alk arasında “doktor yazısı” tabiri meşhurdur.
Okunamayan metinler için “doktor yazısı
gibi” denir. Bu imâlı tenkidin müsebbibi, sâdece el yazısı değil, ondan
ziyâde reçetede yer alan kelimelerdir. Bu kelimeler, Latin ve Yunan kaynaklı
olarak Avrupa menşelilerdir. Şu var ki “hasta”
veya hasta yakınının anlamakta zorlandığı, reçeteyle de sınırlı kalmaz. Hekim,
muayene ve teşhis safhasından sonra reçeteyi yazarak hastayla yanındakilere
tavsiyelerde bulunur, ilaçların nasıl kullanılacağı… gibi elzem malumatları
anlatır.
Bu anlatılanları dinleyenler,
söylenenlerin de çoğunu anlamazlar. Anlamadıklarını da sıkıldıkları için dile
getirmez ve ümidi eczacıya bağlamış olarak oradan ayrılırlar. Bundan dolayıdır
ki ilaç alınırken kullanma tariflerinin kutuların üstüne yazılması da sıkı
sıkıya eczacıya tembih edilir. Evlerde torba torba ilaç biriktikten sonra çöpe
gitmesinde şu manzaranın payı vardır.
Prof, Dr. Bingür Sönmez, geçen
gün bir TV’de “korona salgınında din
adamlarından da istifade edilmesi gerektiği”ne dair bir konuşma yapmış… O
konuşmadan birkaç gün önce de biz, aynı mahiyette bir yazı kaleme almıştık.
Akıl için yol bir olduğundan
değerli dostum da bu mes’eleye temas etmiş. Kendisini arayıp tebrik ettim.
Aramızda uzun bir konuşma oldu. Hoca’nın bir ara dile getirdiği bir cümle çok
dikkat çekiciydi. Koronavirüs üzerine ekranlarda konuşan meslektaşları için “konuşmaları ben, anlamıyorum” dedi.
Halk önünde nazarî konuşmamaya, anlaşılır olmaya işaret ediyordu…
Yukarıdan beri resmettiğimiz ve
naklettiğimiz hakikatler gösteriyor ki bugün, Türkiye’de tıp mesleğinin birçok
meselesi varsa onlardan biri de doktorun, “hasta”
tarafından anlaşılmasıdır. Gözden kaçmayacağı gibi yazıda hasta kelimesini
tırnak işareti içine aldık. Hayatta her ilişki, alışveriş tarzında
düzenlenmemiştir. Muhasebeci için hizmet verdiği, müşteri değil mükellef,
avukat için müvekkil, psikolog için danışan, hekim için… “hasta”dır. Müşteri, mal alışverişinde olur. Burada zarif bir
incelik vardır. Öncelik, para değildir.
Anlaşılmak her türlü konuşmada
çok önemlidir. Tıpta anlaşılırlık yüzdesinin düşük olması yalnızca mesleki
literatürden değildir. Her mesleğin elbette bir dili vardır. İnşaatçının da,
askerin de başka mesleklerin de kendi lisanları var. Ancak anlaşılamamak bundan
ötedir. Bugün değil, çok uzun senelerdir, hekimin hasta tarafından
anlaşılamamasının kusuru hekimlerimize ait değildir, politiktir. Bir dönemden
bir döneme geçilirken bir sarsıntı daha yaşanmıştı.
Tanzimat’tan sonra medreseler
kıyıma uğradı. 1900’de Darü’l Fünûn kuruldu. Cumhuriyetten sonra 1933’te Darü’l
Fünûn da yerle bir edilerek üniversite kuruldu. Hâlbuki bunlar zarftı. Lazım
olan o medreselerde o darü’l fünunlarda o üniversitelerde ne öğretildiğidir.
Darü’l fünun ortadan kaldırılınca hekimimizin bin yıldır kullandığı tıp dili de
mevzuattan çıkarıldı. Övüne övüne Türkçe’nin Arapça ve Farsça’dan kurtarıldığı
söyleniyordu.
Has Türkçe olmuş o, kelimeler
ihraç edilirken yerine Yunanca ve Latince muadilleri ikame ediliyordu.
Greko-Latin medeniyet, Batı medeniyetinin temelidir. Bunun gibi bizim
medeniyetimizin temelinde de Arap ve Fars kültürü vardır. İslam’la
şereflendikten sonraki Türk Medeniyeti bu temeller üzerinde yükselmiştir.
O devirde böyle bir yanlış
yapılmıştı. Şimdi de bir başka yanlış yapılmakta. Tıpta nadirattan kalmış
medeniyet bakiyemiz kelimeler, bu defa öz Türkçecilik adına meslekten
uzaklaştırılmaktadır. Anlaşılmayı imkânsız kılan Latin ve Yunan kaynaklı
kelimeler korunurken “Türkçe ile ilim
olmaz!” iddiasından doğan bir anlayışla bin yıl içinde Türkçeleşmiş bu
kelimeler de harcanmakta ve anlaşılmazlık biraz daha artmaktadır. Son kıyıma
uğrayan tıbbi kelime “teşhis”tir.
Şimdi TV’lerde bir “tanı”dır almış başını gidiyor!.. Tanı,
teşhis değil, bir emir kelimesidir. Tanımak, devleteler hukukuna aittir. Teşhis
ise bir emek neticesi varılan kanaattir. Hekim, hastasına teşhis koyarken aynı
zamanda onun babasını da tanıyabilir. İnsanlar birbirine “beni tanıdın mı?” diye sorarlar. “A, ben seni tanıdım” denir.
Covid-19 salgınından sonra çok
şeyin değişeceğine, yeni bir devrin başlayacağına, belki bir çağ açılacağına
inandığımıza göre tıb da Greko-Latin kültür emperyalizminden kurtarılmalıdır.
Aslında bu temizliğin hukuk, edebiyat, tarih sahalarında yapılması da şarttır.
Cephede savaşan asker
vatanseverliğiyle şu salgınla savaşan doktorumun ne dediğini anlaması için
vatandaş tercümana ihtiyaç hissetmemelidir.
Her dönemin bir numaralı meselesi
maariftir, eğitimdir.
Korona salgını bittikten sonra da
öyle olacaktır.