“Sosyal Mesafe”nin Türkçesi “Uzak dur!” veya “Kimseye yaklaşma!”, “İzolasyon”a da “Tecrit” Denir

Murat Bardakçı 19.04.2020 2095
K
oronavirüs derdi çıktı çıkalı bol bol tıbbî terimin yanısıra Batı dillerinden alınıp Türkçeleştirilmiş mefhumlarla ve sloganlarla tanıştık…

Bu kavramların özellikle ikisi, son bir ay içerisinde dilimize pelesenk oldu: “Sosyal mesafe” yahut “fiziksel mesafe” ve “izolasyon”

“Sosyal mesafe” ibaresini ilk işittiğimde şöyle bir irkilmiştim, zira “Başkaları ile aranızdaki sosyal mesafeyi koruyun” sözü bana geçmişte yaygın olan “alt sınıftan olanlardan uzak durulması” gibisinden sevimsiz bir tavsiyeyi hatırlatmıştı.

Hani 20. asrın ortalarına kadar İngiliz hâkimiyetinde bulunan Hindistan’da İngilizler “sahip”, yerli halk da “parya” idi; her iki milletin arasında aşılmaz bir mesafe vardı, İngilizler’e ait mekânların kapısında “Hintliler giremez” levhaları asılıydı ya, sanki o günler gelip de çatmış gibi hissettim…

Bu kadarla kalsa âmennâ! “Sosyal mesafe” kavramı hatırıma Amerika’da 1960’lara kadar vârolan siyah karşıtlığı ile Güney Afrika’da ortadan ancak 1990’larda kalkabilen ırkçı yönetimi, tuvaletlere kadar her tarafta asılı duran “Beyazlara mahsustur” veya “Siyahlar giremez” tabelâlarını ve benzer rejimleri getiriyordu ve getirmeye devam ediyor!

Şimdi her gün defalarca işittiğimiz “araya sosyal mesafe koyma” kavramını biz İngilizce’deki “social distancing” kelimesinden aldık, alırken mânâyı sakatlayıp “Senin kalitende olmayan insanlarla sakın hâââ temas etme!” diye anlaşılabilecek şekilde Türkçeleştirdik…

“Sosyal mesafe” kavramının hiç durmadan işitilir olması üzerine bu ibârenin Batı’da ne zaman ve ne maksatla kullanılmaya başladığını merak ettim. Merakımı sağolsun, yakın bir dostum giderdi ve Hacı Bayram Üniversitesi’nin sosyoloji hocalarından Prof. Dr. Ayşe Canatan’ın bu konudaki bir bilgi notunu gönderdi.

Prof. Canatan “sosyal mesafe”nin sosyoloji literatüründe geçtiğini, bu ifadenin toplumdaki “ayrıcalıklılar ile diğerleri”, “göçmenler ve diğerleri” ve farklı sosyo-ekonomik seviyedeki kişilerin arasındaki farklılığı göstermeye yaradığını, yani hastalık kapmamakla alâkasının bulunmadığını, bambaşka bir mânâsının bulunduğunu anlatıyor.

Kavramı, Amerikan üniversitelerindeki ilk sosyoloji kürsülerinden birini kuran Emory Bogardus 1920’lerde başka gruplardaki insanlara karşı hissedilen kabul ve yakınlık derecesini ölçebilmek maksadıyla ortaya atmış ve kavram yine ilk dönem Amerikan sosyolojisinin meşhur ismi Robert Park tarafından geliştirilmiş.

Hoca “sosyal mesafe”nin Koronavirüs salgınında sosyolojik anlamından tamamen farklı bir hâle geldiğini, kâfi açıklama yapılmaması yüzünden insanların virüsten korunabilmek için başkalarından en az iki metre uzak durmaları gerektiğini yeterince anlamadıklarını ve “sosyal izolasyon” kavramının salgında kullanılması ile de bir başka hatâ yapıldığını söylüyor. Sonra, TV’lerde sürekli şekilde işitilen “sosyal mesafeyi koruyun” ve “sosyal izolasyona dikkat edin” ifadeleri yerine “Aranıza fiziki mesafe koyun, birbirinize iki metreden fazla yaklaşmayın, dokunmayın” gibi kolay şekilde anlaşılabilecek sözlerin gerektiğini yazıyor.

Hem Hastahanede, Hem Hapishanede

Koronavirüs illeti yüzünden Fransızca bir kelimeyi, “izolasyon” sözünü de sık kullanır olduk:

Son günlerin en fazla işitilen sözlerinden biri olmasına rağmen, bu ifadeyi hemen herkesin bildiğini ve anladığını hiç zannetmiyorum.

“İzolasyon”un Türkçesi, “tecrit”tir!

Eskiden hastahanelerde bulaşıcı hastalığa yakalanmış olanlar diğer hastalardan ayrı bir yere kondukları zaman “tecride alındı” derlerdi; zaman geçti, modernleştiğimizi düşündük, Batı dillerindeki “izole” tabirini kullanmaya başladık, neticede “tecride almak” tecrit edildi, “izole etmek” ve “izolasyon” revaç buldu.

Ama, “tecrit” sözü bir başka mekânda hâlâ kullanılıyor: Cezaevlerinde!

Cezaevine düşenler birkaç sene öncesine kadar oradaki ilk gecelerini tecritte geçirirler, yani tek başlarına kalacakları hücremsi bir odaya kapatılırlar, koğuşa ertesi gün nakledilirlerdi…

Bu uygulama hâlâ mevut mu bilmiyorum…

Tecrit bugün cezaevlerinde disiplin cezası olarak uygulanıyor, cezaevi idaresi kurallara riayet etmeyip kabahat işleyen mahkûmlara belli bir süre için “tecrit” yani yalnız bırakılma cezası veriyor, mahkûm koğuştan alınıp başka bir mekâna götürülüyor ve ceza müddetince orada “zindan içinde zindan” misâli tek başına tutuluyor.

“Tecrit”i “izolasyon” yaptığımız gibi “social distancing” ile “physical distancing” sözlerine karşılık ararken Türkçe’nin imkânlarını akıl edemedik, “sosyal mesafe” ve “fiziksel mesafe” diye soğuk, tatsız, hiçbir derinliği olmayan, üstelik buram buram tercüme kokan kavramlar uydurduk…

Bir dilde kabul görmüş olan kelimeler ve deyimler hatâlı şekilde kullanılsalar bile artık değişmez, öylece kalırlar; ama yine de söyleyeyim:

“Sosyal mesafeyi muhafaza edelim” gibisinden tuhaf ifadenin yerine “Kimseye yaklaşma!” ihtarı veya “Uzak dur!” uyarısı merâmı anlatabilmekte mutlaka çok daha tesirli olurdu!



İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…