Gerçekleri Çarpıtma Aracı Olarak Dilde “Özleştirme”

D. Mehmet Doğan 04.03.2021 1768
T

ürkçe yılı eğer bir proje ise, bu projenin hayata geçirilmesi için devlet teşkilatı bünyesinde muhatap bir kurum var mıdır? Vardır, ama yoktur! Varlığı ile yokluğu anlaşılamayan bir “Kurum” vardır. Başlangıçta Türkçeyi bin yıldır yatağından çıkarmak için kurulmuş olan Türk Dil Kurumu, bu işi 1980’lere kadar hakkıyla yapmıştır. Türkçenin bugün maruz kaldığı felaketler için adres bellidir! 1980’den sonra bu kurum Devlet Kuruluşu haline getirilmiştir. O tarihten itibaren bu kuruma kırk yıldır yaptığı işin tersini yaptırılmaya çalışılıyor. Fakat hâlâ “dil bayramı” kutlanıyor, hâlâ “dil devrimi” makbul görülüyor. Geofferey Lewis’in tabiriyle bu “Trajik başarı” ile övünülüyor. Kırk yıllık Yani, olur mu Kani!

Türkçe bugün dil devrimi öncesinden beş beter yabancı dil istilasına maruz kalmıştır. Bundan daha beteri, arılaştırma belâsıdır! Dilimiz bu özleştirme, arılaştırma belâsından kurtulmadan ilmin kapısından giremeyiz, gerçek edebiyatın kenarına bile ilişemeyiz…  Bu sözün sağlamasını yapmak için çok fazla zahmete girmek gerekmiyor. Birkaç “akademik” makaleye bakmak yeter. 

İntihalden daha büyük bir dert: Arılaştırma çarpıtması!

Akademide “intihal” (çalıntı) büyük bir dert, ilk sıraya o konuluyor. Henüz çaresi bulunamadı, bulunma ihtimali de yok gibi. İkinci sırada, kullanılan kaynaklara sadakat meselesi var. Bu da en az birincisi kadar önemli bir mesele, fakat üzerinde duran yok. Bu da ne demek?

Şu demek: Bir kaynak kullanıyorsunuz, onu yerli yerinde kullanmanız, hakkını teslim etmeniz gerekir. Çarpıtarak, yamultarak, tersine çevirerek kullanamazsınız. Bütün bunlar yapılıyor, daha ötesine de geçiliyor: İktibas ettiğiniz metni kafanıza göre siz yazıyorsunuz. Yani iktibas sizin çarpıtma eseriniz oluyor! “Bu kadarı da olmaz” demeyin. Türk akademisinde olmazlar olur! Geçenlerde bir makale okuyorum, yazı sahibi Faruk Kadri Timurtaş’ı kaynak gösteriyor ve ondan iktibasta bulunuyor, “alıntı” yapıyor. (Bu “alıntı”nın “çalıntı” tarzı bir kelime olması ilgi çekici.) Buyurun beraber okuyalım:

“Bilinen bir kökün ve işlek bir biçimbirimin kullanılması, biçimbirimin işlevi ve anlamı arasında koşutluk bulunması, sözcüğün ses bilgisel açıdan melodik olması” gibi özellikleri taşımayan bir sözcük dil bilgisi kurallarına uymaması sebebiyle yanlış ve uydurmadır.”

“Alıntı”nın Faruk Kadri Timurtaş’ın Uydurma ve Uydurma Olmayan Yeni Kelimeler Sözlüğü’nden yapıldığı belirtiliyor (sf. 25).

Rahmetli Timurtaş Hoca ile tanışırdık. Vefat edeli 28 sene olmuş. Fikri, zikri, davası, meselesi olan bir dilci idi. Şimdinin bazı “dilci”lerine bakınca ona “dilci” demek haksızlık olur! O mesleğinin hakkını veren bir türkçe müdafiî idi. Ömrünce uydurma, yalan yanlış, sentetik dille mücadele etti.

İşte onun Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ndeki kemiklerini sızlatan bir ahlâksızlık bu. Hoca’nın kullanmadığı, kullanılmasını doğru bulmadığı, türkçeye zarar verdiği için reddettiği kelimeler karıştırılarak yapılan bu tahrifata “rezalet” demek az gelir.

