerdir. Azerbaycanlı dilci Ağamalioğlu gibi  bazı dilciler de Latin harflerini şiddetle savunmuştur. 1927 yılında “Yeni Türk Elifbası Merkez Komitesi” adını taşıyan ve çeşitli Sovyet cumhuriyetleri temsilcilerinden oluşan bir kurul,  “Birleştirilmiş Yeni Türk Alfabesi” adıyla yeni bir alfabe hazırlayıp yayınlamış, bu alfabe  Sovyetlerde yaşayan bütün Türk halklarının ortak alfabesi olarak kabul edilmiştir. 

Türkiye’nin de Latin alfabesine geçmesi sebebiyle Latincilerin galibiyeti sonucunda ortaya çıkan Türk boyları arasındaki farklı Latin harflerinin kabulü Türkistanlı dilcileri birlik amacına ulaştıramamıştır. Farklılıklar sebebiyle her şey karmaşık bir hâl alıp,  hiçbir şey anlaşılamaz hale gelince dilciler, 1930’da bir araya gelerek bütün Türkler için “ortak  bir alfabe” kabulü hakkında bir bildiri yayınlamışlardır.

Ortak alfabe “hem şekil hem de  mefhumca sosyalist kültürün yegâne dili (yani Rusça) olmasına” engel olacağı için 1937 -1940 yılları arasında Kiril kökenli ve her biri diğerinden farklı alfabelerin  kabul edilmesi sağlanmıştır. Bunun topluma yansıması iki farklı alanda olmuştur: Bir yandan  yeni nesil Arap harfleriyle yüzyıllar boyunca oluşturdukları bilgi ve kültür birikimini okuyup  anlayamaz hale gelmiş, diğer yandan ortaya konan yeni imlâ ve yazım kurallarının karışıklığı,  insanları duygu ve düşüncelerini ifade edemez hale getirmiş, ayrıca Türkiye ile kültürel temasa  engel olunmuştur. Kiril alfabesine geçişin ekonomik ve diğer bedelleri de adı geçen devletlere oldukça ağır bir yük getirmiştir.

Kısa bir zaman önce Latin alfabesine göre ayarlanan daktilo, matbaa ve diğer aletler kullanılamaz, milyonlarca cilt okul kitabı işe yaramaz hale gelmiştir. Ayrıca Arap veya Latin alfabesiyle okuma yazma öğrenmiş olan yetişkinler bir anda okuryazar olmaktan çıkmıştır. Kiril alfabesine geçişin bir diğer sonucu da, milliyet dillerini Rusçanın etkisine daha açık hale getirmesidir. 

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…