Tıp Dilimiz De "Uydurukça" Oldu

Ahmet Kabaklı 27.12.2020 2698
İ

yi hoca ona derler ki kendisini unutmayıp ilim dalında rahmetle yâdedilecek hayrü’l halef hocalar yetiştirip onların gayret ve eserleriyle kendi ruhunu dahi şadeyleye. İşte bu gerçek, yine Prof. Dr. Ayhan Songar’ın ve yetiştirdiği bilgin kürsü”lerin güçleriyle gün ışığına çıkmıştır. 

Bugün Cerrahpaşa Anabilim Dalı Profesörlerinden Fevzi Samuk, Adnan Ziyalar, Musa Tosun ve Doçent Kerem Doksat beyler, Frenkçe ve uydurmacılık, zillet ve kahrı altında ezilen Türkçemiz (özellikle Tıb dilimiz) için bir çığlıknâme yazmışlardır.

Hekimlerimize göre Dilimiz ve Düşüncemiz adlı bu kitapçıktaki, sayın Fevzi Samukun çalışmasından bazı konuları aktarıyorum:

Türkçe konusunda hekimler olarak ısrarla sürdürülen “beş hatâ”yı, Prof. Dr. Samuk şöyle sıralıyor:

“1- Lisanımızda mevcut bulunan mefhumları atarak yerlerine uygun olmayan kelimeler türetme yoluna gidiyoruz. Dilin yapısını, mantığını ve zevkini iyi bilmediğimiz gibi, Türkçedeki işlek olan veya olmayan kökleri ve ekleri tayin ve tesbitteki zaafımızdan dolayı türettiğimiz bu kelimelerin çoğu dil âlimleri tarafından uydurma olarak gösterilmektedir. Bu uydurmalar esasen günlük Türkçede yaygın bir şekilde de kullanılmamaktadır.

Meselâ: İdrak karşılığı algı, zekâ karşılığı anlak, hafıza karşılığı bellek, teşhis karşılığı tanı, sirayet karşılığı bulaş, hayat karşılığı dirik, yaşam-yaşantı, cins karşılığı eşey, hayâl karşılığı imge, şart karşılığı koşul, imkân karşılığı olanak, irade karşılığı istenç vb...

2- İkinci yanlış tutumumuz da, öz Türkçe zannedip yabancı bir lisandan Türkçeye girmiş kelimeleri kullanmamızdır. Bunlara bazen de Türkçe olmayan ekler getirerek yeni kelimeler türetiyoruz. Meselâ, zor Farsça bir kelime olup Türkçeye geçmiş ve Türkçeleşmiştir. Ancak bundan, Türkçede nadir kullanılan n ekiyle zorun, zorundan da zorunlu, zorunluluk kelimelerini türetmemizin anlamsızlığı, öz Türkçecilik adına yersizdir.

Bu örneklerin dışında meselâ Fransızca -el, -al ekinden öz-el, yer-el; Moğolcadan, -sel, -sal ekini alarak bilim-sel, işit-sel, doğum-sal, gör-sel vb yapmaktayız. Bu kelimeleri, öz Türkçecilik adına kullanmakta ısrar etmemizin ne kadar büyük bir hata olduğunu anlamamız için illâ da ilim adamı olmak gerekmiyor.

3- Bir diğer yanlışımız da Türkçede yaygın bir şekilde kullanılan bir karşılığı varken, yabancı terimleri aynen kullanmaktaki ısrarımızdır: teşhis varken diagnoz, seyir varken prognoz, tedâvi varken terapi vb...

4- Bir başka hatamız ise, birbirine yakın fakat değişik anlamlı pek çok kelimeyi kullanmayıp bütün bunların yerine, psikiyatride çanta kelime denilen bir kelimeyi ikame etmemizdir. Meselâ aşağıdaki cümlelerde geçen saptamak fiili böyle bir çanta kelimedir:

-Bu araştırmada yüzde on oranında kan düzeyinde düşüklük saptadık.

-Yüz hastanın yarısından fazlasında zekâ geriliği saptandı.

-Alkoliklerin hiçbirinde isteğiyle alkolden uzaklaşma saptayamadık.

-Onbir olguda yüz derisinde pigmentasyon saptandı.

Yukarıdaki cümlelerin birincisinde tesbit ettik, ikincisinde müşahede ettik, üçüncüsünde göremedik, dördüncüsünde gözlendi, beşincisinde belirlendi denilebilirdi. Böylece; belirlemek, tesbit etmek, müşahede etmek, görmek, gözlemek gibi beş fiilin yerine sadece saptamak kullanmak, Türkçenin güzelliği veya zenginliğine yakışır mı?

Buna benzer şekilde, hasta, vaka, vakıa, hadise yerine de maalesef bir başka çanta kelime olarak olguyu kullanıyoruz. Kaldı ki olanak da olgu da Türkçe olmayan uydurmalardır.

5- Müşahede ettiğimiz beşinci ve belki de en büyük hatamız birbirimizin, kendi türettiğimiz veya uydurduğumuz mefhumun en doğrusu olduğuna inanmamız, başkalarının ileri sürdüğü kelimeleri beğenmememiz ve bu hususta da fanatizme varacak derecede ısrarlı ve inatçı olmamızdır.

Visual hallucination, Mazhar Osman Hocanın dilinde görme hayalidir. Beğenilmemiş ki, bir nesil sonra görme halüsinasyonu olarak kullanılmış fakat sonradan bu görme varsanısı ve daha sora da görsel varsanı şeklini almıştır.

Delision karşılığında hezeyan kullanıyorken bazı yazarlar sanrı kelimesinde ısrar eder olmuşlardır.

Affection, teessüriyet olarak kitaplara geçmişken nesilden nesile değişikliğe uğrayarak duygululuk, duygulanım, duygudurum oluvermiştir.

Bu gibi tutumların neticesinde hiçbirimiz bir diğer meslektaşımızın eserini okumamaktayız. Pek çok kez, sırf jüri üyesinin kendi kullandığı terminolojiyi benimseyip kullanmadığı için daha başında, okunup incelenmeden reddedilebilmektedir.

Söylenen, yazılan bütün bu gerçeklere rağmen gene de pek çoğumuz, bir meslek grubu olarak biz hekimlerin bir dil meselesi olmadığı kanaatini taşımaktayız. Türkçe adına en büyük gafletimiz bu olsa gerektir. Bugün üniversite mensubu araştırmacı bir hekimimizin çalışmaları incelenirse görülecektir ki, kaynaklar arasında Türkçe kaynak neredeyse yoktur.

Netice itibariyle biz ümid ediyoruz ki, tabiblerimiz, er veya geç içinde çırpınmakta oldukları bu lisan keşmekeşinden kendilerini kurtaracaklardır. İyi niyetlerini her yerde ve her devirde ortaya koyabilmiş olan hekimlerimiz, Türkçe hususunda içine saplandıkları bu batağı farkedecekler ve çaresini gene kendileri bulacaklardır.




İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…