Sosyo-Kültürel Bir Unsur Olarak Dilin Ehemmiyeti

Ayşegül Büşra Çalık 09.05.2014 5271
D

ilin birçok fonksiyonundan bahsetmek mümkündür. Her şeyden evvel bir anlaşma vasıtası olması itibariyle dil bir kere sosyal hayat bakımından zaruri ve vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat dil, toplum fertleri arasında bir anlaşma vasıtası olmakla sınırlı değildir. Dil, bundan daha fazla bir şeydir. Onun fonksiyonu sadece mevcut, fertler arası münasebetleri yürütmekle kalmayıp geçmiş çağlardan günümüze intikal eden kültürel mirası koruyarak, zenginleştirerek günümüze ve gelecek nesillere de aktarmaktır.

Dilin bir kültür unsuru olmasının yanında dil ile kültür arasındaki münasebetlerde karşılıklıdır. Yani güçlü bir dilin kültür üzerindeki zenginleştirici fonksiyonu kaçınılmazken, güçlü bir kültür de dili zenginleştirir, kuvvetlendirir. Çünkü bir dilin ifade kabiliyeti ne kadar güçlü, ne kadar zengin ise bizim de hayatı kavramamız, birbirimizi anlamamız o derece mümkün olur. Bu sebeple, dile kuvvetini kazandıran asıl unsur da dildeki kelimelerin farklı manaları ifade edebilmesidir. Fakat günümüzde dilin fonksiyonunun ve bu fonksiyonun ehemmiyetinin idrakinde ciddi bir zafiyet yaşanmaktadır.

Türkçemizin ne kadar zengin bir dil olduğunu unutarak lüzumsuz, uydurma kelimeleri dilimize sokma gayreti hayret vericidir doğrusu. Dilimizde var olan ve ifade kabiliyeti fazlasıyla güçlü kelimelerimizin yerine bu uydurulmuş kelimeleri almaktan hiçbir rahatsızlık duymayanlar, bir milletin dilinin, onun ülkesi gibi, bayrağı gibi korunması gerektiği konusunda gereken hassasiyeti gösterememişlerdir.

Dil, bir milletin kimliğidir. Millî kimliği olmayan, ferdi kimliği de olmaz. Millî kimliğin bir parçası olan dil üzerinde yapılacak lüzumsuz oynamalar da bir milletin tarihiyle, geçmişiyle, geleceği ile oynamak demektir.

Uydurma Kelimeler

Meselâ dilimize öz Türkçe diye sokuşturulmaya çalışılan ve nispeten de başarılı olunan kelimelere bir örnek olarak “zorunluluk” kelimesini verebiliriz. Esasen zorunluluk kelimesi ile neyin kastedildiği de belli değildir. Günümüzde bu kelime “mecburiyet” ve “zaruret” kelimeleri ile aynı manada kullanılmaktadır. Fakat mecburiyet ve zorunluluk kelimeleri birbirlerini tam manasıyla karşılayan kelimeler değildir. Mecburiyette dışarıdan bir zorlama vardır.

Bir başka bir örnek ise “öneri” kelimesidir. Bu kelime ile de ne kastedildiği belli değildir. Çünkü bu kelime de hem “teklif” hem de “tavsiye” manasında kullanılır ki bu iki kelime de birbirinin tam karşılığı olan kelimeler değildir.

“Karşıt” kelimesi ise “zıt”, “aleyhtar”, “aykırı” ve “muhalif” gibi birbirinden farklı birkaç kelimenin yerine kullanılmaktadır. Halbuki birbirine zıt olan şeyler birbirine aykırı olmak durumunda olmadığı gibi, birbirine muhalif şeyler de birbirine zıt veya aykırı olmak zorunda değildir.

Bazı kelimeler vardır ki, onların ifade ettiği manayı hiçbir uydurma kelimeyle ifade edemeyiz, çünkü bu kelimeler bu manaları çok uzun asırlar boyunca kazanmıştır. Meselâ “taraf” kelimesi… Bunu bazıları “yan” diye, bazıları ise “yön” diye çevirmektedir. Tarafsız yerine yansız diyebilirsiziniz, bu biraz uydu diyelim. Ama mesela “bu emanet sana benim tarafımdan gönderildi” cümlesini onların istediği şekilde nasıl “Türkçeleştirebiliriz?” O zaman “bu emanet size benim yanımdan gönderildi” gibi ortaya bir ucube çıkar. Bu kelimenin çoğulu “etraf” kelimesidir, fakat bu kelimenin tekili ile çoğulu çok farklı manalara gelmektedir.

Meselâ “taraflı bir çalışma” ifadesi ile “etraflı bir çalışma” ifadesi birbirinden çok farklı manalar ihtiva etmektedir. “Taraflı bir çalışma” derken kastedilen, bu çalışmanın objektif olmadığı, birilerinin kayrıldığıdır. Hâlbuki “etraflı bir çalışma” demek, incelenen konunun geniş bir şekilde, ayrıntılı bir şekilde araştırıldığını ifade eder.

Yine münasebet kelimesi yerine uydurulan “ilişki” kelimesi de son derece lüzumsuz bir kelime dâhil etme çabasıdır. Münasebet kelimesini kullandığınız her yerde ilişki kelimesini kullanamazken, ilişki kelimesinin kullanıldığı her yerde münasebet kelimesi kullanılabilir. “Ne münasebet” yerine “ne ilişki” demeniz ne kadar abesle iştigal olursa, “kutlama münasebetiyle” yerine de “kutlama ilişkisiyle” denmesi de o kadar abesle iştigal olur.

