Dünden Yarına Türkçe

Rahim Er 10.06.2021 1238
G

eçen gün bir televizyon çekimine iştirak ettik.

Konu dil’di.

Türkçe’ye dair konuşacaktık.

Öyle de yaptık.

Biraz kalabalıkça tutulan konuşmacılar, yazarlar ve üniversite mensuplarıydı.

Program açılıp da herkes bildiğini söylemeye başlayınca bazı hatıralar gözümüzde canlandı. 80 öncesinde toplum sadece siyasi görüşleri ile değil, kullandığı kelimelerle de bölünmüştü. Bir taraf, diğer tarafın kelimesini kat’iyyen ağzına almazdı. Devletin radyo ve televizyonu başta olmak üzere bazı gazeteler, üniversite ve bir çok münevver çevre Türk Dil Kurumu’nu baskı ile babalarımızın, dedelerimizin, kelimelerini terk ederek onun yerine çıkartılan kelimeleri tercih ediyordu.

Öyle ki bu hal bir kısım yer ve meslekler için mecburiyet halini almıştı. Bir kelime yüzünden doktora hakkını kaybedenler veya sınıfta kalanlar oluyordu.

TDK bir dernekten başka bir şey değilken dayatmalarla Türk kültürü üzerinde ağır bir yönlendirici fonksiyon icra ediyordu.

O günlerde insanlar, kullandıkları kelimelerle damga yemekteydiler.

Mes’ele bu kadar vahimdi.

Neyse ki 12 Eylül 1980’de Türk Dil Kurumu kapatıldı da Türkçe nefes alabildi.

“Türkçe’yi Arapça, Farsça kelimelerden kurtarıyoruz! İddiası ile O’nu nerede ise bir kabile dili haline getireceklerdi.

Bu sebeple TDK’ya kızanlar haksız değildi.

Kızgınlığın şiddetini Azeri bir edibin kısa bir sözü ifade etmeye yetiyor. Koyu bir TDK dostu olan Şükran Kurdakul’un bize anlattığına göre Azeri şair veya yazar Bakü’de kendisine şöyle demiş;

Bizim iki düşmanımız var. Biri Türk Dil Kurumu diğeri de Sovyetler Birliği. Müfrit Dil Kurumu, sadece Türkiye Türklerinin değil yurtdışı Türklerinin de ciğerlerini kavurmuştu. Bu sebeple O’na böyle diyorlardı.

O zamanki TDK akıl almaz hatalar içindeydi.

Türkçe’yi fakirleştirdikçe fakirleştirdi.

Masa başı çalışmaları ile bir kabile dili durumuna düşmemize bir şey kalmamıştı.

12 Eylülden sonra TDK’nın ortadan kalkması ile Türkçe tabii mecrasında yol almaya başladı.

Bu başlangıçla birlikte sevilip benimsenen kelimeler kaldı, diğerleri elendi. Unutturulan, yok edilmek istenen haylice kelime de yeniden dönüş yaptı .

Ama; TDK yüzünden kaybımız akıl-almaz ölçülerdedir.

En güzeli dile müdahale olmamasıydı.

Dili evde analar, kültür ve edebiyat hayatında yazarlar inşa ederler. Doğru ölçü yaşayan Türkçe’dir. Pazardaki seyyar satıcı, masa başında uydurulan kelimelerle bağırmaz, anne evladını köksüz mazisiz kelimelerle değil, kendi anasından-atasından işittiği kelimelerle paylar.

Türkçe, sevgiler ve kızgınlıklar anında kendiliğinden kullanılan dilin adıdır.

Yaşı ilerlemiş bazı aydınların durup düşünerek, kendilerini zorlayarak TDK kelimelerini zihnen araya-bula konuşmaları özürlü Türkçe’dir.

Keyfiyet böyle iken bazıları hâlâ asrın başına takılmış kalmışlar. Bozuk bir taş plak gibi aynı şeyleri söyleyip durmaktalar.

Arapça-Farsça!

Hayır sadece Arapça-Farsça değil; Türkçe, hiçbir dilin hakimiyetinde olmasın.

Ama; siz O’nu doğu dillerinden kurtarmaya çalışırken batı dillerinin esaretine soktunuz.

Bütün Avrupa lisanlarının kaynağı Latince’dir. İslamiyet’ten sonra Türkçe’ye de Arapça temel olmuştur. Bin yıldır kullandığımız kelimeler artık bir çoğunun bizdeki mânâsı ile Arapça’daki farklıdır. Biz mektebi okul yerine kullanırız. Onlar ofis karşılığı.

TDK’nın Türkçeyi yoksullaştırması batı kaynaklı kelimelere yaradı. Doğan boşluğu onlar doldurdular.

Bugün dahi bazıları hâlâ dünün kavgasındalar. Kavgasında ve kafasında.

Aynı kafa ve anlayışla yine “Arapça-Farsça” diyorlar.

Halbuki; dünyada saf dil yoktur; olamaz. Hele şu küreselleşme sürecinde mümkün değil. Milletler birbirinden kelime alıp verir. Bundan daha tabii bir şey olabilir mi?

Mühim olan kelimenin çıkış milleti değil; Türkçe’deki yeridir.

Kendimizi, fikrimizi, maksadımızı hangi kelime ile en iyi ifade etme imkânına sahipsek onu tercih ederiz. Dil anlaşma vasıtası ise doğrusu bu. İster Türkçe, ister Arapça, ister İngilizce. Elbette gönlümüz misk kokulu ana dilimizden yana. Mecburiyetler, öyle gerektiriyorsa ne yaparsınız?

Hem üstelik; dünkü çekişmelerle nereye varılabilir?

Türkçe’nin önündeki problem, İstanbul’da çıkan bir kitabın Aşkâbâd’da satabilmesidir.

Gazeteler de öyle. Asıl buna kafa yormalı.

Televizyon yayıncılığında kendi hinterlandımızı bulmaktayız. Onu yazılı basına da taşımamız lazım. Dış Türklerle müşterek kelimeleri dikkatle korumamız lazım.

Kısacası, dil kendi kanunları ile vardır ve bu varlığı ile hayatını idame ettirir.

TDK öldü; Türk dili ise yaşıyor.

 

 

 

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…