Sorular peş peşe zihnime üşüşünce cümleyi kaldırdım. Kısacası efendim, “Türk milleti” demekten korkar hâle gelmiş bulunuyoruz. Gözümüz aydın olsun! Yavuz Bülent Bâkiler üstâd, mayıs ayında İstanbul’daki bir sohbetimizde “Türklere özgürlük!... yürüyüşü yapılacak günler gelir diye korkuyorum” demişti.
Benim bir korkum da Türkçe’nin âkibetine dâir. “Türkçe’ye özgürlük!” toplantıları yapar hâle gelir miyiz diye. Baksanıza, Türkçe’de (^) şapkalı olması gereken harflere şapka konmasını, öğrencilere bunu öğretmeyi bir türlü beceremedik; a’ya, i’ye koyamadığımız şapka şimdi e’lerin üstünde ortaya çıkıyor.
Spikerlerimize kulak verin. “Âkıbet”i nasıl okuyorlar, bakın. Kulaklarınıza inanamazsınız. Ama yeni nesil, garâbetin farkında bile değildir. Doğrusunu bilmeyince... "Hâlit Ziya Uşaklıgil" diyebiliyorlar mı, dikkat edin. “Hâlit” ismini böyle yazmayıp “Halit” yazınca insanlar öğrenemiyor, söyleyemiyor. “Hâlide Edip Adıvar” diyenleri dinleyin. “Halide” yazıyor, böyle okuyorlar.
Hasan Âli Yücel’in adındaki "Âli"yi Ali’den fark eden kaldı mı? Yahut “Pâkistan” Bildiğimiz “pâk” kelimesidir bu. Pir ü pâk’taki... Yani “pak maya”daki pak değil! Düzinelerle örnek var, sayabilirim. Ve bu örnekler spikerlere ait! Bir dili en güzel, en doğru konuşması gereken spikerlere.
Öte yandan okullarda şapka doğru dürüst öğretilmediği için, ortalık hakem’e “hâkem”, zarîf’e “zârif”, rakîp’e “râkip” diyenlerle dolu. Şapkalar yanlış başlarda! Şimdi korkum şu; a’lara, i’lere, u’lara şapka koyamamışken, koymanın gerekli olduğu kelimeleri öğretememişken, bu yüzden milletin dili bozulmuşken, “açılım” bâbından, e’lere koymaya başlarsak...