Timurtaş “koşut” ve “koşutluk” kelimelerini yanlış buluyor, asla kullanmıyor. İşlev, sözcük de öyle. Bunları ona mal ederek metin aktarıyor görünmek ilim ahlakıyla bağdaşmayan bir iştir, düpedüz saygısızlıktır. Bu mesela Osman Hamdi Bey’in meşhur Gebze manzarası tablosundaki Osmanlı evlerini beğenmeyip, yerine “çağdaş” bir apartıman resmi yapıştırmak gibidir! Hatta daha ötesidir: Örtülü hanımların yerine mayolu kadın resimleri koymaktır! Şimdi metnin orijinalini okuyalım:

“(Kelimenin) Bilinen bir kökten canlı (işlek) bir ekle yapılması, ekin fonksiyonuna göre manasının uygun olması icab etmektedir. Ayrıca teşkil edilen kelimenin ses bakımından da güzel olması lâzım gelmektedir. Bu dört şartı ihtiva etmeyen yeni türetilmiş bir kelime doğru değildir; hatalıdır veya uydurmadır.”

Timurtaş’ın metninde değişmeyen kelimeleri siyah olarak işaretledik. Hepi topu 6 adet. Toplam kelime sayısı: 41! Adını vermeyeceğim bu k’akademisyen ne yapmış? Timurtaş’a kullanmaktan hazzetmediği kelimeler kullandırtmış. Metne “biçimbirim, sesbilgisel, melodik” gibi kelimeler eklemiş. Timurtaş biçimbirim yerine yapılık, yapım eki; sesbilgisel yerine fonetik veya sesçil diyebilirdi. Gerek görmemiş. Melodik yerine de “ses bakımından da güzel olması lâzım” demiş zaten.

İki metin arasında çok önemli bir fark var: Tahrif edilmiş metni anlamak zor, fakat orijinal metin kolaylıkla anlaşılıyor! Yazıda Tahsin Banguoğlu, Necmeddin Hacıeminoğlu, A. Bican Ercilasun gibi hocalardan da iktibaslar var. Aynı ahlak dışı müdahale onların metinlerine de yapılmıştır.

Timurtaş hocadan bir örnek daha vereceğim. Bu defa önce onun metnini okuyalım:

“Bir psikoloji terimi olarak okul kitaplarında yer alan bellek, artık az da olsa bazı yazarların kalemleriyle gazetelere de girmiş bulunuyor. Bellek ‘hâfıza’ demekmiş. Bellemek fiilinden (-k) eki ile yapılan kelime, şekil bakımından yanlış olmamakla beraber, mâna ve mefhum yönünden hatalıdır. Bellemek ‘öğrenmek, bilmek’ mânası ifade eder. Hâfıza ise öğrenmek değil, öğrenilen şeylerin zihinde saklanmasını sağlıyan meleke demektir. Hâfıza mefhumunda öğrenilen, bilinen şeylerin zihinde saklanması hususu bulunmaktadır. Esasen hâfıza ‘hıfz’ kökünden gelir ki, saklama-koruma mânasındadır (muhafaza da aynı kökle ilgilidir).”

Nasıl? “Hoca haklı” diyorsunuz. Şimdi bu ismi lâzım değil k’akademisyenin tahrifatına bakalım:

Sahih Türkçe yazıları Yargı mahkemesi!

“Hafıza sözcüğüne karşılık gösterilen ve bir psikoloji terimi olan bellek sözcüğü, bellemek eylemi üzerine -k türetimsel biçimbiriminin eklenmesiyle oluşmuştur; fakat söz konusu sözcük biçimsel açıdan doğru olmasına rağmen anlamsal ve kavramsal açıdan yanlıştır. Bellemek “öğrenmek, bilmek” anlamına gelmektedir. Hafıza sözcüğü ise “öğrenilenlerin zihinde kalmasını sağlayan yeti” anlamını taşımaktadır. Hafıza kavramı bu anlamı içermemektedir, bu sözcük aslında hıfz kökünden türemiştir ki “saklama, koruma” anlamını ifade etmektedir”

Şimdi bu “ilim” mi? Bunlar ilimden anlamaz, hadi yeniden soralım: Bu “bilim” mi? “Bilim ahlakı” ile bağdaşır mı? Yoksa “bilimde ahlak aranmaz” mı? Hadi bu saygısız iktibasları tahrif ederek makalesine aldı, bu yazının yayınını uygun gören hakemler bunu fark etmediler mi? Etmedilerse bir dert, ettikleri halde göz yumdularsa bin bir dert! “Türkçe kimlerin elinde oyuncak?” sorusunun cevabını uzun boylu aramaya gerek yok. Bugün akademide bunlar racon kesiyor, devletin kurumu bunlarla iş yürütmeye çalışıyor. Ört ki ölem! Türkçeye ağıt yakma yılındayız!





İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…