Tabîat’sız Türkçe

Dr. Orhan F. Köprülü 09.10.2020 1683
B
enim neslim arasında bulunanlar, 2. Dünya Harbi’nin maddi bir takım sıkıntılarına maruz kalmakla beraber Türkçeyi en incelmiş şekliyle konuşan ve yazan şahsiyetleri yakından tanımış olmak itibariyle mânevi bakımdan çok talihli imiş. Özle zannediyoruz ki dilimizin her gün biraz daha bir kabile lisânı hâline getirilmesinden en büyük üzüntüyü duyanlar bu nesle mensub olanlardır. 

1961 yılından bu yana uydurma kelimelerin her geçen gün biraz daha artan bir ölçüde dilimizi tahrib ettiğini görmek tarihimizin derinliklerinden gelen güzel dilimizi sevenlere büyük bir üzüntü kaynağı olmaktadır. 1961 Anayasasının içine kısmen bilgisizlik kısmen de dilimizi bozmak kasdıyla bir köprübaşı vazifesini görmek için sokulmuş bulunan uydurma kelimeler her geçen gün yenileri eklenmek suretiyle on altı sene zarfında dilimizde büyük bir tahribat meydana getirmiştir. 

Bizleri yetiştiren nesillerin tâbiriyle “okuma yazma bilmeyen” bir takım kimseler hiçbir mes’uliyet hissi taşımaksızın devamlı olarak yeni kelimeler uydurmakta ve çeşitli vâsıtalarla bu kelimeleri, dil bakımından her geçen gün daha câhilleşen kütlelere benimsetmeğe çalışmaktadırlar. 

Her lisan gibi Türkçenin de kendisine mahsus bir âhenk ve bir mantığının bulunduğunu su götürmez bir hakikattir. Ne yazıkki manevi sahalarda umumiyetle son derece bilgisiz ve mus’uliyetsiz hocaların yetiştirmesi olan yeni nesiller kendilerini “yeni kuşaklar!” sanarak ve kullandıkları uydurma kelimeleri ilericilik zannederek Türkçemizi katletmektedirler.

Bugün birçok gazetelerimizin kullandıkları sözüm ona Türkçe de, dilin ahengi ve mantığı büyük ölçüde kaybolmuştur. Rardo ve televizyonda konuşulan Türkçe ise tam mânâsiyle içlere acısıdır. Kelime telâffuzları uzatmak işâretlerinin çok az kullanılması yüzünden bundan otuz kırk yıl önce sâdece azınlıkların telâffuz edebildikleri bir azınlık Türkçesi haline gelmiştir. 

Kabil (Efganistan’ın merkezi) ile Kâbil dânâ ile danayı asıl ile asîl yekdiğerinden farklı telâffuz edebilen spikerler parmakla gösterilebilecek kadar azalmıştır. Kendilerini ilerici zanneden kimselerin kullandıkları sözde Türkçe artık dilimizdeki ince farkları ifâde edememekte ve her geçen gün biraz daha yavanlaşmaktadır. 

Bu iddiamızı çeşitil misâllerle gözler önüne sermeden önce makalemize başlık olarak seçtiğimiz “tabiat” kelimesi üzerinde birkaç satırla durmak istiyoruz. Bilindiği üzre tabiat Türkçe’de asıl geniş mânâsının yanında mecâzî olarak zevk yerine de kullanılır. Zevk sahibi bir kimseye çok defa tabiat sahibi bir insan da denilir. Buna mukabil birbiriyle imtizaç edemeyecek iki yemeği veya aykırı düşen renkleri bir araya getiren kimselere de tabîatsiz sıfatı kolayca verilebilir. 

Bugün Türkçemizdeki tabiat kelimesini atıp yerine boğa vezninden “doğa”yı ikame etmeye çalışanlar ne kadar tabiatsiz olmalılar ki kendilerine “doğasız” denilmesini göze alabiliyorlar. 

Bu gibilerin Arapça ve Farkça’dan geldiği bahanesiyle dilimizden çıkarmağa çalıştıkları kelimelerden bir tanesi de “kainât”tir. bu kelimenin yerine kullanılmağa çalışılan “kanı” dilimizin âhengine uymadığı gibi, kanâatin mânâsını da daraltmaktadır. 

Zira Türkçe’de bir de kanâat tâbîri vardır ki mâlûm olduğu üzere bu ısraftan kaçınarak az bir şeyle iktifâ mânâsına gelir ve az şeyle iktifâ edenlere de kanâatkâr denilir. Uydurma Türkçede kanâat kelimesini atıp yerine ilerici (!) kanı kelimesini koydunuz mu ondan sonra artık ne kanâat eden ne de kanâat eden ne de kanâtkâr olan bir kimse bulursunuz. Böylece kendiliğinden ortadan kalkan ve bize hâs olan bu iki kelime milletimizin en güzel vasıflarından birisi olan kanâatkârlığı da berâberinde götürerek memleketimizi israfın kucağına bırakmıştır. 

