Sanatkâr ve Dil

Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu 07.04.2012 2794

Dil ile sanatkâr, birbirine mutlaka muhtaç, birbirini tamamlayan ve yaşatan iki tabiî dosttur.

Sanatkâr dili işler, geliştirir ve zenginleştirir. Dilin güzelliğine güzellik katar. Sonra da, yalnız bu hizmetleri ile kalmayıp, eserleri vasıtası ile dile kazandırdıklarının devamım, ebedileşmesini sağlar. Dili herkese sevdirir, herkesin gönlüne ve hafızasına nakşeder. O, dilin âdeta gerçek sahibidir.

 

Dil de sanatkârın başarıya ulaşmasını, ebedileşmesini, gözlerde ve gönüllerde yaşamasını temin eden yegâne "vasıta"dır. Dil yoksa sanatkâr da yoktur. Dil zayıfsa, fakirse sanatkâr da öyledir. Zayıftır, kısa ömürlüdür. Dile vâkıf değilse, sahip çıkamıyorsa, dilin bünyesini, tabiatini ve inceliklerini "keşfedememişse", sanatkâr kurudur, çoraktır. Çirkin ve sevimsizdir. Sun'îdir.

 

Hasılı, her ikisinin de istikbali, birbirleri ile anlaşabilmelerine, dost olabilmelerine bağlıdır.

 

Bu "anlaşma ve uyuşma" nasıl olacaktır?

Dil tabu, millî, tarihî ve sosyal bir varlık olduğuna göre, sanatkârın önce dilin bu hususiyetlerini bilmesi, tanıması ve kabul etmesi lâzımdır. Sonra da "huyunu" öğrenmek zorundadır. Dil, ancak bu safhalardan sonra sanatkâra incelik, güzellik ve mâna hazinelerini açar. Başarının sırrını, tılsımını teslim eder.

 

Tarihte ün bırakmış, ebedileşmiş bütün sanatkârlar, dilin "huyunu - suyunu" öğrendikten, onu tanıyıp sevdikten sonra, başarının sırrına vâkıf olan talihli kimselerdir. Bu kaidelere uymayanları ise, dil insafsızca tasfiye etmiştir. Böylelerine ait en canlı misallere bizim edebiyatımızda rastlanır.

 

Fakat, edebiyat tarihimizi dolduran ibret verici nice canlı örneklere rağmen, bugün de sanatkârlar dil ile anlaşmayı düşünmüyorlar. Aksine onunla zıtlaşıyor, çekişiyorlar. Önce kendilerinin dile tâbi olmaları gerektiğini, ancak bundan sonra onun hazinelerinden faydalanabileceklerini kabul etmiyorlar.

 

Kimisi kör bir inadın, kimisi orijinal olma hevesinin, kimisi de "yeni bir dil meydana getirme" Donkişotluğunun tesiri ile Türkçeye karşı çıkıyor, meydan okuyorlar. Hepsi bilgisiz, hepsi şuursuzdur bunların. Ne tarih biliyorlar, ne milleti tanıyorlar, ne de dilin ne olduğundan haberleri vardır. Kaynağını millî zevkten, millî vicdandan almayan uydurma bir dil tutar mı? Kökleri millî tarihe dayanmayan, gıdasını millî bünyeden almayan, zihinlere ve gönüllere nakşolunmamış sun'î bir dil yaşar mı?

 

Üç - beş yıllık bir mazisi olan şöhretlerinin o kadar daha devam edip etmiyeceği bile henüz şüpheli iken, bugünün bâzı sanatkârlarının kendilerinde bir takım kudretler, kerametler vehmetmeleri oldukça gülünçtür. Bunlar zannediyorlar ki, ne yazsalar, nasıl yazsalar millet tarafından alkışlanırlar. Uydurdukları dil herkesçe benimsenir. Kelimeleri hafızalarda yer eder. Dil onları değil, onlar dili oluşturur ve yaşatırlar. Bu sayede de, hem kendileri şöhrete ulaşırlar, hem de millet yeni bir dile kavuşur. Yarınki nesiller de bu sun'î dili devam ettirirler.

 

İşte, masa başında, uzak ufuklara dalmış mahmur ve donuk gözlerle kurulan hayal, yapılmak istenen şey budur. Başka türlü ebedileşmeleri imkânsız olduğu için, böyle acaip ve sun'î bir çareye başvuranların psikozudur bu.

 

Hâlbuki klâsik olmuş, millî hudutların ötesine şöhret salmış hiç bir sanatkâr, bu mevkie "yeni bir dil uydurarak" gelmemiştir. O, sadece ana dilini sevmiş, gidip onun önünde "diz çökmüş, boyun eğmiş", bu sayede de mâna ve güzellik hazinelerinin anahtarına sahip olmuştur. Çünkü, millî anlayış ve zevkle millet tarafından kurulmuş olan dilde, bir sanatkârı ebedileştirecek güzellikler zâten mevcuttur. Yeter ki sanatkâr ve güzelliğin çizgilerini bulabilsin. Kaynaklarını araştırsın. Şöhret ve başarının imkânlarını sun'î yollarda aramasın. Dile hükmetmeğe kalkışmasın. Aksi halde, en kısa zamanda dilin sillesini yer ve yel değirmenlerine saldıran zavallı Donkişot'tan daha acıklı bir duruma düşer. Dile saygı göstermeyene, yalnız dil değil, dilin gerçek sahipleri de, millet de karşı koyar. Bizim millî tarihimiz, Türk milletinin, Türkçeye saygı göstermeyen sanatkâra karşı nasıl direndiğini gösteren canlı bir destandır.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…