“Nitelik” kelimesi üç kelimenin yerine de kullanılıyor. “Mahiyet”, “vasıf”, “keyfiyet” … Bunların üçü de birbirinden farklıdır ve dolayısıyla bunlar birbiri yerine kullanılması, dile yapılan büyük hatalardandır. Meselâ “vasıfsız işçi” demek “mahiyetsiz işçi” demek değildir. Mahiyet bir şeyin esasıdır. Hâlbuki vasıfsız işçiyi de niteliksiz işçi dediniz. Peki, “işin mahiyetini öğrenmek istiyorum” yerine “niteliğini öğrenmek istiyorum” derseniz bu ne ifade der? “Keyfiyet” de bir şeyin maddî değil manevî yönünü ifade eder. Birinin keyfiyeti olmadığından bahsederseniz, ele avuca gelir bir meziyetinin olmayışından bahsedersiniz. Bunların yerine “nitel” kelimesini kullanmak nüansı öldürmektedir ve yerine bir şey koymamaktır.

Bir başka örnek verecek olursak; Yine “akıl” kelimesi yerine uydurdukları “us” kelimesi Türkçede yoktur. Uydurulan bu kelime “uslu” kelimesinden çıkarılmıştır. Oradaki “lu”  hecesi bir ek değildir, onu sanki bir ek gibi düşünüp “uslu”yu da “akıllı” gibi düşünmüşlerdir. Mesela, bir çocuk için bu kelimeyi kullandığımızda, çocuğun usluluğu ile kastedilen çocuğun akıllı oluşu değil, yaramaz olmayışıdır. Ancak uslu kelimesinin manasını bu şekilde değiştirenler “–lu” hecesini de ek olarak kabul edip, kendilerince “us” diye bir kök bulma lüzumsuzluğuna düşmüşlerdir. Fakat şu düşünülmemiştir; -“-lu” hecesi ek olsaydı şayet, “ussuz” kelimesinin de var olması gerekirdi. Ama Türkçede “ussuz” diye bir ifade yoktur.

Yine bazı kelimeler vardır ki onların yerini konulacak hiçbir kelime bu kelimenin yerini tutmaz. “Şu kadar hayvan itlâf edildi” derseniz, bunu herkes anlar ki o kadar hayvan hastalıklı çıktı ve dolayısıyla onlar öldürülmek zorunda kalındı. Ama bunun yerine “bu kadar hayvan öldürüldü” derseniz, insanların aklına neden sorusu gelir.

Osmanlıcadan Türkçeye geçen bazı nezaket ifadeleri vardır ki, bunlar da Türkçeye tercüme edilememektedir. Meselâ “geçen bir dostumuza iade-i ziyarette bulunduk” ifadesi nasıl Türkçeleştirilir? Yine, “ihtiyaç” kelimesi yerine uydurulan “gereksinim” kelimesi de tamamen köksüz, ruhsuz bir kelimedir.

Nesiller Birbirinden Koparılmaktadır

Bu gün Türkiye’de nesiller on sene de bir eskimektedir. On yıl önceki neslin kullandığı kelimeleri bugünkü nesil anlamamaktadır. Hatta iş öyle bir raddeye gelmiştir ki halkın kullandığı birçok kelimeyi okumuşlarımız bilmemektedir. Bu bizim okumuşlarımızın hatasından kaynaklanmamaktadır. Tamamen onlara aşılanmak istenen maksatlı, kötü niyetli, yanlış bir zihniyetin neticesidir. Fakat etnik gruplardan olan insanlara sınırlarımızı açarken, farklı kelimelere niye kapatalım?

Dilde ırkçılık, ırkçılığın en tehlikeli şeklidir. Çünkü sadece yaşayanlara zarar vermemektedir. Geçmişle bağımızı kopardığı gibi gelecek nesilleri de tehlikeye atmaktadır. Ayrıca dilde uydurmacılık cereyanı kelimelerdeki nüansları öldürmekte bu da cemiyette bir entelektüel zafiyet meydana getirmektedir.

Nitekim Türkiye son otuz yıldır tefekkür bakımından belki en kısır dönemi yaşamaktadır. Türkiye bir Necip Fazıl, bir Yahya Kemal çapında şair yetiştirememiştir. Bu bizim insanımızın kabiliyetlerinde bir problem olmasından kaynaklanmamaktadır. Bu onun dilinin kısırlaştırılmasının ve dolayısı ile düşünce dünyasının karartılmasının bir neticesidir.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz; biz dilimizin “saf” veya “arı” oluşuyla değil, bir kültür dili olmasıyla övünebiliriz. Kelimelerin menşe’ine değil bu dilden ne kadar şair, ne kadar edip yetiştiğine bakmalıyız. Sırf, dili yabancı kelimelerden arındırmak adına daraltıp ifade kabiliyetini kısırlaştırmak, bir milletin kültürüne millî bütünlüğüne ve geleceğine yapılan bir ihanettir. Bu oyuna, bu ihanete izin vermemek de bu vatanda yaşayan, bu toprakların ekmeğini yiyip, suyunu içen vatan sevgisini analık duygusu gibi hisseden herkesin boynunun borcudur.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…