Millî Dilimiz ve Türk Dünyası

M. Halistin Kukul 02.08.2011 3529

M
illî kültürün temel unsurlarından biri olarak dil, korunmaya veya himâye edilmeye muhtaç, tabiî ve hayatî bir anlaşma vasıtasıdır.

Türk Milleti’nin, tarih boyunca çok fazla coğrafyada hâkimiyet sağlaması ve coğrafya değiştirmesi, bu coğrafyalarda, gerek barış ve gerekse savaş esnâsında, diğer milletlerle, münferit veya müşterek münâsebetleri incelendiğinde görülür ki, Türk Dili, çok hazımlı, çok esnek, çok işlek, ilim ve san’ata mânâ açılımlı, şiire, edebiyata, hitabete çok yatkın, çok güzel bir lisândır.

Bütün bu saydığımız hususiyetleriyle yapılan her türlü ticârî, kültürel, örfî, tıbbî, edebî veya ilmî temasta, Türkçe, kendi, mizacımıza/tabiatımıza bir haz menbaı olarak uydurularak, gönlümüze nakşettiğimiz ve kazandığımız kelimelerimizle çok zengin bir dil halini almalıdır. Bu hususta, maalesef önünde engeller bulunmaktadır.

Millî dil anlayışımızı, mutlak surette bütün Türk Dünyası açısından düşünmek zorundayız. Bunun, Türkiye’de iki sıkıntısını senelerdir yaşamaktayız. Bunlardan biri; yabancı kelime istilâsı ve buna “Dur!” denememesi; ikincisi de, esas mücâdele edilmesi gereken yabancı kelimeler dururken, bütün Türk Dünyası’nda kullanılan, herkes tarafından bilinen kelimelerin yerine kelime “uydurulması”dır.

Şimdi Türkiye’de ve Türkistan’da kullanılan kelimelere bir göz atalım:

Millet: Bu kelime Türkiye’de (ulus)a dündürüldü. Hâliyle (millî, Milliyet, Milliyetçi…) gibi kelimeler de yol saptırdı. Halbuki, millet; Azerbaycan, Başkurt, Özbek, Tatar, Türkmen ve Uygurlar tarafından hemen hemen aynı şekilde yazılıyor ve okunuyor. Dolayısıyla, biliniyor.

Teklif: Türkiye’de, bunu (öneri) yaptılar. Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan ve Uygurlar bu kelimeyi bizim gibi söylüyorlar.

İstiklâl: Bizde (bağımsızlık) deniliyor. Azerbaycan (istiglal, müstagillik), Özbekler (müstäkıllik), Uygurlar (istiklal, mustakıllik) diyorlar.

Mısra: Bizde, mısra (dize) oldu. halbuki mısra az farklılıklarla, Azerbaycan’da (mısra), Özbekistan’da (mısrä) ve Uygurca’da da (misra)dır.

Hikaye: Bizde, bir (öykü) furyası aldı yürüdü. Halbuki, Türk Dünyası neredeyse hep hikâye diyor. Düşünüyor muyuz, acaba, bu hâl niçindir? Bakınız: Azerbaycan (hekâyä), Başkurtistan (hikäyä), Kazakistan (hikaya), Kırgızistan (ıkaya), Özbekistan (hikàyä), Tatatirstan (hikäyä), Türkmenistan (hekàya), Uygurlar (hikayä) diyorlar. Peki, ey güzel Türkiyem, sen niçin (öykü) de bu kadar ısrarlısın acaba?

Tabiat: Mâlûmunuzdur ki, Türkiye’de “tabiat” perîşândır. Doğ, köküne bir (a) getirilip, doğa ve ona da Fransızca bir (-al) takısı getirilip tabiî yerine (doğal) uydurdular. Şimdi, hangi yöne dönerseniz dönünüz karşınızda bir doğa ve doğal var. Halbuki; Türk Dünyası hep (tabiat) diyor. Kimin umurunda mı, diyelim?

Azerbaycan (täbiät), Başkurt (täbiğät), Kazak (tabıyğat), Kırgız (tabiyat), Özbek (täbiät), Tatarlar (tabiğat), Türkmenler (tebiğat), Uygurlar (täbiät).

Tabiî kelimesinin kullanışı da şu şekildedir: Azerbaycan (täbii), Başkurt (täbiği), Kazak (tabıyğiy), Kırgız (tabiğıy), Özbek (täbiiy), Tatar (tabiğıy), Türkmen (tebiğı )ve Uygur (tabiiy).

Mektep: Türkiye hâriç, bütün Türk Dünyası (mektep) diyor. Türkiye’de (mektep), maalesef, iddia edildiği gibi (okumak)tan değil, Fransızca (école)den (okul) yapılmıştır.

Azerbaycan (mäktäp), Tatar (mätkäp), Türkmen (mekdep) ve Kırgız (mektep), Özbek (mätkäp), Tatar (mätkäp), Türkmen (mekdep) ve Uygur (mätkäp)tır.

Eser: Türkiye’de, bu çok yönlü yâni çok mânâlı kelimemiz (yapıt) olduruldu. Hatta, şahesere, başyapıt diyorlar. Halbuki, Türk Dünyası’nın tamamına yakını (eser) diyor. İşte: Azerbaycan (äsär), Başkurt (äsär), Özbek (äsär), Tatar (äsär), Türkmen (eser) ve Uygur (äsär) diyor.

Şart: Türkiye’de bunu zorla (koşul) yaptılar. Bir de Türk Dünyasına bakalım: Azerbaycan (şart), Başkurt (şart), Kazak (şart), Kırgız (şart), Özbek (şärt), Tatark (şart), Türkmen (şert) ve Uygur (şärt).

Peki öyleyse; bütün (dünya Türkleri) (şart) derken, bizimkiler (koşul)da niçin bu kadar ısrar etmektedirler? Diye sormak hakkımız değil midir? Bunun mutlaka bir sebebi olmalıdır. Çünkü dil ilmi, şart kelimesinin karşılığı olarak (koşul)u asla göremiyor. Her şeyi ile yanlış!

Cevap: Biliyorsunuz, bizde okul kitaplarına zorla yazılan ve çocuklara söyletilen bir (yanıt) var. Halbuki, dünya Türkleri, hep (cevap) diyor:

Azerbaycan (cavab), Başkurt (yavap), Kazak (javap), Kırıgız (cöp), Özbek (cävàb), Tatar (cavap), Türkmen (coğàp) ve Uygur (cavap).

Sözlerimizi Şâirler Sultanı Necip Fâzıl’ın ufuk açıcı şu görüşleriyle bitirelim:

“Kömür, topak altında elmas oluncaya kadar binlerce yıl pişiyor. Dildeki kelimeler de öyle… Milletin dilinde yıllarca pişecek ki, kalple dudak arasındaki elmas dizili nakili vücuda getirebilsin… Sonradan da zorla bu nakile dizilecek her madde, o milletin ruh ve idrâk temeline en korkunç bir suikasttır. Böyle bir lisanın adı da, Türkçe değil, uydurukça… Bir milletin öz dili, âlimlerin, aydınların, yabancı kültürlerle temasta olanların lisanı değil, hatta, okur-yazar olmayanların, bakkalın, çakalın, hamalın, işçinin, dadının, babaannenin, köylünün, neferin dili… bunların bilmediği hiçbir kelime Türkçe olamaz.”

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…