Hükûmet Olmakla İktidar Olmak Arasındaki Fark Neye Bağlı

Rahim Er 19.06.2021 1562
D

il, insanın kendini ifade şeklidir. İnsan, “dil” denilen lisanla fikir ve duygularını açığa vurur… bunlar teklif, tenkid, sevniç ve acı gibi şeylerdir. Dilin malzemesi kelimelerdir. Bir dilde ne kadar çok kelime varsa o dil o kadar zengindir. Zengin kelime hazinesine sahip olan lisanlarda büyük eserler verilebilir. Zira insan, kelimelerle düşünür; eserlerin tuğlaları kelimelerdir.

Türkçe gibi tarihî dillerin binlerce yıllık kelimeleri vardır; Türkçe de yabancı ve yaşayan dillerden kelimeler almıştır. Ancak, imparatorluk kurmuş ve Türkçeyi imparatorluğun resmi lisanı yapmış Türkler, ihtiyaç duydukça aldıkları yabancı kelimeleri Türkçenin potasında eriterek bizim yapmışlardır. Meselâ; “gül” kelimesi farsçadır. Lakin kelime Farsçada “gul”dür. İstanbul Türkçesi, bu kelimeyi gül’e çevirmiştir. Şimdi, bir an için dilimizde “gül” kelimesinin olmadığını düşünün… fakirleşmenin çapını biz şahsen hesap edemiyoruz. Sevdiklerimize “gülüm” diye hitap ederiz ama “çiçeğim” demeyiz… fakat soracağımızı sarıçiçeğe sorarız. 

Ecdad, çiçek kelimesini muhafaza etmiş; muhafaza etmeğe de mecburdu; zira tabiatla içiçeydi ve her taraf çiçekle doluydu. Ama bu kelimenin yanına gül kelimesini de getirmiş; gülde Sevgili Peygamberimizin, sallallahü Teâlâ aleyhi ve sellem, mübarek terinin kokusunu duymuş; ve gönlünün güzeline gül yanaklım demiş; konağının ahşap duvarına hatta tavanına ise çiçek motifleri nakışlamıştı.

…dille oynamamak ve dili zorlamamak lazımdır. Her millette ve her devirde bir üst tabaka ve bir de halkın dili vardır. Kelimelerin hayat bulduğu yerler yazılı metinler ve günlük ifade ihtiyaçlarıdır. Bakınız maksadı çok da ifade etmediği halde “bilgisayar”, “kompütür”ü yenmiştir. Fakat TDK’nın teklifi “belge geçer”in faks kelimesini eskiteceği çok şüphelidir. Hem geç kalınmıştır hem de belge geçer, faksa göre uzundur.

Osmanlı toplumu, komplekssiz bir toplumdur. Bir İstanbul’un kaç çeşit ismi ve unvanı vardır bilirsiniz. İstanbul, Dersaadet, Dar-ül Hilafe, İslambol, İstanbol, Asitane, Payitaht…ve Konstantinopol. Halbuki bu son unvan, Bizans’ın kullandığı isimdir. Osmanlı Konstantinopol kelimesini üstelik son zamanlarına kadar kullanmıştır; hem de paralarında. Büyük ve kendinden emin.

Biz “entelektüel boyut” dedik ya! Vah efendim “bu da ne demek?” kabilinden tutucu homurtular. E, kardeşim sen, “münevver” kelimesine sahip olamaz; “aydın” kavramını da yerine oturtamazsan “entelektüel” gelir ve lisanına yerleşir. Entel’le entelektüel’i karıştırmamak lazım. Entel, Fransızca’daki bohem, Türkçedeki berduş kelimeleri mukabilidir. Entelektüel ise fikir işiyle uğraşan demek. Atalarımız, ne kadar komplekssizse biz de o kadar alınganız. Zaman zaman gazetelerde okursunuz: Küstah Yunanistan İstanbul’a ‘Konstantinopol’ dedi. Türkler de “Selanik” diyor; demeliyiz de… inanırmısınız biz, mısrasına küçük harfle başlıyor diye o şaire “komünist” denildiğine şahit olduk. İslam harflerinde küçük harf-büyük harf diye bir mesele var mı?

Kültür, bir milletin ortak yaşama üslubudur. Medeniyet, milletlerarası ve fakat kültür millidir. Boğaz köprülerimiz medeniyet eseridir. Laleli mavi çinilerse milli kültürümüzün güzellikleridir. Kültür, o kültür mensuplarının hayata bakış tarzlarını ortaya koyar. Batılı aile, çocukları yetişme yaşına gelince onları hiç de merhamet etmeden hayatla karşı karşıya bırakır. Meselâ Almanya’da onüç-ondört yaşına gelmiş çocuklardan ebeveynlerinin kira istediklerini biliyoruz. Bizde ise aile fertleri ölünceye kadar en kuvvetli duygularla birbirlerine bağlıdırlar. Hatta öldükten sonra da… kabir ziyatretleri, ölülerimize fatiha ve yasin-i şerif…hediye etmelerimiz bundandır. 

