Necip Fazıl Kısakürek'ten Yabancı Başlıklara Tepki

Prof.Dr. Nevzat Gözaydın 04.04.2014 4485
Y

abancı dillerden alıntı sözleri yaygınlaştırma ve kullanma sıklığına çanak tutan öncelikle yazılı ve görsel basındır. Kentli nüfusa büyük ölçüde hitap eden yazılı basında bunun yüzlerce örneğini hemen her gün gazetelerimizde görüyoruz. Haberlerin veya yazı başlıklarının olsun, dergi adlarının olsun binbir örneği ardı ardına sahnelerde boy gösteriyor. Dergi adları demişken, hemen usta yazar Necip Fazıl Kısakürek’ten beri pek bir şeyin değişmediğini göstermek istiyorum. Onun 1940 yılında kitabına aldığı şu şikâyetleri ardı ardına okuyuverelim:

Bir Matbuat Davası

Köprüden kalkan Kadıköy vapurunda, bir havuz üzerindeki sivri sinekler gibi kaynaşan gazete müvezzileri… Bunlardan biri haykırıyor:

- Maç geldi, Maç, Sinemon, Purvu, Maryan.

Uzaktan bir başka ses:

- Konfidans var, Konfidans, Illustrasyon, Vü, Dedektif, Vuala!

Sağdan soldan birkaç ses:

-Parisuvar, Parisuvar, Parisuvar!

Karmakarışık sesler:

- Marikler, Çaytung, Buketo!

Operada, tenor, bariton, bas, soprano avaz avaz haykırken tempo tutan cılız sesler hâlinde birkaç inilti de, Türkiye’de çıkan mecmua ve gazete isimlerini geveliyor. Bu sahnenin ne müthiş bir ifadesi olduğunu kavramak için şöyle bir levha tasarlayalım: Mesela Paris’tesiniz ve Fransız müvezziler var kuvvetleriyle Türk gazete ve mecmualarının isimlerini haykırıyor. Ne buyrulur?

Değil Fransa’da Türk gazete ve mecmuası, dünyanın hiçbir köşesinde hiçbir yabancı neşir vasıtası; bu kadar hararet, bu kadar muhabbet, bu kadar cüretle satılıp alınamaz. Hatta bir müstemlekede, müstemleke sahibinin eserleri bile bu tarz ve mikyasta sürülemez.

Burada kalemimin öfkesini tutuyorum. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz.

Kabahat kimde, satanda mı? Asla! Alanda mı? Oldukça! Yasak etmiyende mi? Yüzde yüz evet!

Hükûmetin bu gibi işlerle meşgul olması ve gözünü dört açması gereken fikir ve hassasiyet merkezleri, belli başlı ihtiyaç sahiplerine vesika mukabili abone hakka vermek şartile, bu işporta malı müzahrafat kültür aletlerine kapılarımızı kapamalı.” (Çerçeve, 1940, s. 81-82, 13.6.1939)

Vaktiyle Fransız Akademyası âzâsından bir zat, genç; nesiller elinde Fransızcanın günden güne bozulduğunu, köklerini ve kanunlarını kaybettiğini iddia etmiş; bu hadise Fransa’da bir küçük kıyamet doğurmuştu. Ya bizim Türkçemiz! Engizisyon zulmüne uğruyor da kimse aldırış etmiyor.

Mekteplerden sarf dersi kalktı kalkalı her hangi bir yanlışı belli etmek için, bir nevi kulak zevkinden başka, müracaat edebileceğimiz mahkeme de kalmadı. Sarf ve nahvi okutulmayan dil! Benim havsalam almaz bunu. 

Türkçe, zavallı Türkçe! O her şeyden evvel kendi içinde, mevcut ve malum o olduğu kadar, öz çerçevesi içinde ihanete uğruyor. Dilimizi resmen unutuyoruz. …

Neredeyse, bir tatlısu frengi edasile (üç adamlar) diye konuşacağız.

Dilimize bir başka ihanet, münevverler Türkçesinin üçte birini müstemlekeleştiren Fransızca kelime istilası. Türk anneleri, iki çocukta bir, Fransız yavrusu mu doğuruyor? Ne rezalet!” (Çerçeve, 1940, s. 83; 24.6.1939)

Millî Hançere

Filân kelime arabca, filân lâtince, acemce, yahut rumca diye bir mesele yoktur. Mesele, muhtaç olduğumuz kelimeleri nerede bulursak hemen benimseyip üzerlerine millî hançere damgasını vurabilmekte. Almancanın almanca oluşu böyledir. Zaten hangi batı dili, kafasını rumcayla lâtinceye emzirtmedi? Yok eğer eskiden yapıldığı gibi, dilimize yabancı dil aşılarını bütün kanunları ve asıllarile tatbik edersek lisanımız o lisanın sömürgesi olur.” (Çerçeve, 1940, s. 83; 24.6.1939)

Yazarımızın bu haklı şikâyetleri toplumumuzun farklı kesimleri üzerinde nasıl bir etki yaptı acaba? Aradan geçen yetmiş küsur yıl içinde yazarlarımızın, köşe kadısı efendilerimizin, basında kalem oynatan muhabirlerin vd. kalem erbabının tutumlarında herhangi bir olumlu gelişme -tabii Türkçenin lehine olması gerekir, aleyhine değil- gözlemlenebilir mi? Bu ve buna benzer soruların karşılığını bulabilmek amacıyla kitapların dergileri sıraladıkları raflarına göz gezdirmek istedim ve şu dergi adları ile karşılaştım:

Bazaar, InStyle, Shout, Wallpaper, Hello, Jolie Glamour, Blonde Hair, Vanity Fair, Life, Vogue, Maria Claire, Elle, Wedding, Cosmopolitan, Burda, Women Health, Formsante, Allmen, Iron Maiden, Watch, Joy Division, Opus, Quality, Fortune, The Ekonomist, Time, Le Point, L’Espresso, Monocle, Der Spiegel, Forbes, Harvard Business Review, Fast Company, Foreign Affairs, History, Esquire, L’Officie1 vs… vs… 

Bütün bunlara şahit olduktan sonra aradan geçen bunca yıla rağmen Türkçenin lehine hiçbir değişiklik olmadığı anlaşılıyor. Bu tutuma kolayca bir de kılıf bulunmakta… Efendim, küreselleşmeymiş, tekelleşmeymiş, basın imparatorlukları artık sınır tanımadan her tarafta hükmünü icra ediyormuş ve daha niceleri.

Çıkar ilişkileri, paranın gücü, daha doğrusu genel bir deyişle ekonomi, bütün değerlerin, düşüncelerin, uygulamaların ve öğretilerin önüne geçirilince bu tür görüntüleri kabullenmek zorunda kalıyoruz. Bu Türk dilinin aleyhine olan olumsuzluklardan da en çok etkilenen kendi öğrencilerimiz ve geleceğimiz oluyor. Ve tabii Türkçenin de geleceği… Hatta bu modaya kapılarak kendi öz çocuklarına bile yabancı artist, futbolcu adları koyanları da görüyoruz.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…