Türkçede kulağı tırmalayan ve üstelik Arapça ve Farsça bir kökten gelmeyen kelimelerden birisi de “bütün” iken sivri akıllının birisi dilimizin âhengine hiç uymayan “tüm” kelimesini ortaya atmış böylece başı “tüm” ile başlayan bir sürü faydasız derneğin isim babası olmuştur. 

Yıllardır dilimizi bozmakta büyük bir rol oynayan “sel” ve “sal” ekleri son zamanlarda artık hemen her kelimenin arkasına eklenerek Arapça Farsça Türkçe hattâ Fransızca aslından geldiğine bakılmaksızın gelişi güzel kullanılmağa başlanmıştır. “Târihsel”, “mâdensel”, “hukuksal”, “parasal”, “yapısal”,  “ekonomik” kelimelerini bu arada sayabiliriz. 

Bu gidişle “adlî yıl” yerine de bir aklı evvelin çıkıp “adliyesel yıl” dediğini duyarsak şaşmamak gerekir. “Mahalli” kelimesi karşılığı olarak ne hikmetse “yersel” değil de “yerel” kelimesi kullanılmaktadır. Bu zavallı uydurma kelimelerin Türkçeyi ne kadar tabiatsiz (doğasız!) bir hâle getirdiğini görmek ise içler acısıdır. 

Uydurma Türkçe, “şahıs” ve “şahsiyet” kelimelerini “kişilik” ile birleştirdiğinden beri artık şahsiyet mefhumu da kıymetini kaybetmiştir. Okuması yazması olmayan bir kimsenin kişiliği ile yaşadığı cemiyette mühim bir mevki işgal eden kimsenin şahsiyeti aynı kişilikte birleşmeğe  kalkışılırsa bu zavallı ve sâhipsiz dilimizi ancak tabiatsiz (!) yapar. 

Bir sivri akıllının “sebep” kelimesi yerine ortaya attığı “neden” kelimesi bugün Türkçenin başına bir belâ kesilmiştir. Bilir bilmez bir çok kimse cümlesinin sonunu neden oldu (sebep oldu) diye bitirince, dinleyende bir suâl karşısında kaldığı intibâı hâsıl olmaktadır. Bu yerli yersiz kullanılan kelime “dolayısiyle”, “yüzünden” gibi Türkçe kelimelerin de yerine kaim olarak güzel dilimizin tabiatsiz bir hâle gelmesine neden (!) olmuştur. 
Radyo ve televizyonda “olanak”, “olasılık” gibi neden kelimesi de husûsî bir yer işgâl etmektedir. Meselâ Türkiye radyolarının 8 Ağustos pazartesi sabah 07.30 ve 09.00 haber bültenlerinde Kıbrıs’tan söz edilirken “Erenköy direnişinin 13. yıldönümü nedeniyle” denileceğine “Erenköy direnişinin 13. yıldönümü dolayısıyle” denilseydi bu hem Türkçe olacak hem de dilin ahengine uygun düşecekti. 

Türkçemizi zavallı hâle sokan müesseselerin başında üzülerek ifâde etmek isteriz ki TRT gelmektedir. Her devletin radyosundan o devletin lisanından en güzel örnekler duyulurken, bizim radyo ve televizyonlarımızda güzel ve âhenli dilimiz hem kelime hem cümle hem de telâffuz bakımından  hergün yüzlerce kere katledilmektedir. 

TRT de konuşan genç spikerleri ne yapsınlar bilgisiz hocalrdan okumuşlar diye mâzur görmek mümkün ise de Prof. Ünvanını almış ve saçı sakalı ağarmış kimselerin aynı hataya düşmelerini nasıl hoş karşılayabiliriz. Meselâ 18. Ağustos Perşembe günü 17.10’da adının başında Prof. ünvanını taşıyan bir doktor. 

19 Ağustos günü 19.00 ajansında bir beyânâtı okunan bakan “çaba harcadığı” diyeceğine “gayret edildiği” veyâ “gayret gösterildi” deseydi bu içinde yanlış kullanılan bir kelime bulunmayan çok daha tabii bir Türkçe olurdu. Devlet radyosunun 13 Ağustos günki haberlerinde spiker devletler arasındaki andlaşmalardan tekrar tekrar anlaşma şeklinde bahsetmekle anlaşma ile andlaşma arasındaki farkı bilmediğini defâatle ilan etmiş oldu. TV. nin 1 Eylül tarihli 20 haber bülteninde “yurt düzeyinde pancar alımı devam ederken” denileceğine “bütün yurtta pancar alımı devam ederken” denilseydi uydurma bir kelime kullanılmadan daha doğru ve güzel bir Türkçe ile aynı haberi vermek mümkün olurdu. 

Yazımıza son verirken Türkçeyi tabiatsiz bir hale getirmemek için bilhassa yeni yetişen gençlerimize çok dikkatli davranmalarını hatırlatmak istiyoruz. Gelişi güzel uydurulan “tiksinme” vezindeki “gereksinme” gibi gelimelerden kurtulmadıkça Türkçe tabiatsiz kalacaktır.  

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…