Eski şehirlerimizde ölülerimizle dirilerimiz içiçedir. Seferiliğin kabristandan çıkışla başlamasının ne çok anlamı vardır. Bizim komşuluk geleneğimizde hanımlar, pişirdikleri yemeklerden komşularına da bir kab götürürler. Yıllar önce İsviçreye taşınan bir Türk ailesinin hanımı komşu eve buradaki adetle yemek götürdüğünde İsviçreli hanım, hareketi önce hayret ve fakat sonra gıpta ile karşılamıştır. Daha tuhafı ise aynı İsviçreli ailenin bizim Türk hanımın ikram ettiği karpuz dilimini kabuğuyla yemeğe kalkışmasıdır. Zira işçilerimiz, Avrupa’ya gidene kadar batılılar karpuzu da patlıcanı da bilmiyorlardı.

Kültürü bir toplumun en alt tabakalarından başlayarak köylerden şehirlere kadar insanlar, yüzlerce yolda meydana getirirler, dil ve kültür, edebiyat dediğimiz şiir, hikaye, masal, efsane, roman ve tiyatronun iki ana malzemesidir.

Edebiyatçılar, mensubu oldukları milletin kültür unsurlarını o milletin lisanını kullanarak kitaplaştırmıştır. Meselâ Kırgız romancı Cengiz Aytmatoğlu, Kırgız efsanelerini romanlaştırarak dünya çapında eserler vermiştir. Bunun gibi menkıbe kıssa ve tarihi hadiselerimizi de biz romanlaştırabilir; romanlaştırmalıyız. Türkçe’nin dünya çapındaki romancısı Cengiz Aytmatov’a yukarıda “Cengiz Aytmatoğlu” dediğimiz dikkatinizi çekmiştir. Bunun sebebi İstanbul’da misafirimiz olduğunda bu konuda kendisinden izin almamızdır. Bu milletin evlatlarının soyisimlerinin (ov)la, (of)la, (oviç)le bitmesi insana dokunuyor. Cengiz bey’e isminizi “Cengiz Aytmatoğlu” diye yazabilir miyiz? Dediğimizde “tabiî dedi, ancak kendim değiştiremem; çünkü dünyada böyle tanındım.” O gün Cengiz Aytmatoğlu ile uzun bir konuşma yapmıştık. Büyük romancıya “yazı hayatınıza başlamanıza ne vesile oldu? dedik. Cevap, tüylerimizi diken diken etti:

“Küçüktüm, köydeydik. Ruslar gözümün önünde babamı öldürdüler. Acılarımı bir yerlere dökmek zorundaydım; kağıda döktüm.”

Acılar, sevinçler, fikirler, duygular tarihi ve millî miras kağıtlara dökülürse eserler ortaya çıkar; hem ortaya çıkar, hem yaşar hem zenginleşir. Zenginleşmeyi şu manada kullanıyoruz. Tâ Âdem aleyhisselamdan başlayarak ve hususiyetle Kâinatın Efendisi zamanından günümüze kadar tarihi vak’a ve menkıbeler, kıssalar kitaplaşmalıdır. Bunlar kitaplaştıktan sonra sinema filmi, televizyon dizisi yapılabilir; belgeselden ses kasetine ve bilgisayar ortamına aktarılabilir. İslâm ve Türk tarihi kıssa, menkıbe ve efsanelerimiz, elimizdeki hazinelerdir. İyi film iyi senaryo ile iyi senaryo iyi romanla mümkün. 

Radyo-televizyon şirketlerinden, gazete ve dergilerden önce mütefekkir ve yazarlara ihtiyaç vardır. Bugün görsel sanat ön plandadır. Fakat bunun temeli de yine fikir ve kalemdir. Bir yabancı film, hatta bir yabancı reklâm, bir millete; onun gençliğine öyle radikal etkiler yapıyor ki saymakla bitmez…kelimelerle, müzikle, mimiklerle, hitap şekliyle, giyim tarzıyla, yatağın kullanışıyla vs. Bakınız Son Dans’ın oyuncusu idam edilsin mi, edilmesin mi “last dance” olarak bunu tartışıyoruz.

Biz de nelerle uğraşıyoruz değil mi? Evet, bugün dindarlar, hükûmet olmuştur; bu şükredilecek bir nimettir. Ama fakir, hükûmet olmakla iktidar olmak arasındaki temel meseleye temas etmek istiyor. Yoksa şu sütuna siyasi “dedim-dedi”leri taşımak çok kolay, merhum Adnan Menderes on sene hükûmet etmiş; fakat bir gün iktidar olamamıştı. İnşallah tarih tekerrür etmez…artık devletin de küçük devletler holdinglerin de fikir ve kalem erbabına en üst seviyede kıymet vermelerini bekliyoruz. Hükûmet olmakla iktidar olmak arasındaki ince fark işte bu “kıymet” anlayışına bağlıdır. 

 

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…